Bu blogda, gazete ve dergi yazılarım yer almaktadır. Akademik yayınlar ve makaleler - Yeşil Gazete yazıları
İklim Değişikliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İklim Değişikliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Şubat 2012

Buzul çağı yalanları

Bu yazı 5 Şubat 2012'de Radikal İki'de yayımlanmıştır.

Hürriyet 31 Ocak’ta “Mini buzul çağı geliyor” manşetiyle çıktı. Haberin spotunda “İngiltere’de yapılan iklim araştırmasından şok sonuçlar çıktı: Dünyada 1997’den beri hava sıcaklıkları yükselmiyor. Küresel ısınma devri bitti, mini buzul çağı başlıyor” deniyordu. İklim değişikliği konusunda az çok bilgi sahibi olan herkes bu tür haberlerin yıllardır süren bir kampanyanın parçası olduğunu, havalar soğuk gittiğinde, iklim zirveleri yaklaştığında ve benzeri vesilelerle küresel ısınmanın varlığını reddeden haberlerin belli kaynaklar yoluyla piyasaya sürüldüğünü bilir. Yani küresel ısınmanın bittiği falan yok. Küresel sıcaklıklar atmosferdeki karbondioksit seviyesinin yükselmesine bağlı olarak son yüzyılda ortalama 1 derece arttı, buzullar eriyor, kuraklık, seller, orman yangınları, kasırgalar gibi iklim felaketleri yayılıyor, iklim göçleri mülteci krizini derinleştiriyor. Üstelik böyle giderse 2 derece sınırı beklediğimizden çok daha çabuk aşılacak.

21 Ağustos 2011

Sadaka değil, iklim borcu

Bu yazı 21 Ağustos 2011'de Radikal İki'de yayımlanmıştır. 

Dünyanın önde gelen insani yardım kuruluşlarından Oxfam, geçtiğimiz günlerde Doğu Afrika’da yaşanan insanlık dramıyla ilgili bir rapor yayınladı. Oxfam, yoksulluğa ve adaletsizliğe karşı 97 ülkede çalışmalar yürüten uluslararası bir örgüt. Örgütün ismi ilk kez 1942’de Britanya’da açlığa karşı mücadele etmek için kurulan Oxford Komitesi’nden (Oxford Committee for Famine Relief) geliyor. Yani Oxfam bir çevre kuruluşu değil, yeşil ideolojiyi savunmuyor, bu alanda özel bir iddiası da yok. Kıtlıkla ve açlıkla mücadele örgütün en önemli uzmanlık alanı.

21 Mayıs 2011

Nükleersiz ve karbonsuz bir dünya mümkün

Bu yazı Küresel BAK'ın Mayıs 2011'de Fransa'da yapılan G8 zirvesine karşı hazırladığı broşürde yer almıştır.


Enerji krizi yüzyılın en büyük göz boyaması. Ülkeleri de, insanları da gelir düzeyleri, yaşam biçimleri ve öncelikleri ne olursa olsun, sonsuz bir enerji ihtiyacının nesnesi haline getiriyor. Basit bir denkleme dayanıyor “enerji krizi” söylemi: Her geçen gün daha fazla enerji tüketmek zorunda olduğumuz, ancak daha fazla enerji tüketerek “daha iyi” yaşayabileceğimiz, bunun için de mümkün olan her türlü kaynağı sonuna kadar kullanmamız gerektiği iddiasına...

01 Ocak 2011

Cancun zirvesinin ardından

Bu yazı Eko IQ dergisinin Ocak 2011 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştır.

Meksika’nın Cancun kentinde yapılan 16. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi, ya da resmi ismiyle COP-16, üzerinde fazla yorum bile yapılamadan geride kaldı. Bu zirve benim yerinde izlediğim üst üste üçüncü iklim zirvesiydi. Üç zirvenin ortak noktası resmi oturumların beklentileri karşılamaktan uzak olmasıydı. Ama bu tür zirvelerde herkesin beklentilerini karşılayacak bir orta yol olduğu artık pek söylenemez. Tarafların (yani politikacı ve bürokratlardan oluşan resmi delegasyonların) en büyük hatası iklim değişikliğini durdurmak için “bir şeyler yapmanın” hala değerli olduğunu sanmaları. Oysa birkaç yıldır iklim değişikliğiyle ciddi biçimde uğraşan hemen herkesin üzerinde uzlaştığı bir gerçek var: Radikal önlemler almadıkça iklim değişikliğini durdurmak için adım atmış olamazsınız. Radikal önlemin formülü de şudur: Adil, bağlayıcı ve yüksek hedefli bir anlaşma. Kyoto Protokolü’nün birinci taahhüt döneminin kapanmasına iki sene kala yeni, bağlayıcı ve bu kez yüksek hedefli bir anlaşma çıkacak mı, çıkmayacak mı? İşte bütün mesele bu.

12 Aralık 2010

Titanik'te aile buluşması

Bu yazı 12 Aralık 2010'da 
Radikal İki'de yayınlanmıştır.

Cancun’da, kelimenin gerçek anlamıyla, dünya üzerinde kirli oyunlar oynanıyor. Geçen sene Kopenhag İklim Zirvesi hayal kırıklığıyla kapanırken kimse Meksika’da yapılacak bir sonraki zirveden umutla bahsetmiyordu. Ama bugün burada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile Cancun’dan bir anlaşma çıkmasını beklemediğini söylüyor. O zaman binlerce insanı buraya neden topladınız?

29 Ağustos 2010

Zenginlerin iklim borcu büyüyor

Bu yazı 
29 Ağustos 2010'da Radikal İki'de yayınlanmıştır.

Son yıllarda yaşanan en ciddi iklim felaketleri, farklı bölgelerde aynı anda başladı. Bu felaketleri Rusya, Pakistan, orman yangınları, seller diye bir solukta sayınca meselenin ağırlığı gözden kaçabiliyor. Bu nedenle neyle karşı karşıyayız, bu felaketlerin iklim değişikliğinin bugün geldiği noktayla ilişkisi nedir, biraz daha yakından bakalım.

17 Ağustos 2010

Newsweek'e Okur Mektubu

Bu okur mektubu Newsweek Türkiye’nin 95. sayısının kapağında yer alan “Alametler belirdi” başlıklı iklim değişikliği dosyası nedeniyle dergi editörüne yazdığım mektubun tam metnidir. Mektubun bir kısmı derginin 16-23 Ağustos haftasında yayınlanan 96. sayısının okur mektupları sayfasında yer aldı.

Sayın Editör,
Newsweek gibi önemli bir haber dergisinin yılın en sıcak günlerinde ve iklim felaketleri en yoğun bir şekilde yaşanırken küresel ısınmayı kapağına taşıması ancak takdir edilebilir. Ne var ki geçen haftaki “Alametler belirdi” dosyanız küresel ısınmayı tartışmalı bir konuymuş gibi sunma hatasına düşerek çok temel bir yanlış yapıyor. Dosyanızda iklim değişikliğiyle ilgili görüşlerine yer verdiğiniz (daha önceki sayılarınızda da görüşleri alıntılanan) Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doğan Yaşar hâlâ iklim değişikliğinin doğal döngülerin bir sonucu olduğunu anlatıyor. Ancak biliyoruz ki Sayın Yaşar iklim biliminin en önemli başvuru kaynaklarını, Atatürk’e atfettiği “ilim tercüme ile değil, tetkikle yapılır” sözünü dayanak göstererek reddeder. Böyle yaparsanız elbette konunun en önemli isimleri olan James Hansen, Stephen Schneider, Michael Mann gibi bilim insanlarının, ya da IPCC, Hadley Center, NASA Goddard Enstitüsü, NOAA gibi kurumların yıllardır üzerinde birleştiği iklim değişikliği gerçeklerinin tam tersini söyleyebilirsiniz. Üstelik kabul edilmiş bilimsel yayınlar yerine spekülatif kimi kaynakları referans göstererek.

03 Temmuz 2010

Küresel Isınmanın Buharlaştırdığı Bir Dünyada Su Hakkı

Bu yazı, 1-4 Temmuz 2010 tarihleri arasında İstanbul'da yapılan 6. Avrupa Sosyal Forumu'nda yaptığım konuşmanın metnidir.
Toprakla olan temel ilişki 'sahip olmak' fiiliyle özetlenebilir. Su ise bu sahipliğin sınırlarını yıkar. Ona asla sahip olunamaz, ancak buharlaşmadan önce paylaşılıp dağıtılabilir.
Jean Robert

01 Ocak 2010

Kopenhag'dan Geriye Kalan Yenilenen Bir İklim Hareketi

Bu yazı Bianet'te 1 Ocak 2009'da yayınlanmıştır.


Kopenhag iklim zirvesi iklim değişikliğiyle mücadele açısından sadece 2009'un değil, tüm zamanların en önemli olayıydı. Çıkan sonucun bu kadar büyük bir hayal kırıklığına yol açmasının bir nedeni de büyük bir beklenti yaratmasıydı. Ama Kopenhag zirvesinden bu kadar büyük bir beklentinizin olmaması da kolay değildi. 

31 Aralık 2009

Küresel Eylem Manifestosu

Bugün dünyanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor - Aktivizm hayaleti. 


Yirminci yüzyıl küresel kapitalizmin kurumlarına karşı küresel hareketin güçlendiği büyük eylemlerle kapandı.

Küresel aktivizm geçtiğimiz on yılda Seattle'dan Kopenhag'a kadar sokakları doldurarak, yaratıcı kampanyalar örgütleyerek, dünyanın dört bir köşesinde aynı anda harekete geçmeyi başararak yeni bir mücadele biçimi yarattı. Küresel eylem günlerinden sosyal forumlara, internet üzerindeki yeni örgütlenme biçimlerinden herkesin katılımına açık hareketli yapılara kadar farklı alanlara ve özelliklere sahip yeni bir aktivizm doğdu.

21 Aralık 2009

Kopenhag Üzerine Röportaj

Bu röportaj Kopenhag iklim zirvesinin değerlendirilmesi için 21 Aralık 2009'da Sesonline.net'den Arife Köse tarafından yapılmıştır. 

 
11 gün süren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı Kopenhag’da yapıldı. 11 gün süren Konferansı 192 ülkeden 15 bin katılımcı izledi. Kürt sorunu, savaşlar, Ergenekon derken hayatımızdan dünyanın kaderini, geleceğini belirleyen bir 11 gün kayıp geçti. Ve bu 11 gün sonunda ortaya “işe yaramaz bir metin” çıktı. Kalkınmakta olan 130 ülkenin oluşturduğu G77 ülkelerinin dönem başkanlığını yürüten Sudan’ın delegesi Lumumba Stanislas Dia-Ping, metni ‘tarihin en berbat anlaşması’ diye niteleyerek reddetti. Afrikalı ülkeler de hazırlık aşamalarında yer almadığını belirterek anlaşmayı kabul etmedi.

06 Aralık 2009

Kopenhag kimin umurunda?

Bu yazı 6 Aralık 2009'da Radikal İki'de yayınlanmıştır.


Eğer 7 Aralık’ta başlayacak Kopenhag İklim Zirvesi’nden bir sonuç çıkmazsa, yaşanacaklardan sesini çıkarmayan herkes sorumlu olacak

Dünyanın en önemli toplantısı yarın (7-18 Aralık) başlıyor. Dünya hükümetleri çığırından çıkmakta olan iklim değişikliğine çözüm bulmak için Birleşmiş Milletler’in ev sahipliğinde 15. kez buluşuyor. Bu kez gerçek bir anlaşmaya varmaları, üstelik radikal bir çözüm üzerinde uzlaşmaları gerekiyor. Biz de yarından itibaren Kopenhag’da olacağız. Kopenhag’dan bir sonuç çıkmasını sağlamak, sıradan insanların sesi olmak, hem zirvenin yapılacağı salonları, hem de sokağı boş bırakmamak için…

25 Ağustos 2009

İklim Değişikliğinde Dönüm Noktası Yakın

Bu yazı 25 Ağustos 2009'de Açık Radyo web sitesinde yayınlanmıştır.


2009… İklim değişikliğiyle ilgilenenler birkaç sene sonra 2009 yılını dönüm noktası olarak adlandıracaklar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi elbette Kyoto’nun yerini alacak yeni uluslararası iklim sözleşmesinin bu yılın sonunda Kopenhag’da tartışılacak olması. Büyük olasılıkla Kopenhag zirvesinden iklim değişikliğini durduracak anlamlı ve iddialı bir anlaşma çıkmayacak. 

20 Temmuz 2009

G8 Kararı Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?

Bu yazı 20 Temmuz 2009'da Açık Radyo web sitesinde yayınlanmıştır.


Dünyanın endüstrileşmiş en büyük sekiz ülkesi (G8), geçen hafta İtalya’da toplanarak her zamanki gibi dünyanın tamamını ilgilendiren kimi kararlara veya niyet belgelerine imza attılar. G8’in bu son toplantısında iklim değişikliğiyle ilgili olarak üzerinde varılan uzlaşma pek çok çevre tarafından önemli bir dönüm noktası olarak görüldü ve özellikle de Obama’nın ABD’nin küresel politikalardaki rolünü değiştiriyor olmasının bir örneği olarak değerlendirildi. 

22 Nisan 2009

Türkiye Sera Gazı Salımlarında Çıkmaza Sürükleniyor!

Bu yazı 22 Nisan 2009'da "25 Nisan'da Kadıköy'e" başlığıyla Açık Radyo web sitesinde yayınlanmıştır.

Türkiye, küresel ısınmaya neden olan gazların salımında geri dönüşsüz noktaya doğru büyük bir hızla sürükleniyor. Geçen hafta Türkiye’nin 2007 sera gazı emisyon envanteri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sekretaryası tarafından sessiz sedasız açıklandı. Envanterler her yıl 2 yıl öncesinin rakamlarını temel alır. Bu yıl karşımıza çıkan tablo iyice korkutucu.

Türkiye 2007 yılında atmosfere 372 milyon ton sera gazı salmış. Bu rakam, sera gazı salımında bütün dünyada baz yıl kabul edilen 1990’daki 170 milyon tonun %119 üzerinde. Artış hızında Türkiye’ye ait emisyon envanterlerinin açıklanmaya başlandığı 2004 yılından bu yana her yıl olduğu gibi Türkiye yine birinci. Bu artış oranı 2004’te 1990’a göre %74,5, 2005’de %83,7, 2006’da ise %95,6 idi. Görüldüğü gibi sadece 1990’a göre meydana gelen artışın miktarı değil, hızı da artıyor.

14 Şubat 2009

Alternatif su forumu, iklim değişikliği ve su politikaları

Bu konuşma 14 Şubat 2009'da İstanbul Sütlüce Kongre Merkezi'nde yapılan Dünya Su Forumu Sivil Toplum Diyalogu toplantısında yapılmıştır. Bu konuşmanın kısaltılmış hali 6 Mart 2009 tarihli Birgün gazetesinde de yayınlanmıştır.

Alternatif Su Forumu Nedir?

İstanbul’da 20-22 Mart 2009 tarihlerinde Uluslararası Alternatif Su Forumu yapılacak. Bu alternatif forum, Dünya Su Konseyi, DSİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ tarafından 16-22 Mart’ta düzenlenecek olan 5. Dünya Su Forumu’na alternatif olarak çalışmalar yapan “Suyuma Dokunma Kampanyası” tarafından organize ediliyor.

19 Ocak 2009

Dünyayı Değiştir! Yaşamını da...

Bu yazı, Açık Radyo Kitaplığı'ndan Ocak 2009'da yayımlanan Mark Lynas'ın "Karbon Ayak İziniz" adlı kitaba Önsöz olarak yazılmıştır.

Küresel ısınmanın nedenleriyle, çözümünün önündeki engeller aynıdır: Fosil yakıt bağımlılığı, tüketim kültürü, endüstriyalizm, büyük şirketler, enerji tüketiminin ve kaynak kullanımının sürekli artması, hız, doğanın insan tarafından giderek daha fazla sömürülmesi, bir bütün olarak kapitalist ekonomi ve bunların giderek daha büyük ölçüde küreselleşmesi. Kısacası küresel ısınma bir sistem sorunu olarak tanımlanabilir. Bu sistem içinde yer alan her bireyin yaşam biçimini ve tüketim alışkanlıklarını da sürekli olarak yeniden üretir ve bundan beslenir.

14 Aralık 2008

İklim zirvesinin Türkçe meali...

Bu röportaj, 14 Aralık 2008'de Radikal'de yayımlanmıştır (Ömür Şahin - Radikal)

Polonya’nın Poznan kentinde 2 Aralık’ta başlayan BM İklim Değişikliği Konferansı önceki gün sona erdi. Konferans süresince salonlarda iklim değişikliğini durdurmanın çareleri tartışılıp dünyanın geldiği durum masaya yatırılırken 2009 ortak çalışma takvimi belirlendi ve iklim değişikliğinden etkilenen yoksul ülkeler için fon oluşturulmasına karar verildi. En çarpıcı haberler sokaklarda seslerini yükselten çevre aktivistlerine dairdi, aralarında Türkiye’den katılanlar da vardı. Onlardan biri de halk sağlığı uzmanı olan Yeşiller Partisi eşsözcüsü ve Küresel Eylem Grubu aktivisti Dr. Ümit Şahin’di.

10 Kasım 2008

Obama iklimi

Bu yazı 10 Kasım 2008'de Açık Radyo web sitesinde yayınlanmıştır.

Soldan bakıldığında bütün ABD başkanları aynı görünebilir, ama karşıdan verdikleri resimde yeni seçilen ABD Başkanı Barrack Obama, bambaşka bir ışık saçıyor.

Bütün dünya sekiz yıllık George W. Bush kabusundan uyanmanın etkisiyle bir tür yarı baygın durumda olabilir gerçi, bu nedenle önümüzdeki yıllarda başımıza gelecek bambaşka felaketleri farkedemiyor olabiliriz. Ama her konuşmasının başında gezegenin karşı karşıya olduğu büyük tehlikeden bahseden, Evangelist falan olmayan, neokonların nefret ettiği, İran’la barışın yolunun petrole olan bağımlılığı azaltmaktan geçtiğini söyleyen, seçildikten sonra yaptığı ilk konuşmada geylerden, sakatlardan, siyahlardan, yani ezilenlerden bahseden, üstelik genç, sevimli, samimi tavırlı siyah bir adamı Bush gibi bir yaratıkla veya McCain gibi ürkütücü bir Vietnam savaşçısıyla aynı kefeye koymak, içimin alacağı bir şey değil.

Bu satırları okuyup bana hemen bunun Amerikan sermayesinin iç mücadelesinin bir sonucu olduğunu, ABD’yi Pentagon’un ve şirketlerin yönettiğini, Obama’nın sadece bir yüz değişiminden ve kandırmacadan ibaret olduğunu, zaten Obama’nın Afganistan’daki savaşı Pakistan’a yaymaya niyetli olduğunu öğretmek isteyecek kimi arkadaşlarıma da daha en baştan teşekkür ediyorum. Ben bu yazıda biraz farklı bir umut ihtimallinden bahsetmek niyetindeyim çünkü.

Obama’nın söylediği somut sözlerden aklımda kalan üç tanesini önemsiyorum. Çünkü bunlar ideallerden çok, yapmayı düşündüğü şeylerin somut ifadesinden oluşuyor: 1- Guantanamo’yu kapatmak, İran ve Suriye ile açık diplomatik görüşmelere başlamak 2- Dünya çapında nükleer silahsızlanma için net bir hedef belirlemek 3- İklim değişikliğine karşı sera gazı emisyonlarını 2050’de %80 azaltma hedefiyle, yani Kyoto’yu aşan bir şekilde harekete geçmek ve bu çerçevede yenilenebilir enerji için önümüzdeki on yılda 150 milyar dolar yatırım yapmak.

Bu hedeflerden ilk ikisinin verdiği umudu bir yana not etmek gerek. Çünkü dünyayı sürüklendiği şiddet ve savaş sarmalından ve ağırlaşan insan hakları ihlallerinden bir adım olsun geri çekebilir.

Sonuncu hedef ise, hedefe ulaşmak için atılacak adımların geri dönüşsüz sonuçlar vereceği bir netlik taşıyor.

ABD gibi bir ülkenin sera gazları indiriminde böyle yüksek bir hedefe ulaşmak için atacağı ilk birkaç adım bile, enerji ve sanayi altyapısında ciddi bir değişim anlamına gelecektir. Unutmamak gerekir ki, ABD dünyanın en fazla enerji üreten, en fazla enerji tüketen, bütün petrol kaynaklarını kontrol altında tutmaya çalışan, kendi toprakları bile kömür madenleri ve petrol kuyularıyla dolu, elektrik enerjisinin yarısını kömür santrallarından sağlayan, ulaşımda tümüyle otomobile ve uçağa bağımlı, hem toplamda, hem de kişi başına en fazla karbondioksit üreten ülkesi. Son 35 yılda bu tablonun hiç durmadan ağırlaştığı, otomobillerin benzini daha verimli kullanmasını sağlayacak yasaların bile otomotiv endüstrisinin baskısıyla kongreden geçirilemediği bir ülke burası. Ortaya çıkan altyapı, iklim açısından bakıldığında, küresel ısınmanın önümüzdeki yıllarda en az iki katına çıkmasını garanti altına alacak kadar fosil yakıtlara bağımlı durumda.

