19 Mart 2009

Bu son Dünya Su Forumu olabilir

Ümit Şahin*

Bu yazı 19 Mart 2009 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanmıştır.

İklim, su, zehirli atık ticareti, ozon tabakası ya da genel olarak çevre íle ilgili uluslararası zirveler 1972’deki Stockholm İnsan Çevresi Konferansı’ndan beri yapılıyor. Aralarında Kyoto, Montreal, Rio gibi iyi bilinen örneklerin de olduğu çevre zirvelerinin kabul görme nedenlerinden biri, söylediklerine ve yaptıklarına yönelik itirazlar olsa da, uluslararası meşruiyetlerinin çok fazla sorun oluşturmamasıdır. Çünkü bu zirveler Birleşmiş Milletler çatısı altında, UNEP, UNFCCC gibi BM örgütleri tarafından yapılır. Zirvelerin ana gövdesini hükümetler arası görüşmeler oluşturur, üniversiteler, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve STK’lar da zirvelere ya da zirvelerin sivil toplum ayağına yan etkinliklerle, konuşmacılarla ve standlarla katılırlar, zirveler sırasında mutlaka protestolar ve alternatif toplantılar düzenlenir.
Şu anda İstanbul’da sürmekte olan Dünya Su Forumu, işte bu tür uluslararası çevre zirvelerinin bir taklidinden ibaret. Hatta 1972’den beri devam eden uluslararası çevre zirveleri geleneğinin ‘özelleştirilmesi’ çabası bile sayılabilir. Çünkü bu toplantı Birleşmiş Milletler tarafından değil, Dünya Su Konseyi adında bir kuruluş tarafından düzenleniyor. Bu konseyin kurucuları ve yöneticileri büyük çok uluslu su şirketleri, asıl iş alanları baraj yapımı olan inşaat şirketleri ve bu şirketlerin oluşturduğu BINGO (Business Oriented NGO) tipinde, yani üyesi olan şirketlerin ortak çıkarlarını savunmayı amaçlayan örgütler. Örneğin bu BINGO’ların en bilinen örneklerinden biri Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu. Konsey içinde FAO gibi bazı BM örgütleri de var, ancak bunların organizasyonda ve kararlarda etkin olmadığı, İstanbul’daki forumla UNESCO arasında esen soğuk rüzgarlar nedeniyle bir kez daha ortaya çıktı.

Bir taklit
İstanbul’da yapılan 5. Dünya Su Forumu, daha hazırlık aşamasında büyük tartışmalara neden olmuştu. Dünya Su Konseyi içinde zaten gerçek anlamda bir çevre veya insan hakları örgütü bulunmuyor. Ancak toplantının düzenlenmesine katılmak isteyen kimi çevreci sivil toplum örgütleri de dışlanmış, parasını verip katılanlar bile istedikleri konu ve konuşmacıların yer almasını sağlayamamıştı. Dünya Su Forumu denen organizasyon, tamamen su ve baraj şirketlerinin iş anlaşmaları kovaladığı, hükümet ve belediyelerin de şirketlerle ilişkilerini geliştirdiği bir organizasyondan ibaret. Peki o halde neden, örneğin bir baraj fuarı değil de, gösterişli bir “su forumu” düzenliyorlar?
Bu sorunun cevabı, amaçlanan şeyin meşruiyetinin olmamasında. Su da, tıpkı hava, rüzgar ve güneş ışığı gibi herkese ait bir ortak mal. Suyun kullanım hakkı, nerede bulunuyorsa oradaki insanlara ve diğer canlılara ait. Dünya Su Forumu’nun asıl amacı ise akarsuları, gölleri ve su kaynaklarını çeşitli yollardan özel şirketlerin yatırım alanı haline getirmek. Bunu da sürekli suyun kıt olduğunu vurgulayarak ve biz daha iyi yönetiriz diyerek kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Forumun amacının bu olduğu, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Forum boyunca her fırsatta iş dünyasına baraj ve diğer yatırımları yapmaları için çağrı yapmasından da belli oluyor. Eroğlu belki de dünyanın çevreyi korumaktan değil, çevreyi tahrip edecek yatırımlar için iş bağlantıları kurmaktan sorumlu tek çevre bakanı. Herhalde çevre açısından bu kadar sorunlu yatırımların, aracısı Çevre Bakanı olunca daha kabul edilebilir olacağı düşünülüyor.
Dünya Su Konseyi’nin fuar yerine forum yapması da aynı mantığın bir ürünü. Su sorununun çeşitli boyutlarını, erişim, sürdürülebilirlik gibi gerekli anahtar sözcükleri yerli yersiz kullanarak gündeme getirince, doğanın insanlara sunduğu en önemli armağan, şişelenip satılacak, daha fazla elektrik üretmek uğruna baraj göllerinde tutulup yatağından koparılacak, insanların yaşayıp tarım yaptığı toprakları yutacak ve kaynakları şirketlere satılacak ticari bir mal haline getiriliyor.

