Bu yazı 5 Şubat 2012'de Radikal İki'de yayımlanmıştır.
Bu blogda, gazete ve dergi yazılarım yer almaktadır. Akademik yayınlar ve makaleler - Yeşil Gazete yazıları
Gazete Makalesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazete Makalesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
05 Şubat 2012
Buzul çağı yalanları
01 Ocak 2012
Sözde Van depremi!
Özellikle TRT haberlerinden ezbere bildiğimiz bir sıfat olan “sözde”, “başkaları söylediği için dile getirmek zorunda kaldığımız bu durum, aslında yoktur, ya da doğru değildir” anlamına geliyor. Türkiye’de devletin gerçeklikle ilişkisinin bu tek kelimede gizli olduğu söylenebilir. Gerçekler işinize gelmediği zaman (yani çoğu zaman) inkâr etmenin harika bir yoludur. Söz konusu mesele aslında yoktur. Dolayısıyla dert etmeye ya da bir şeyler yapmaya gerek olmadığı gibi, hâlâ o meseleden söz edenler de, en hafif deyimiyle, muteber vatandaşlar değildir.
21 Ağustos 2011
Sadaka değil, iklim borcu
Dünyanın önde gelen insani yardım kuruluşlarından Oxfam, geçtiğimiz günlerde Doğu Afrika’da yaşanan insanlık dramıyla ilgili bir rapor yayınladı. Oxfam, yoksulluğa ve adaletsizliğe karşı 97 ülkede çalışmalar yürüten uluslararası bir örgüt. Örgütün ismi ilk kez 1942’de Britanya’da açlığa karşı mücadele etmek için kurulan Oxford Komitesi’nden (Oxford Committee for Famine Relief) geliyor. Yani Oxfam bir çevre kuruluşu değil, yeşil ideolojiyi savunmuyor, bu alanda özel bir iddiası da yok. Kıtlıkla ve açlıkla mücadele örgütün en önemli uzmanlık alanı.
10 Haziran 2011
Seçim Bildirgelerinde "Enerji ve Çevre"
Bu yazı 10 Haziran 2011 tarihinde Bianet'te yayımlanmıştır.
12 Haziran seçimleri için siyasi partilerin yayınladığı seçim bildirgelerini çevre ve ekoloji açısından incelemek için özelikle enerji ve iklim başlıklarına bakmak gerekiyor. İsterseniz seçimin galibi olmaya aday AKP'yle en büyük rakibi CHP'ye ve bu seçimlerdeki alternatif ses olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na bakalım. Nükleere karşı çıkışıyla ilgi çeken Has Parti'ye de bir göz atalım.
12 Haziran seçimleri için siyasi partilerin yayınladığı seçim bildirgelerini çevre ve ekoloji açısından incelemek için özelikle enerji ve iklim başlıklarına bakmak gerekiyor. İsterseniz seçimin galibi olmaya aday AKP'yle en büyük rakibi CHP'ye ve bu seçimlerdeki alternatif ses olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na bakalım. Nükleere karşı çıkışıyla ilgi çeken Has Parti'ye de bir göz atalım.
29 Mayıs 2011
Anadolu ayakta
Bu yazı 29 Mayıs 2011'de Radikal İki'de yayınlanmıştır.
"Verimli toprakları suyun altında bırakıp, çorak topraklara su taşımaya çalıştılar." Büyük Anadolu Yürüyüşü kervanlarından biri Çemişkezek taraflarından geçerken yürüyüşçüleri çadırında ağırlayan yaşlı bir göçer kadın böyle söylemiş. Anadolu’da yıllardır devam eden ve son birkaç yıldır dayanılmaz bir hal alan doğa yıkımını özetleyen izlenimlerden birisi bu. İnsanların yaşam alanlarını yok edip kentlere göç etmeye zorlamak, asıl değer kaynağı olan toprağı, suyu, ormanı ve canlı yaşamı öldürmek, sonra da insanları hasta eden bir yaşam biçimini dayatan ve doğayı daha da tahrip eden politikalarla ekonomiyi büyütmeye çalışmak. İşte yıkıcı endüstrileşme. Yaşam alanlarını atık barajlarından sızan zehirli sularla tehdit eden, güya elektrik üretmek için, ama aslında şirketleri zengin etmek uğruna vadileri kurutup suları tünellere hapseden, sadece insanların değil, bütün canlıların yaşam hakkını ihlal eden “dokunulamaz” kalkınma politikaları ya da...
"Verimli toprakları suyun altında bırakıp, çorak topraklara su taşımaya çalıştılar." Büyük Anadolu Yürüyüşü kervanlarından biri Çemişkezek taraflarından geçerken yürüyüşçüleri çadırında ağırlayan yaşlı bir göçer kadın böyle söylemiş. Anadolu’da yıllardır devam eden ve son birkaç yıldır dayanılmaz bir hal alan doğa yıkımını özetleyen izlenimlerden birisi bu. İnsanların yaşam alanlarını yok edip kentlere göç etmeye zorlamak, asıl değer kaynağı olan toprağı, suyu, ormanı ve canlı yaşamı öldürmek, sonra da insanları hasta eden bir yaşam biçimini dayatan ve doğayı daha da tahrip eden politikalarla ekonomiyi büyütmeye çalışmak. İşte yıkıcı endüstrileşme. Yaşam alanlarını atık barajlarından sızan zehirli sularla tehdit eden, güya elektrik üretmek için, ama aslında şirketleri zengin etmek uğruna vadileri kurutup suları tünellere hapseden, sadece insanların değil, bütün canlıların yaşam hakkını ihlal eden “dokunulamaz” kalkınma politikaları ya da...
01 Ocak 2011
Cancun zirvesinin ardından
Bu yazı Eko IQ dergisinin Ocak 2011 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştır.
Meksika’nın Cancun
kentinde yapılan 16. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi, ya da resmi ismiyle
COP-16, üzerinde fazla yorum bile yapılamadan geride kaldı. Bu zirve benim
yerinde izlediğim üst üste üçüncü iklim zirvesiydi. Üç zirvenin ortak noktası
resmi oturumların beklentileri karşılamaktan uzak olmasıydı. Ama bu tür
zirvelerde herkesin beklentilerini karşılayacak bir orta yol olduğu artık pek
söylenemez. Tarafların (yani politikacı ve bürokratlardan oluşan resmi
delegasyonların) en büyük hatası iklim değişikliğini durdurmak için “bir şeyler
yapmanın” hala değerli olduğunu sanmaları. Oysa birkaç yıldır iklim
değişikliğiyle ciddi biçimde uğraşan hemen herkesin üzerinde uzlaştığı bir
gerçek var: Radikal önlemler almadıkça iklim değişikliğini durdurmak için adım
atmış olamazsınız. Radikal önlemin formülü de şudur: Adil, bağlayıcı ve yüksek
hedefli bir anlaşma. Kyoto Protokolü’nün birinci taahhüt döneminin kapanmasına
iki sene kala yeni, bağlayıcı ve bu kez yüksek hedefli bir anlaşma çıkacak mı,
çıkmayacak mı? İşte bütün mesele bu.
31 Aralık 2010
2010'dan 2011'e Ekoloji Mücadeleleri ve Basın
Bu yazı 31 Aralık 2010'da Bianet'te yayımlanmıştır.
2010'a damgasını vuran ekoloji mücadelesinin hidroelektrik santrallerine (HES) karşı verilen mücadele olduğuna kimsenin kuşkusu olduğunu sanmıyorum. Türkiye'ye özgü tuhaflıklardan biri olarak yenilenebilir enerji adı altında, hatta iklim değişikliğiyle mücadele için verilen ucuz krediler kullanılarak doğa yok ediliyor, vadiler ve dereler kurutuluyor, doğal yaşam alanları ve yerel halkın geçim kaynakları tahrip ediliyor, bu oldu bittiye karşı çıkanlar hükümet tarafından önce yok sayılmaya çalışılıyor, sonra da suçlanıyor.
2010'a damgasını vuran ekoloji mücadelesinin hidroelektrik santrallerine (HES) karşı verilen mücadele olduğuna kimsenin kuşkusu olduğunu sanmıyorum. Türkiye'ye özgü tuhaflıklardan biri olarak yenilenebilir enerji adı altında, hatta iklim değişikliğiyle mücadele için verilen ucuz krediler kullanılarak doğa yok ediliyor, vadiler ve dereler kurutuluyor, doğal yaşam alanları ve yerel halkın geçim kaynakları tahrip ediliyor, bu oldu bittiye karşı çıkanlar hükümet tarafından önce yok sayılmaya çalışılıyor, sonra da suçlanıyor.
12 Aralık 2010
Titanik'te aile buluşması
Cancun’da, kelimenin gerçek anlamıyla, dünya üzerinde kirli oyunlar oynanıyor. Geçen sene Kopenhag İklim Zirvesi hayal kırıklığıyla kapanırken kimse Meksika’da yapılacak bir sonraki zirveden umutla bahsetmiyordu. Ama bugün burada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile Cancun’dan bir anlaşma çıkmasını beklemediğini söylüyor. O zaman binlerce insanı buraya neden topladınız?
26 Eylül 2010
Yoksa İstanbul için değil mi?
5 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen Türkiye küçük Millet Meclisi (TkMM) toplantısında ana gündem maddesi üçüncü köprüydü. Toplantıya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın danışmanı sıfatıyla Prof. İbrahim Boz ve Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter yardımcısı İrfan Uzun da katıldı. Sorular üzerine söz alan İrfan Uzun’un söyledikleri bir itiraf olarak algılanabilir. Çünkü Uzun, köprünün İstanbul için yapılmadığını ve İstanbul’a ait bir proje olmadığını açıkça söyledi.
29 Ağustos 2010
Zenginlerin iklim borcu büyüyor
Son yıllarda yaşanan en ciddi iklim felaketleri, farklı bölgelerde aynı anda başladı. Bu felaketleri Rusya, Pakistan, orman yangınları, seller diye bir solukta sayınca meselenin ağırlığı gözden kaçabiliyor. Bu nedenle neyle karşı karşıyayız, bu felaketlerin iklim değişikliğinin bugün geldiği noktayla ilişkisi nedir, biraz daha yakından bakalım.
17 Ağustos 2010
Newsweek'e Okur Mektubu
Bu okur mektubu Newsweek Türkiye’nin 95. sayısının kapağında yer alan “Alametler belirdi” başlıklı iklim değişikliği dosyası nedeniyle dergi editörüne yazdığım mektubun tam metnidir. Mektubun bir kısmı derginin 16-23 Ağustos haftasında yayınlanan 96. sayısının okur mektupları sayfasında yer aldı.
Sayın Editör,
Newsweek gibi önemli bir haber dergisinin yılın en sıcak günlerinde ve iklim felaketleri en yoğun bir şekilde yaşanırken küresel ısınmayı kapağına taşıması ancak takdir edilebilir. Ne var ki geçen haftaki “Alametler belirdi” dosyanız küresel ısınmayı tartışmalı bir konuymuş gibi sunma hatasına düşerek çok temel bir yanlış yapıyor. Dosyanızda iklim değişikliğiyle ilgili görüşlerine yer verdiğiniz (daha önceki sayılarınızda da görüşleri alıntılanan) Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doğan Yaşar hâlâ iklim değişikliğinin doğal döngülerin bir sonucu olduğunu anlatıyor. Ancak biliyoruz ki Sayın Yaşar iklim biliminin en önemli başvuru kaynaklarını, Atatürk’e atfettiği “ilim tercüme ile değil, tetkikle yapılır” sözünü dayanak göstererek reddeder. Böyle yaparsanız elbette konunun en önemli isimleri olan James Hansen, Stephen Schneider, Michael Mann gibi bilim insanlarının, ya da IPCC, Hadley Center, NASA Goddard Enstitüsü, NOAA gibi kurumların yıllardır üzerinde birleştiği iklim değişikliği gerçeklerinin tam tersini söyleyebilirsiniz. Üstelik kabul edilmiş bilimsel yayınlar yerine spekülatif kimi kaynakları referans göstererek.
16 Ağustos 2010
Başbakan'a Açık Mektup: Ben O Çevreci Tiplerden Biriyim
Bu yazı Bianet'te 16 Ağustos 2010'da yayınlanmıştır.
Sayın Başbakan,
Geçen hafta, Rize İkizdere'de Cevizlik Hidroelektrik Santralı'nı açarken yaptığınız konuşmada yine çevrecilere çattınız. Enerji yatırımlarıyla ilgili bütün kararlarınızın doğru olduğuna inanmanızı anlayabiliyorum. Ancak bunu ifade etmek isterken bu ülkenin iyiliğini en az sizin kadar isteyen insanları küçümsüyor ve üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Bu da politikalarınıza olan güveninizle ilgili soru işaretleri doğuruyor. Konuşmanızda"Bazı çevreci adı altında tipler, gruplar çıkıyor ve bu sıfatla da bu HES'lere karşı çıkıyor, her türlü enerji yatırımına karşı çıkıyor, yalan yanlış bilgilerle de kamuoyunu, vatandaşımı yanıltıyorlar." demişsiniz.
Sayın Başbakan,
Geçen hafta, Rize İkizdere'de Cevizlik Hidroelektrik Santralı'nı açarken yaptığınız konuşmada yine çevrecilere çattınız. Enerji yatırımlarıyla ilgili bütün kararlarınızın doğru olduğuna inanmanızı anlayabiliyorum. Ancak bunu ifade etmek isterken bu ülkenin iyiliğini en az sizin kadar isteyen insanları küçümsüyor ve üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Bu da politikalarınıza olan güveninizle ilgili soru işaretleri doğuruyor. Konuşmanızda"Bazı çevreci adı altında tipler, gruplar çıkıyor ve bu sıfatla da bu HES'lere karşı çıkıyor, her türlü enerji yatırımına karşı çıkıyor, yalan yanlış bilgilerle de kamuoyunu, vatandaşımı yanıltıyorlar." demişsiniz.
Ben o tiplerden biriyim.
04 Temmuz 2010
Çevre direnişlerinin buluşması
Ekoloji mücadeleleri kavramı 90’lı yıllarda sözlüğümüze girdi. Çevreciliğin çöp toplamaktan ve ağaç dikmekten ibaret gibi gösterilmeye çalışıldığı, sürdürülebilir kalkınmanın icadıyla en kirletici şirketlerin bile çevreci ilan edildiği ve Çevre Bakanlığı’nın kurulmasıyla meselenin resmiyet kazandığı bu yıllarda, yerel çevre ve ekoloji hareketleri mücadelenin politik yanını vurgulamayı ve sisteme muhalif bir ekoloji mücadelesi geleneği yaratmayı başardı. Ekoloji mücadelelerinin doğuşunda Bergama’da siyanürlü altına karşı başlayan köylü hareketinin büyük etkisi oldu. Kendi topraklarından kendilerine sormadan altın çıkarıp zehrini bırakan şirketlerle mücadeleye girişen köylülerin yarattığı etki, benzeri yatırımların yapıldığı yerlere hızla sıçradı.
20 Haziran 2010
Nükleer tarafsızlık mümkün mü?
Önce mevcut durumu hatırlatalım: Türkiye’de henüz bir nükleer santral yok. Yani Türkiye’nin enerji üretiminde nükleerin payı sıfır. Elektrik üretim miktarlarına göre enerjide kömürün yüzde 30’a, doğalgazın yüzde 50’ye yakın payı var. Ancak bugünlerde hükümet, nükleer santral kurma konusunda eskisine göre daha kararlı görünüyor. Rusya ile yapılan ikili anlaşma önümüzdeki günlerde meclisten geçerse Akkuyu’da her biri 1200 MW büyüklüğünde dört reaktörden oluşan bir santral kurulacak. Bu santralin 2020’ye kadar elektrik üretmeye başlaması planlanıyor. Öte yandan 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Gül tarafından Güney Kore ile de bir nükleer işbirliği anlaşması imzalandı. Güney Kore ile Sinop için, Rusya ile Akkuyu için yapılana benzer bir anlaşma yapılmak istendiği ve en az Akkuyu büyüklüğünde bir santralin de Sinop’a kurulacağı anlaşılıyor.
05 Haziran 2010
Dünya Çevre Gününde Öncelik Doğanın Korunmasında
Biamag'da 5 Haziran 2010 günü yayınlanmıştır.
Her zaman tekrarlayıp durduğumuz bir gerçektir: Türkiye'nin çevre politikalarını anlamak için enerji, tarım, ulaştırma, madencilik ve sanayi politikalarına bakmalısınız. Çevre politikaları bazı ülkelerde yaşam kalitesini iyileştirmekle ve çevreyi geliştirmekle ilgili olabilir. Türkiye'de ise çevre deyince aklımıza ilk olarak doğanın ve yaşamın düşmanı olan yatırımlara karşı direnmek geliyor.
Her zaman tekrarlayıp durduğumuz bir gerçektir: Türkiye'nin çevre politikalarını anlamak için enerji, tarım, ulaştırma, madencilik ve sanayi politikalarına bakmalısınız. Çevre politikaları bazı ülkelerde yaşam kalitesini iyileştirmekle ve çevreyi geliştirmekle ilgili olabilir. Türkiye'de ise çevre deyince aklımıza ilk olarak doğanın ve yaşamın düşmanı olan yatırımlara karşı direnmek geliyor.
04 Haziran 2010
Bu Rejim Yıkılabilir
Bianet'te 4 Haziran 2010'da yayınlanmıştır.
İsrail'in Gazze'ye insani yardım malzemesi taşıyan aktivistlere yönelik kanlı saldırıları İsrail yönetiminin işgali sona erdirmeye ve Filistinlileri insan yerine koymaya niyeti olmadığını bir kez daha kanıtladı. Mevcut İsrail yönetimine "yeni yerleşimler inşa etme", "Gazze üzerindeki ablukayı kaldır", "işgali bitir", "67 sınırlarına dön" gibi talepler iletmenin anlamı iyice tartışılır hale geldi ve İsrail'e tepki duyan çoğunluk İsrail devletinin varlığını sorgulamaya başladı.
İsrail'in Gazze'ye insani yardım malzemesi taşıyan aktivistlere yönelik kanlı saldırıları İsrail yönetiminin işgali sona erdirmeye ve Filistinlileri insan yerine koymaya niyeti olmadığını bir kez daha kanıtladı. Mevcut İsrail yönetimine "yeni yerleşimler inşa etme", "Gazze üzerindeki ablukayı kaldır", "işgali bitir", "67 sınırlarına dön" gibi talepler iletmenin anlamı iyice tartışılır hale geldi ve İsrail'e tepki duyan çoğunluk İsrail devletinin varlığını sorgulamaya başladı.
18 Mayıs 2010
Türkiye'nin Nükleer Güç Olma Hevesi
Bu yazı Bianet'te 18 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanmıştır.
Çok önemli iki haber üst üste geldi. Önce Rusya Devlet Başkanı Medvedev'in Türkiye ziyareti sırasında Türkiye ile Rusya arasında Akkuyu nükleer santralı konusunda bir anlaşma imzalandı. Ardından İran'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu'nun katılımıyla İran'a uranyum takasının Türkiye üzerinden yapılması için anlaşmaya varıldı. Devletler arası iki nükleer anlaşma!... Bunun uzun vadede ne anlama geldiğini düşünmeden hükümetin barış çabalarına övgüler düzmenin erken olduğunu düşünüyorum.
Çok önemli iki haber üst üste geldi. Önce Rusya Devlet Başkanı Medvedev'in Türkiye ziyareti sırasında Türkiye ile Rusya arasında Akkuyu nükleer santralı konusunda bir anlaşma imzalandı. Ardından İran'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu'nun katılımıyla İran'a uranyum takasının Türkiye üzerinden yapılması için anlaşmaya varıldı. Devletler arası iki nükleer anlaşma!... Bunun uzun vadede ne anlama geldiğini düşünmeden hükümetin barış çabalarına övgüler düzmenin erken olduğunu düşünüyorum.
01 Ocak 2010
Kopenhag'dan Geriye Kalan Yenilenen Bir İklim Hareketi
Bu yazı Bianet'te 1 Ocak 2009'da yayınlanmıştır.
Kopenhag iklim zirvesi iklim değişikliğiyle mücadele açısından sadece 2009'un değil, tüm zamanların en önemli olayıydı. Çıkan sonucun bu kadar büyük bir hayal kırıklığına yol açmasının bir nedeni de büyük bir beklenti yaratmasıydı. Ama Kopenhag zirvesinden bu kadar büyük bir beklentinizin olmaması da kolay değildi.
Kopenhag iklim zirvesi iklim değişikliğiyle mücadele açısından sadece 2009'un değil, tüm zamanların en önemli olayıydı. Çıkan sonucun bu kadar büyük bir hayal kırıklığına yol açmasının bir nedeni de büyük bir beklenti yaratmasıydı. Ama Kopenhag zirvesinden bu kadar büyük bir beklentinizin olmaması da kolay değildi.
06 Aralık 2009
Kopenhag kimin umurunda?
Bu yazı 6 Aralık 2009'da Radikal İki'de yayınlanmıştır.
Eğer 7 Aralık’ta başlayacak Kopenhag İklim Zirvesi’nden bir sonuç çıkmazsa, yaşanacaklardan sesini çıkarmayan herkes sorumlu olacak
Dünyanın en önemli toplantısı yarın (7-18 Aralık) başlıyor. Dünya hükümetleri çığırından çıkmakta olan iklim değişikliğine çözüm bulmak için Birleşmiş Milletler’in ev sahipliğinde 15. kez buluşuyor. Bu kez gerçek bir anlaşmaya varmaları, üstelik radikal bir çözüm üzerinde uzlaşmaları gerekiyor. Biz de yarından itibaren Kopenhag’da olacağız. Kopenhag’dan bir sonuç çıkmasını sağlamak, sıradan insanların sesi olmak, hem zirvenin yapılacağı salonları, hem de sokağı boş bırakmamak için…
Eğer 7 Aralık’ta başlayacak Kopenhag İklim Zirvesi’nden bir sonuç çıkmazsa, yaşanacaklardan sesini çıkarmayan herkes sorumlu olacak
Dünyanın en önemli toplantısı yarın (7-18 Aralık) başlıyor. Dünya hükümetleri çığırından çıkmakta olan iklim değişikliğine çözüm bulmak için Birleşmiş Milletler’in ev sahipliğinde 15. kez buluşuyor. Bu kez gerçek bir anlaşmaya varmaları, üstelik radikal bir çözüm üzerinde uzlaşmaları gerekiyor. Biz de yarından itibaren Kopenhag’da olacağız. Kopenhag’dan bir sonuç çıkmasını sağlamak, sıradan insanların sesi olmak, hem zirvenin yapılacağı salonları, hem de sokağı boş bırakmamak için…
25 Ağustos 2009
İklim Değişikliğinde Dönüm Noktası Yakın
Bu yazı 25 Ağustos 2009'de Açık Radyo web sitesinde yayınlanmıştır.
2009… İklim değişikliğiyle ilgilenenler birkaç sene sonra 2009 yılını dönüm noktası olarak adlandıracaklar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi elbette Kyoto’nun yerini alacak yeni uluslararası iklim sözleşmesinin bu yılın sonunda Kopenhag’da tartışılacak olması. Büyük olasılıkla Kopenhag zirvesinden iklim değişikliğini durduracak anlamlı ve iddialı bir anlaşma çıkmayacak.
2009… İklim değişikliğiyle ilgilenenler birkaç sene sonra 2009 yılını dönüm noktası olarak adlandıracaklar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi elbette Kyoto’nun yerini alacak yeni uluslararası iklim sözleşmesinin bu yılın sonunda Kopenhag’da tartışılacak olması. Büyük olasılıkla Kopenhag zirvesinden iklim değişikliğini durduracak anlamlı ve iddialı bir anlaşma çıkmayacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