ABD’nin sera gazı emisyonlarını 40 yılda beşte birine düşürmesini sağlayacak bir plan, bütün bir enerji altyapısını yavaş bir hızla bile olsa fosil yakıtlardan uzaklaşmaya ve enerjinin büyük bir savurganlıkla tüketilmesinden vazgeçmeye zorlayacaktır. Bu durum ABD’nin bugünden yarına tamamen değişeceği, petrol kaynaklarını kontrol etmek için savaşlara girişmeyeceği, biyoyakıtlar gibi sorunu daha da ağırlaştıran yanlış uygulamaların hiç yapılmayacağı anlamına gelmiyor. Dahası alınacak tüm önlemler ve atılacak adımlar sorunun temel kaynağı olan endüstriyalizmden ve tüketim toplumundan kopmayan, “kapitalizm içi” adımlar olacak. Ve bence bu son derece değerli.

Çünkü ABD gerçekten bu iklim değişikliği hedeflerine yönelmeye başlarsa, olası iki Obama iktidarı dönemi sonunda ABD’nin manzarasında rüzgar çiftlikleri, güneş tarlaları, yollarda giderek artan küçük elektrikli arabalar ve tüm boyutlarda küçülme hakim olmaya başlayabilir. Dahası 4X4’lerin moda olmaktan çıkması, uçak bileti fiyatlarının artması, yeni kömürlü santralların ve petrol ve kömür çıkartmaya yönelik yeni yatırımların azalması söz konusu olabilir. Hamburgerinden caz müziğine kadar küresel bir yaşam biçimi modeli olan ABD’nin yapacağı bu küçük değişiklikler, iklim değişikliği mücadelesinde karşı karşıya kaldığımız inanılmaz direncin kırılmasına son derece önemli katkı sağlayacaktır.

Atılması muhtemel bu adımların, yani enerji ve ulaşım politikalarına verilecek yeni yönün ve yaşam biçimi değişikliklerinin tek başına küresel ısınmayı durdurabileceğini düşünmüyorum. Bir yandan buzulların erimesi, aşırı hava olayları, kuraklık ve susuzluk şiddetlenecek, ama bir yandan da alınan önlemlerin sera gazı emisyonlarını düşürdüğü görülecektir. Hatta şanslıysak birkaç yıl içinde atmosferdeki karbondioksit birikmesinde bir yavaşlamanın belirtilerini bile görebiliriz.

ABD’nin bir model oluşturarak yapacağı bu politika değişikliği, küresel ısınmayla mücadelenin ancak sera gazı salımlarını düşürmekle, bunun da enerji, ulaşım ve sanayi politikalarında atılacak adımlarla mümkün olduğunu kanıtlayacaktır. Ama doğru yönde atılan bu yetersiz adımlar, aslında çözümün endüstriyel kapitalist sistem içinde olmadığını da kanıtlayacaktır. Çünkü sorun bir hükümet politikası değişikliğinden çok ötede, bir sistem ve uygarlık sorunudur. Ama bütün bir uygarlık algımızı değiştirmemiz, küçülerek, tüketmeden, kendimize yeterek, hırslarımızı kontrol altında tutarak yaşamayı öğrenmemiz zaman alacak.

Biz bunu biliyor olabiliriz. Ama kanıtını bize Obama sağlayacaksa, onu neden sevmeyelim?

11 Temmuz 2008

Havayla Su Kime Ait? Ekonomik Akıl Gezegeni Koruyabilir mi?

İklim, Su, İnsan Hakları ve Adalet Üzerine Eleştirel Bir Deneme
Bu yazı Türkiye Yeşilleri ve Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından 27-28 Ekim 2007’de düzenlenen Kuraklık Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuş ve Mülkiye dergisinin Yaz 2008 tarihli 259. sayısında yayınlanmıştır.
1- Su Kime Ait?
Dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan, George W. Bush ve Usame Bin Ladin ile olan ilişkisi ve Enron skandalında isminin anılması nedeniyle de çok iyi tanınan Bechtel, 2000 yılının Ekim ayında Ekvator’un Santiago de Guayaquil kentinde su ve kanalizasyon hizmetlerini 30 yıllığına satın aldı. Toplam 14 milyon nüfusa sahip Ekvator’un, 3 milyonluk nüfusla en büyük kenti olan Guayaquil’de, halk bu özelleştirmeden yedi yıl sonra, şimdi giderek artan su kesintileri ve su kirliliği nedeniyle protesto gösterilerine başlamış durumda. Üstelik şirket, geçtiğimiz günlerde kontratı ihlal etmeyi sürdürdüğü için 1,5 milyon dolar ceza ödemek zorunda kaldı. Guayaquil’de yaşananlar şöyle sıralanıyor (Food and Water Watch, 2007):