Faraklılıkları suda boğmak!
Dünya Su Forumu, İstanbul macerasına işte böyle bir meşruiyet kriziyle başlamıştı. Ancak Forum’un açılışında olanlar, olmayan kredilerin de bütünüyle tüketilmesine neden oldu. Açılışta sadece “riskli barajlara hayır” yazılı rengarenk bir pankart açtıkları (ve muhtemelen bayağı bir alkış da aldıkları) için, Uluslararası Nehirler Ağı’ndan iki kişi önce gözaltına aldı, sonra sınır dışı edildi. Ardından polis forumun yapıldığı yerin önünde protesto gösterisi yapan gruba coplar ve gaz bombalarıyla müdahale etti ve 17 kişiyi gözaltına aldı. Bütün bunlar Dünya Su Konseyi’nin ve ev sahibi AKP hükümetinin “Farklılıkların Suda Yakınlaşması” değil “Farklılıkların Suda Boğulması” anlayışına sahip olduğunu gösteriyordu.
Bu arada Dünya Su Forumu’nun yayınlamak istediği İstanbul Su Mutabakatı da tehlikede. Bazı Latin Amerika ve Avrupa ülkeleri suyun bir insan hakkı olduğu ve kamusal olarak yönetilmesi gerektiği gerekçesiyle İstanbul Su Mutabakatı’nı reddetmeye hazırlanıyorlar. UNESCO Uluslararası Hidrolojik Programı da, kültürel çeşitlilik konusunu gündeme almak istemeyen Dünya Su Forumu’nun tematik oturumlarının organizasyonundan ismini çekti.
Üç yıl önce Meksika’da yapılan 4. Dünya Su Forumu ilk kez yapılan alternatif forum ve on binlerin katıldığı protestolar nedeniyle zorlanmıştı. Bu yıl İstanbul’da yapılan beşinci forum, daha da büyük tartışmalar arasında zar zor yapılabiliyor. Şu anda foruma protestolar, UNESCO ile yaşanan sorun ve alternatif forumlar damga vurmuş durumda. Farklı düşünen yabancı katılımcıların sınır dışı edilmesi, polis şiddeti gibi hem Forum’un antidemokratik yapısını ifşa eden, hem de ne yazık ki toplantının Türkiye’de yapıldığını herkese hatırlatan olaylar da bunlara eşlik ediyor. Eğer içerik ve katılım olarak zaten kimseyi tatmin etmeyen Dünya Su Forumu, İstanbul Su Mutabakatı üzerinde de yeterli mutabakatı sağlamayı başaramazsa, İstanbul’da yapılan bu beşinci toplantının son Dünya Su Forumu olması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü Dünya Su Forumu olmayan meşruiyetini son yaşananlar nedeniyle iyice kaybetmiş durumda.
BM Asamblesi Su Danışmanı Maude Barlow’un tek amacı su şirketlerinin çıkarlarını savunmak diye tanımladığı bir organizasyonu uluslararası bir çevre zirvesi gibi sunmaya devam etmek bundan sonra hiç kolay olmayabilir. Galiba asıl çözüm, Dünya Su Forumu’nun belki de tek faydası olarak giderek büyüyen uluslararası su hareketinin kendi bağımsız gündemini devam ettirmesi, kamusal ve ekolojik su kullanımı için sesini daha fazla duyurması. Belki bu sayede çevre bakanımız da baraj müteahhitlerinden çok doğanın ve barajlara karşı mücadele eden halkın sesini duymaya başlayabilir.

* Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

Hiç yorum yok: