Bu yazı Üç Ekoloji dergisinin 2011 tarihli 9. sayısında yayınlanmıştır.
1- “Sadece günlük işlerimizde değil, politik olarak yaptığımız pek çok şeyde de uygarlığımızın ölümcül bağlamını yeniden üretiyor, ya da en azından dolaylı olarak onaylıyoruz. Hanüz atlıkarıncayı döndüren mili yerinden çıkartmış değiliz. Henüz gerçekten farklı bir kültürün, barış kültürünün toprağını üretmeye başlamış değiliz.”
Bizi ekolojik yaşam deneyimlerine, geçiş kasabalarına
veya ekoköylere sürükleyen, ya da böyle bir özlem duymamıza sebep olan şey sadece
yediğimiz gıdalardaki zehirler mi, yoksa bütün bir uygarlık anlayışından ve
onun yarattığı (sadece üretim ve tüketim değil) yaşam ve ilişki biçimlerinden de
mi kaçmak istiyoruz? Bir de şunu sorabiliriz: Bu tür ekolojik yaşam deneyimleriyle
politik mücadele arasındaki gerilimi ne yaratıyor?






