14 Şubat 2009

Alternatif su forumu, iklim değişikliği ve su politikaları

Bu konuşma 14 Şubat 2009'da İstanbul Sütlüce Kongre Merkezi'nde yapılan Dünya Su Forumu Sivil Toplum Diyalogu toplantısında yapılmıştır. Bu konuşmanın kısaltılmış hali 6 Mart 2009 tarihli Birgün gazetesinde de yayınlanmıştır.

Alternatif Su Forumu Nedir?

İstanbul’da 20-22 Mart 2009 tarihlerinde Uluslararası Alternatif Su Forumu yapılacak. Bu alternatif forum, Dünya Su Konseyi, DSİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ tarafından 16-22 Mart’ta düzenlenecek olan 5. Dünya Su Forumu’na alternatif olarak çalışmalar yapan “Suyuma Dokunma Kampanyası” tarafından organize ediliyor.

Suyuma Dokunma Kampanyası çeşitli sivil toplum örgütleri, yurttaş girişimleri ve siyasi partilerden oluşuyor. Şu anda imzacı sayısı 37’ye ulaşan kampanyada yer alan örgütlerin arasında Akdeniz Çevre Platformu ve İç Anadolu Çevre Platformu gibi bünyesinde onlarca yerel çevre derneği barındıran çevre platformları; Allianoi girişimi, Munzur Koruma Kurulu, Derelerin Kardeşliği Platformu, Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, Yusufeli Doğa ve Kültür Derneği, Fırtına Vadisi Girişimcileri gibi barajlara karşı mücadele veren örgütler; Yeşiller Partisi, DTP, DSİP, EHP, SODEV gibi siyasi parti ve örgütler, Küresel Eylem Grubu gibi iklim değişikliği ve enerji konusunda kampanya yapan gruplar ve çeşitli çevre, kadın ve insan hakları örgütleri ile sosyal hareketler bulunuyor.

Suyuma Dokunma Kampanyası, kendini çevreyi gözetmeyen ve doğal kaynakların sonuna dek tüketilmesine dayanan neoliberal kalkınmacı anlayışa karşı çıkan, su yönetiminin ve kontrolünün kamusal, sosyal, kooperatif, katılımcı ve adil olması gerektiğini savunan katılımcı, şeffaf ve demokratik bir süreç olarak tanımlıyor.

İstanbul Alternatif Su Forumu, 5. Dünya Su Forumu’nun son üç gününde, forum mekânı olan Sütlüce Kongre Merkezi’ne oldukça yakın bir yerde, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul kampüsünde yapılacak. Alternatif Su Forumu’na yoğun bir uluslararası katılım bekleniyor. Uluslararası Nehirler Ağı, Avrupa Kamusal Su Ağı, Kanada Konseyi gibi 2006’da Meksika’daki alternatif forumda da aktif rol alan örgütlerden yüzlerce aktivistin alternatif foruma katılmasını bekliyoruz.

Neden Alternatif Forum? 5. Dünya Su Forumu’nu ve Dünya Su Konseyi’ni nasıl değerlendiriyoruz?

1- Dünya Su Konseyi’nin Yapısı: Uluslararası çevre zirveleri geleneği Birleşmiş Milletler çatısı altında 1972 Stockholm Zirvesi ile başlamıştır. Montreal, Rio, Kyoto gibi önemli çevre zirveleri BM tarafından düzenlenmiştir. Bugün de bu gelenek her yıl yapılan iklim zirveleriyle devam etmektedir. Su konusunda yapılan tek BM zirvesi 1977 Mar del Plata Su Konferansı’dır. Bu yıl beşincisi düzenlenen dünya su forumları ise, 1997 yılında Marakeş’te yapılmaya başlanmıştır. Forumları BM değil, Dünya Su Konseyi düzenlemektedir. Forumları düzenleyen Dünya Su Konseyi, kendini çok paydaşlı bir birlik olarak tanımlamakla birlikte, konseyin temelde şirketlerin kurduğu ve bazı büyük uluslararası örgütlerin de içinde yer aldığı bir tür uluslararası BİNGO olduğu söylenebilir. (BINGO: İş çevreleri tarafından kurulan ve yönlendirilen iş çevresi STK’ları - Business Oriented NGO’s) Şirketler tarafından kurulan ve yönlendirilen bu tür BINGO’lar pek çok alanda faaliyet gösterirler ve öncelikli olarak bağlantılı oldukları şirketlerin iş sahasının ve kârlarının artmasını ve bunu kolaylaştıracak yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamakla ilgilenirler. Bu tür BINGO’ların ve şirketlerin halkın ve insanlığın çıkarlarını şirket kârlarından üstün gördüğüne dair elimizde herhangi bir örnek veya kanıt yoktur.

