Bu yazı Sivil Toplum dergisinin Ekim-Aralık 2007 tarihli 20. sayısında yayınlanmıştır.
Ümit Şahin
Çevrecilik, sivil toplum “domain”inin doğal ve ayrılmaz bir parçası olarak görülür. Sivil toplum mücadelesinin onlarsız düşünülemeyeceği üç alanın çevre, insan hakları ve kadın sorunları olduğu konusunda kimsenin kuşkusu yoktur. Aynı şekilde siyaset de, iktidar ilişkileri, mülkiyet ve genel olarak ekonominin alanına girdiği kabul edilen meseleler (para politikaları, sanayi, tarım, yatırımlar, vb.) çevresinde döner.
Ortaya çıkan bu ilginç dikotomi, sivil toplum mücadelesinin “yetki” alanına giren konuları siyasetin uçlarına sürükler. İnsan hakları meseleleri daha çok iktidar mücadeleleri bağlamında siyaseti etkilerken, kadın hakları için ve çevre sorunlarına karşı verilen mücadeleler, iktidar sahipleri ve klasik sağ ve sol siyasetçiler tarafından, kendi politik önceliklerinin son sıralarında da olsa, en azından söylem düzeyinde içselleştirilmeye ve böylece etkisiz kılınmaya çalışılır. İktidar ilişkileri ve mülkiyet hakkında konuşmak ise sivil toplum mücadelesinde yer alan çoğunluk tarafından “siyasete bulaşmak” olarak etiketlendirilerek dışlanır.