Bu blogda, gazete ve dergi yazılarım yer almaktadır. Akademik yayınlar ve makaleler - Yeşil Gazete yazıları
Üç Ekoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üç Ekoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2011

Rudolf Bahro’nun “Komünler Kurma Cesareti”ne Şerh*

Bu yazı Üç Ekoloji dergisinin 2011 tarihli 9. sayısında yayınlanmıştır.
1- “Sadece günlük işlerimizde değil, politik olarak yaptığımız pek çok şeyde de uygarlığımızın ölümcül bağlamını yeniden üretiyor, ya da en azından dolaylı olarak onaylıyoruz. Hanüz atlıkarıncayı döndüren mili yerinden çıkartmış değiliz. Henüz gerçekten farklı bir kültürün, barış kültürünün toprağını üretmeye başlamış değiliz.”
Bizi ekolojik yaşam deneyimlerine, geçiş kasabalarına veya ekoköylere sürükleyen, ya da böyle bir özlem duymamıza sebep olan şey sadece yediğimiz gıdalardaki zehirler mi, yoksa bütün bir uygarlık anlayışından ve onun yarattığı (sadece üretim ve tüketim değil) yaşam ve ilişki biçimlerinden de mi kaçmak istiyoruz? Bir de şunu sorabiliriz: Bu tür ekolojik yaşam deneyimleriyle politik mücadele arasındaki gerilimi ne yaratıyor?

01 Eylül 2010

Yeşiller ile Sosyalizmin Tarihsel Kesişme Noktası Anarşizm mi?

Bu yazı Üç Ekoloji dergisinin 2010 tarihli 8. sayısında yayımlanmıştır.

Yeşil politikanın sosyalizmle olan ilişkisini anlamak için önceliği Marx'ın eserlerindeki ekolojik (veya ekoloji karşıtı) sözleri yorumlamaya verme yaklaşımı tatmin edici değildir. Ekolojik krizin kapitalizmle ilişkisi üzerinden bir yeşiller ve sosyalizm tartışması yapmak veya Marksizmi anti-yeşil olarak yorumlamak da yanlış olur. Bu yaklaşım anakroniktir ve bugünün diliyle geçmişi yorumlamak anlamına gelir.

01 Nisan 2009

Tarihsel İnsanlık Durumu Üzerine Tezler

Bu yazı Üç Ekoloji'nin 2009'da çıkan 7. sayısında yayınlanmıştır.


“Evrenin düzeni basittir. Su akar, ağaçlar biter, çiçekler açar, taşlar öylece durur, zaman geçer, ot büyür, deniz yükselir ve çekilir, mevsimler değişir ve geri gelir, Dünya döner, güneş parlar, ölüm canlıları ele geçirir, yaşam doğar, Tanrı susar, hayvanlar ilerler; elma ağaçları elma, ayakkabı tamircisi ayakkabı, besteciler müzik verir. Evrenin düzeni karmaşıktır. Su akar, ağaçlar biter, taşlar öylece durur, zaman geçer, deniz yükselir, Tanrı susar... Basit ile karmaşık, soyut ile somut gibi birbirinin yüzleridir.”
Armand Farrachi[1]

TEZ 1 –
Tarihsel insanlık durumu zamanla ve mekanla sınırlı değildir.
Tarihsel insanlık durumu insan türünün uzun tarihi boyunca genelleşmiş ve doğallaşmış bir durumu ifade eder. İnsanlığın zaman içinde sınırlı anlara tekabül eden birey ve topluluk hikayeleri, evrimle birlikte uzun bir tarih oluşturur. Bu tarihin belli bir amaca yönelik olduğu, ya da önceden tasarlanmış ve kurgulanmış olduğu söylenemez, ancak değişen zamandaki hareketi bütünlüklü bir anlam ve anlatı yaratır. Tarihsel insanlık durumu, bu bütünlüğe dışarıdan bakıldığında farkedilen bir anlamdır. Temel nitelikleri sadece bir insan bireyi için değil insan toplulukları için de çok uzun süreler için geçerliliğini korumuş olması ve insanlığın bütününü (yaşayacak bir ortamın varolmasını garanti altına almak ve türün devamlılığı anlamında) kalıcı olarak tehlikeye atmamış olmasıdır.

01 Ekim 2007

Yoksulluk Söylemini Yıkmak



Bu yazı Üç Ekoloji'nin 2007'de çıkan 6. sayısında "Yoksullukla Mücadele mi, Zenginlikle Mücadele mi?" başlıklı dosya kapsamında yayınlanmıştır.


Ümit Şahin

Yoksulluğun asıl nedeninin zenginlik olduğunu söylemek hala popüler bir görüş sayılmaz. Zenginlik, ulaşılmak istenen bir ideal, yoksulluk, bütün kötülüklerin anası gibi görülürken, kolay da değil bu. Oysa yoksul oldukları için hayatları acı ve yoksunluk içinde geçen büyük insan topluluklarının bu durumdan kurtulmaları için belki de önce oluşturulmuş bulunan ve inatla sürdürülen yoksulluk söyleminin yıkılması, önce zenginlik ve refah kavramlarının kazandığı olumlu tınının yeryüzünden silinmesi gerekiyor.

01 Ekim 2005

Orantının, Bolluğun ve Belleğin Kaybı



Bu yazı Üç Ekoloji dergisinin 4. sayısında,
2005 yılının Ekim ayında yayımlanmıştır.


Ümit Şahin

Nesnelerin yeni bir işlev kazanarak atık olmaktan kurtulduğu, -daha doğrusu atık bugünkünden farklı algılandığı- için eskimiş nesnelerin “atık” haline dönüşemediği toplumlarda, bellek de farklı yayılma ortamlarına sahiptir. Saksıya dönüşen bir yağ tenekesinin ya da boya karıştırıcısına evrilen kararmış bir tahta kaşığın taşıdığı bellek, doldukça yenisi açıldığı için yeri değişen tuvalet çukurlarının oluşturduğu ve kimin diktiği bilinmeyen bir kayısı ağacının taşıdığı bellekle, zamanın döngüselliğiyle ve manzaraların, ancak bir insanın yaşam süresi boyunca, farkedilmeyecek hızda değiştiği bir tür hız algısıyla bir aradadır. Kişisel olanı aşan, ortak kullanılan ya da sahiplenilen, ama dolaşan ve dönüşen nesnelerin taşıdığı anlarla birikerek oluşan serimli bir bellektir bu.

01 Mart 2004

Truva Atı Olarak Sürdürülebilir Kalkınma


Bu yazı Üç Ekoloji dergisi’nin 2. sayısında,
2004 yılının Mart ayında yayımlanmıştır.





Ümit Şahin

Bazı kabuller rahatlatıcıdır. Dünyanın durumuyla, ezilen insanlarla, çevrenin tahrip edilmesiyle ilgili düşünür ya da konuşurken, evrensel olduğunu düşündüğümüz kimi kabullerin çevresinde dolaşmak bize güven verir. Ama bazen yeni duyduğumuz bir müziğin, ya da yeni okuduğumuz bir şiirin zihnimizde yeni bir pencere açması gibi, ezberimizi bozan düşünceler de hayatımızda yeni açılımlar sağlayabilir. Sürdürülebilir kalkınmayı reddetmek, çevreye karşı duyarlık taşıyan, sosyal sorumluluk sahibi bireyler için böyle bir ezber bozma girişimi olarak görülmelidir. Ekolojistlerin, kendini yeşil kanatta görenlerin ve çevre mücadelesi verenlerin bir an önce bozmaları gereken bir ezberi, aldatıcı bir söylemi terketme çabası olarak.

01 Ekim 2003

Ekolojizmi Çevrecilikten Ayırmak: Bir Yeniden Düşünme Denemesi


Bu yazı Üç Ekoloji dergisinin 1. sayısında,
2003 yılı Ekim ayında yayımlanmıştır.





Ümit Şahin

“Yeşiller sık sık ‘çevre’ politikalarına sahip partilerin renksiz partiler olduklarını söylerler. Diğer bir deyişle eğer sorunları birbiriyle karşılıklı bağlantı içinde görüyorsanız, o zaman bir ekolojist ya da bir yeşilsinizdir. Eğer yumaktan sadece tek bir ipliği çekip onu izole bir biçimde ele alıyorsanız o zaman da siz bir çevrecisiniz demektir. (...) Çevrenin korunması ağaçlar ve yeşil alanlar için tasalanmak kadar ekonomik ve sosyal değerlerle ilgili şeyler yapmayı da gerektirir.”1

Bu tanımlama İngiliz Yeşiller Partisi’nden Jean Lambert’in yazdığı bir yeşil siyaset kitabından, “Değişim Yoksa, Şans da Yok”tan. Yeşillerin çevrecilerle araya mesafe koyarken kullandıkları standart argümanı oldukça iyi özetleyen bu alıntıda gözlemlenen bakış açısı, bir yandan da hala yeşillerin kamuoyunda çevrecilerle eşdeğer sayılmasının nedenlerinden biri olabilir mi? Daha doğrusu çevrecileri ekolojiyi dar bir perspektifte kullanmakla suçlayıp bütünsel bakışı yeşil politikaya özgü saymak yeterli bir açıklama mıdır?