Dünya Su Konseyi’ne üye olan yaklaşık 250 civarındaki kuruluştan 103’ü doğrudan doğruya şirkettir. Bunların arasında çok sayıda inşaat ve endüstri şirketi vardır. Üye kuruluşlar içinde sivil toplum örgütü olarak sayılanların arasında da BINGO ve GONGO’lar (Hükümetler tarafından yönlendirilen STK’lar – Government Organized NGO’s) ile bazı hükümetler arası kuruluşlar çoğunlukta bulunmaktadır. Üye örgütler arasında FAO, UNDP gibi birkaç BM örgütü de vardır. Ancak herhangi bir uluslararası veya yerel çevre, insan hakları, kadın, ekoloji örgütü veya tabanda örgütlü sivil toplum kuruluşuna rastlanmamaktadır.

Dolayısıyla Dünya Su Forumu’na birinci itirazımız forumun BM ya da bağımsız bir STK tarafından değil, bir şirketler, BINGO’lar ve GONGO’lar birliği tarafından düzenlenmesidir. Hatta Dünya Su Konseyi bir tür süper-BINGO sayılabilir. Yani bu örnekte BM’nin çevre konferansları süreci de özelleştirilmiş durumdadır. Dolayısıyla forumun aldığı kararlarda şirketler etkili olmakta, tabandan örgütlü bir sivil toplum katılımına rastlanmamaktadır. Zaten forumun örgütleniş biçimi de bu tür bir katılıma izin verecek yapıda değil, kapalı ve yukarıdan aşağıyadır.

2- Suyun insan hakkı değil ihtiyaç olarak görülmesi: Dünya Su Forumu’na ikinci itirazımız, suya erişimin bir hak olarak değil bir ihtiyaç olarak görülmesidir. Su, 2002’de Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin de ilan ettiği gibi bir insan hakkıdır. Bir ihtiyaç olarak tanımlandığında ticari bir mala, alınan satılan ve üzerinden kâr edilen bir metaya dönüştürülen su, aslında tıpkı hava, rüzgâr ve güneş ışığı gibi insanlığın ortak malıdır, üzerinde bir mülkiyet kurulması ve ticari mala dönüştürülmesi kabul edilemez.

Su doğanın insana ve tüm canlılara verdiği bir armağandır. Jean Robert’in dediği gibi “Toprakla olan temel ilişki “sahip olmak” fiiliyle özetlenebilir. Su ise bu sahipliğin sınırlarını yıkar. Ona asla sahip olunamaz, ancak buharlaşmadan önce paylaşılıp dağıtılabilir.”

Su, kamusal bir ortak mal olarak korunmalı ve böylece herkesin suya yeterli bir şekilde erişimi garanti altına alınmalıdır. Oysa su ticarileştirildiğine tüm ticari mallar gibi temiz, sağlıklı ve yeterli suya ancak parası olanlar erişebilmekte ve yaşamın sürmesinin en önemli koşulu olan suya erişim hakkı tehdit altına girmekte, dolayısıyla insan hakları ihlal edilmektedir. Bu konuda yaşanan örnekler arasında Ekvator’da suyun özelleştirmesi sonrası yaşananlar ele hatırlanabilir.

Bechtel şirketi, 2000 yılının Ekim ayında Ekvator’un Santiago de Guayaquil kentinde su ve kanalizasyon hizmetlerini 30 yıllığına satın almıştır. Toplam 14 milyon nüfusa sahip Ekvator’un, 3 milyonluk nüfusla en büyük kenti olan Guayaquil’de, halk bu özelleştirmeden yedi yıl sonra, giderek artan su kesintileri ve su kirliliği nedeniyle protesto gösterilerine başlamak zorunda kalmıştır. Guayaquil’de yaşananlar şöyle sıralanıyor: Bazen iki günü bulan su kesintileri, ödeme zorluğu çeken yoksulların ve yaşlıların sularının kesilmesi, yoksul mahallelere su götürülmemesi, kontrata göre su şebekesinde yapılması gereken iyileştirmelerin yapılmaması, atık suların arıtılmamasına ve su kesintilerine bağlı olarak ortaya çıkan halk sağlığı sorunları.

Benzer bir durum pek çok kentte şebeke suyunun içilemez hale geldiği ve içme suyunun satın alınarak tüketilmeye başlandığı Türkiye için de geçerlidir. Türkiye’de içme suları giderek artan oranda büyük bidonlarda ve pet şişelerde satın alınarak tüketilmekte ve sağlıklı suya erişim ekonomik güçle orantılı hale gelmektedir.

Dünya Su Forumu, üyeleri arasında şirketlerin ağırlıkta olduğu bir örgüt olarak suyun özelleştirilmesini savunmaktadır. Biz ise kamusal bir hizmet ve insan hakkı olan suyun ticarileşmeye ve özelleştirmeye konu olamayacağını savunuyoruz.

3- Barajlar: Dünya Su Forumu’na üçüncü önemli itirazımız barajlar konusuyla ilgilidir. Enerji üretimi, sulama gibi amaçlarla yapılan büyük barajlar, ekosistemi tahrip eden, insan yerleşimlerini ve doğal alanları sular altında bırakan, bu nedenle ciddi ekolojik, sosyal ve kültürel yıkımlara yol açan projelerdir. Mısır’daki Asuan barajının yapımından beri barajların yarattığı bu büyük ekolojik yıkımlar çok iyi bilinmekte ve yeni barajların yapılmak istendiği her yerde yerlerinden yurtlarından edilecek halkın protestolarıyla karşılaşılmaktadır. Türkiye’de de Ilısu barajına karşı Hasankeyf halkı, Munzur vadisini yok edecek barajlara karşı Tuncelililer, Çoruh vadisine yapılan barajlara karşı Artvinliler mücadele etmektedirler.

Sadece geniş alanları sular altında bırakan büyük barajlara değil, küçük dereler üzerinde kurularak dereleri kurutan ve doğayı yok eden elektrik üretim tesislerine karşı da mücadele yürütülmektedir. Biz bu mücadeleleri destekliyoruz. “Dereler özgür aksın” ve “akarsuları yatağına döndürün” diyenler aramızdadır. Çünkü kuraklığın ülkemizin önündeki en büyük tehdit haline geldiği iklim değişikliği çağında ancak su döngüsüne uyarak, doğanın akışını koruyarak susuz kalmanın önüne geçebiliriz.

Oysa Dünya Su Forumu, baraj yapımını su güvenliğinin yararına görmektedir. Üyeleri arasında baraj inşaatı yapan onlarca şirketin yanı sıra Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu adlı bir BINGO da olan Dünya Su Konseyi, dünyanın her yanında barajlara karşı mücadele eden halkların karşısında, baraj inşaat şirketlerinin çıkarlarını savunmaktadır. Dünya Su Forumu’na itirazımızın temel nedenlerinden bir de budur.

Alternatif Su Forumu’nda biz ne istiyoruz?
İstanbul Alternatif Su Forumu’nun Dünya Su Forumu’ndan temel farklarından biri oturumların düzenleniş biçimidir. Alternatif Su Forumu’nda yer alan 15 seminer ve atölye çalışmasının her biri, katılımcı örgütlerin biri ya da birkaçı tarafından bağımsız olarak organize edilmekte ve konuşmacılar bu örgütler tarafından belirlenmektedir. Düzenlemede Dünya Sosyal Forumu ilkeleri uygulanmaktadır. Dolayısıyla Alternatif Forum, Dünya Su Forumu’nun tersine aşağıdan yukarı organize edilmektedir. Seminer ve atölye çalışmalarında iklim değişikliği, kuraklık, su ve tarım politikaları, insan hakkı olarak su, suyun özelleştirilmesi, su ve sağlık, barajlar gibi konunun bütün yönleri ele alınacaktır.

İstanbul Alternatif Su Forumu 2006’da Meksika’da yapılan Alternatif Su Forumu’nda kabul edilen Suyun Savunması Bildirisi’ni ana eksen olarak kabul etmektedir. Bu bildiriden birkaç alıntı yaparak gündemimizi daha iyi yansıtmak istiyorum:

* Su tüm formlarıyla bir kamu malıdır ve suya ulaşım temel ve devredilemez bir insan hakkıdır. Su, toplumların, halkların ve insanlığın mirasıdır, gezegenimizdeki hayatın temel elementidir. Su ticari bir ürün değildir. Bu nedenlerle özelleştirmenin tüm formlarını, dünyanın her yerinde fiyaskoyla sonuçlanan kamu-özel ortaklıkları da dâhil olmak üzere reddediyoruz.

* Suyun yönetimi ve kontrolü kamusal, sosyal, kooperatif, katılımcı, adil olmak ve kar amacı gütmemek zorundadır. Tüm yerel, ulusal ve uluslararası kamu kuruluşlarının, bu koşulları, planlama aşamasından su hizmetlerinin sunulduğu aşamalara kadar garanti altına alma zorunluluğu vardır.

* Her bir insanın yeterli nicelikte, hijyen ve iyi beslenme açısından da yeterli nitelikte suya erişiminin bir hak olduğunu söylüyor ve bunu talep ediyoruz. İçilebilir su dağıtımının olduğu yerlerde, yeterli minimum miktarın, kültür, toplum, din, coğrafya, ekonomi ve cinsiyet farkı gözetmeksizin parasız olarak tahsis edilmesini talep ediyoruz. Her türlü çifte standardı reddediyoruz. Hiçbir şirket, yönetim veya uluslararası kurum, faturaların ödenmemesi nedeniyle evlere ulaştırılan su hizmetini durduramaz.

* Su kaynaklarının kirlenmesinden sorumlu olan şirketler ve endüstriler, çevresel, insani ya da ekonomik olarak verdikleri zararı tazmin etmek zorundadırlar.

* Suyun özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi sürecine davet eden tüm ulusal ve bölgesel yasaları reddediyoruz.

* Mega projeler, barajlar, liman inşaatları, maden sömürüsü ve suyun şişelenmesi temelindeki yağmacı ve sürdürülemez su yönetimi modelini reddediyoruz.

İklim Değişikliği ve Su
Küresel iklim değişikliğinin en yıkıcı sonucu, özellikle Türkiye gibi ılıman ve subtropikal kuşaktaki ülkelerde içme, kullanma ve sulama suyunun giderek azalması ve kuraklığın ağır ve kalıcı hale gelmesidir. Bu da su azlığına ancak suya herkesin erişimini garanti alacak bir kamusal su politikasıyla, tarım alanlarının sanayi alanlarına, yollara ve büyüyen kentlere kurban verilmesinin önlenmesiyle, sulak alanların ve göllerin sulama gibi amaçlarla tahrip edilmesinin önlenmesi ve sulak alanların korunmasıyla, baraj yapımı yerine akarsuların akış rejiminin ve vadilerin korunmasıyla, suyun ekolojik akışını bozmayan bir su kullanımı ilkesinin hayata geçirilmesiyle mümkündür.

İklim değişikliği son derece ciddi bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Küresel ısınmayı durdurmak için alınması gereken önlemler için bir gün dahi beklemek mümkün değildir. Su yetersizliği de küresel ısınma durdurulmadan çözüm bulunabilecek teknik veya idari bir sorun değildir. Bu nedenle su politikaları her zaman küresel ısınmayı durdurmayı hedefleyen, sera gazı emisyonlarını hızlı ve büyük oranlarda azaltmayı hedefleyen ve iklim değişikliğinden zarar gören yoksul ülke ve bölgelerin zararlarını giderecek adaptasyon önlemlerini içeren radikal iklim politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır.

Alternatif Su Forumu’na Davet
Herkesi 20-22 Mart tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul kampüsünde yapılacak olan ve su hakkında özgür bir tartışma platformu yaratmayı amaçlayan Uluslararası İstanbul Alternatif Su Forumu’na davet ediyoruz.

Suyun yaşamın kaynağı olduğunu ve su olmadan yaşamın olamayacağını herkes söylüyor. Ancak buna bir de hemen suyun sınırlı ve kıt bir kaynak olduğu ekleniyor. Oysa su kıt değil sadece sınırlıdır. Suyu kıtlaştıran zihniyet, suyu yönetilmesi ve bedeli karşılığında karşılanması gereken bir ihtiyaç olarak tanımlayan, günümüzün endüstriyalist kapitalist mantığıdır.

Oysa su, yeryüzünde dolaşan, sınır tanımayan, mülk edinilemeyecek, kaynakları ve döküldüğü yer herkese ait olan, doğanın insanlara ve tüm canlılara armağanı olarak görülmesi gereken kamusal bir ortak zenginliktir.

Bu nedenle su hakkındaki kararları bütün halklar, bütün insanlar hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan, özgürce, demokratik bir biçimde tartışarak ve paylaşarak almalıdır. Yaşam kaynağımızla ilgili kararlar şirket yöneticilerine bırakılamaz.

Ümit Şahin - Suyuma Dokunma Kampanyası katılımcısı

Hiç yorum yok: