Bu yazı 5 Şubat 2012'de Radikal İki'de yayımlanmıştır.
Ümit Şahin'in Yazı Defteri
Bu blogda, değişik yerlerde yayınlanmış yazılarım yer almaktadır. Yeşil Gazete yazılarım için www.yesilgazete.org
05 Şubat 2012
Buzul çağı yalanları
01 Ocak 2012
Sözde Van depremi!
Bu yazı 1 Ocak 2012'de Radikal İki'de yayımlanmıştır.
Özellikle TRT haberlerinden ezbere bildiğimiz bir sıfat olan “sözde”, “başkaları söylediği için dile getirmek zorunda kaldığımız bu durum, aslında yoktur, ya da doğru değildir” anlamına geliyor. Türkiye’de devletin gerçeklikle ilişkisinin bu tek kelimede gizli olduğu söylenebilir. Gerçekler işinize gelmediği zaman (yani çoğu zaman) inkâr etmenin harika bir yoludur. Söz konusu mesele aslında yoktur. Dolayısıyla dert etmeye ya da bir şeyler yapmaya gerek olmadığı gibi, hâlâ o meseleden söz edenler de, en hafif deyimiyle, muteber vatandaşlar değildir.
28 Ekim 2011
Piyasa Hakimiyetinden Şenlikli Topluma: Beklenti Değil, Umut
Bu yazı Yeni İnsan Yayınevi tarafından Ivan Illich Kitaplığı dizisinin 2. kitabı olarak 2011 yılında yayımlanan "İşsizlik Hakkı"nın Sunuş bölümü olarak yazılmıştır.
Ivan Illich büyük eserler yazmamış, kendi deyimiyle “risaleler”, küçük kitaplar kaleme almıştır. Bu küçük kitaplardaki izlekler bitmez, her zaman bir sonuca da bağlanmaz. Ama onun açtığı tartışmalar modern toplumun mahrem yerlerinin üzerindeki örtüyü aralayan ve bir daha kapatılamayan müdahaleler olarak kalır. Açığa vurulan mahremiyet utandırır, öfkelendirir, görmezden gelinir, gizlenmeye ve kapatılmaya çalışılır, ama yok edilemez. Çünkü bütün bunlar modern toplumun en derinlerine kök salmıştır. İşte “İşsizlik Hakkı”, hâkim mesleklerin modern toplumdaki yerine ve saygınlığına yönelik benzer bir müdahale sayılabilir.
21 Ağustos 2011
Sadaka değil, iklim borcu
Bu yazı 21 Ağustos 2011 tarihinde Radikal İki'de yayımlanmıştır.
Dünyanın önde gelen insani yardım kuruluşlarından Oxfam, geçtiğimiz günlerde Doğu Afrika’da yaşanan insanlık dramıyla ilgili bir rapor yayınladı. Oxfam, yoksulluğa ve adaletsizliğe karşı 97 ülkede çalışmalar yürüten uluslararası bir örgüt. Örgütün ismi ilk kez 1942’de Britanya’da açlığa karşı mücadele etmek için kurulan Oxford Komitesi’nden (Oxford Committee for Famine Relief) geliyor. Yani Oxfam bir çevre kuruluşu değil, yeşil ideolojiyi savunmuyor, bu alanda özel bir iddiası da yok. Kıtlıkla ve açlıkla mücadele örgütün en önemli uzmanlık alanı.
Dünyanın önde gelen insani yardım kuruluşlarından Oxfam, geçtiğimiz günlerde Doğu Afrika’da yaşanan insanlık dramıyla ilgili bir rapor yayınladı. Oxfam, yoksulluğa ve adaletsizliğe karşı 97 ülkede çalışmalar yürüten uluslararası bir örgüt. Örgütün ismi ilk kez 1942’de Britanya’da açlığa karşı mücadele etmek için kurulan Oxford Komitesi’nden (Oxford Committee for Famine Relief) geliyor. Yani Oxfam bir çevre kuruluşu değil, yeşil ideolojiyi savunmuyor, bu alanda özel bir iddiası da yok. Kıtlıkla ve açlıkla mücadele örgütün en önemli uzmanlık alanı.
15 Ağustos 2011
Özgür Gündem söyleşisi: "Eşit söze sahip bir meclis daha doğru"
Bu söyleşi Özgür Gündem Gazetesi'nde 15 Ağustos 2011'de yayımlanmıştır (Ömer Çelik - İstanbul, DİHA).
Geçmişte yürütülen birlik çalışmalarının hatalı ve dar olduğu yönünde eleştirilerini dile getiren Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, “Bugünkü blok içerinde yer alan bütün siyasi partilerin sözlerini eşit biçimde söyleyebilecekleri ve mevcut blok oluşumunun pratik bir niteliğe kavuşacağı bir tür meclisin çok daha doğru bir fikir olduğunu düşünüyorum” dedi. Şahin, “Türkiye’deki mevcut hükümetin birinci özelliği, kim ne derse desin doğa düşmanı bir hükümet olmasıdır” diyerek, ekolojik alanının temel konu olarak ele alınması gerektiği konusunda önceliğini ifade etti.
Geçmişte yürütülen birlik çalışmalarının hatalı ve dar olduğu yönünde eleştirilerini dile getiren Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, “Bugünkü blok içerinde yer alan bütün siyasi partilerin sözlerini eşit biçimde söyleyebilecekleri ve mevcut blok oluşumunun pratik bir niteliğe kavuşacağı bir tür meclisin çok daha doğru bir fikir olduğunu düşünüyorum” dedi. Şahin, “Türkiye’deki mevcut hükümetin birinci özelliği, kim ne derse desin doğa düşmanı bir hükümet olmasıdır” diyerek, ekolojik alanının temel konu olarak ele alınması gerektiği konusunda önceliğini ifade etti.
31 Temmuz 2011
The end of nuclear energy?
Almanya'nın SPD'ye yakın vakfı Friedrich Ebert Stiftung, Temmuz ayında "The end of nuclear energy? International perspectives after Fukushima" başlıklı bir rapor/kitap yayınladı. (Editörler: Nina Netzer ve Jochen Steinhilber) Fuksuhima sonrası nükleer enerjinin durumuna ilişkin ülke analizlerinin yer aldığı bu raporun Türkiye başlığını ben yazdım.
Kitabı buraya tıklayarak indirebilirsiniz.
Kitabı buraya tıklayarak indirebilirsiniz.
15 Haziran 2011
Açık Dergi'de Edip Cansever Hakkında
Açık Dergi’de ölümünün 25. yılı vesilesiyle, Edip Cansever ve şiiri hakkında konuştum.
Dinlemek için TIKLAYIN
Dinlemek için TIKLAYIN
10 Haziran 2011
Seçim Bildirgelerinde "Enerji ve Çevre"
Bu yazı 10 Haziran 2011 tarihinde Bianet'te yayımlanmıştır.
12 Haziran seçimleri için siyasi partilerin yayınladığı seçim bildirgelerini çevre ve ekoloji açısından incelemek için özelikle enerji ve iklim başlıklarına bakmak gerekiyor. İsterseniz seçimin galibi olmaya aday AKP'yle en büyük rakibi CHP'ye ve bu seçimlerdeki alternatif ses olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na bakalım. Nükleere karşı çıkışıyla ilgi çeken Has Parti'ye de bir göz atalım.
12 Haziran seçimleri için siyasi partilerin yayınladığı seçim bildirgelerini çevre ve ekoloji açısından incelemek için özelikle enerji ve iklim başlıklarına bakmak gerekiyor. İsterseniz seçimin galibi olmaya aday AKP'yle en büyük rakibi CHP'ye ve bu seçimlerdeki alternatif ses olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na bakalım. Nükleere karşı çıkışıyla ilgi çeken Has Parti'ye de bir göz atalım.
29 Mayıs 2011
Anadolu ayakta
Bu yazı 29 Mayıs 2011 tarihli Radikal İki'de yayınlanmıştır.
"Verimli toprakları suyun altında bırakıp, çorak topraklara su taşımaya çalıştılar." Büyük Anadolu Yürüyüşü kervanlarından biri Çemişkezek taraflarından geçerken yürüyüşçüleri çadırında ağırlayan yaşlı bir göçer kadın böyle söylemiş. Anadolu’da yıllardır devam eden ve son birkaç yıldır dayanılmaz bir hal alan doğa yıkımını özetleyen izlenimlerden birisi bu. İnsanların yaşam alanlarını yok edip kentlere göç etmeye zorlamak, asıl değer kaynağı olan toprağı, suyu, ormanı ve canlı yaşamı öldürmek, sonra da insanları hasta eden bir yaşam biçimini dayatan ve doğayı daha da tahrip eden politikalarla ekonomiyi büyütmeye çalışmak. İşte yıkıcı endüstrileşme. Yaşam alanlarını atık barajlarından sızan zehirli sularla tehdit eden, güya elektrik üretmek için, ama aslında şirketleri zengin etmek uğruna vadileri kurutup suları tünellere hapseden, sadece insanların değil, bütün canlıların yaşam hakkını ihlal eden “dokunulamaz” kalkınma politikaları ya da...
"Verimli toprakları suyun altında bırakıp, çorak topraklara su taşımaya çalıştılar." Büyük Anadolu Yürüyüşü kervanlarından biri Çemişkezek taraflarından geçerken yürüyüşçüleri çadırında ağırlayan yaşlı bir göçer kadın böyle söylemiş. Anadolu’da yıllardır devam eden ve son birkaç yıldır dayanılmaz bir hal alan doğa yıkımını özetleyen izlenimlerden birisi bu. İnsanların yaşam alanlarını yok edip kentlere göç etmeye zorlamak, asıl değer kaynağı olan toprağı, suyu, ormanı ve canlı yaşamı öldürmek, sonra da insanları hasta eden bir yaşam biçimini dayatan ve doğayı daha da tahrip eden politikalarla ekonomiyi büyütmeye çalışmak. İşte yıkıcı endüstrileşme. Yaşam alanlarını atık barajlarından sızan zehirli sularla tehdit eden, güya elektrik üretmek için, ama aslında şirketleri zengin etmek uğruna vadileri kurutup suları tünellere hapseden, sadece insanların değil, bütün canlıların yaşam hakkını ihlal eden “dokunulamaz” kalkınma politikaları ya da...
21 Mayıs 2011
Nükleersiz ve karbonsuz bir dünya mümkün
Bu yazı Küresel BAK'ın Mayıs 2011'de Fransa'da yapılan G8 zirvesine karşı hazırladığı broşürde yer almıştır.
Enerji krizi yüzyılın en büyük göz boyaması. Ülkeleri de, insanları da gelir düzeyleri, yaşam biçimleri ve öncelikleri ne olursa olsun, sonsuz bir enerji ihtiyacının nesnesi haline getiriyor. Basit bir denkleme dayanıyor “enerji krizi” söylemi: Her geçen gün daha fazla enerji tüketmek zorunda olduğumuz, ancak daha fazla enerji tüketerek “daha iyi” yaşayabileceğimiz, bunun için de mümkün olan her türlü kaynağı sonuna kadar kullanmamız gerektiği iddiasına...
Enerji krizi yüzyılın en büyük göz boyaması. Ülkeleri de, insanları da gelir düzeyleri, yaşam biçimleri ve öncelikleri ne olursa olsun, sonsuz bir enerji ihtiyacının nesnesi haline getiriyor. Basit bir denkleme dayanıyor “enerji krizi” söylemi: Her geçen gün daha fazla enerji tüketmek zorunda olduğumuz, ancak daha fazla enerji tüketerek “daha iyi” yaşayabileceğimiz, bunun için de mümkün olan her türlü kaynağı sonuna kadar kullanmamız gerektiği iddiasına...
15 Mayıs 2011
Tıp Dünyası Söyleşisi - "Çernobil ve Fukushima'nın yarattığı faciayı kavrayamadılar"
Bu söyleşi, TTB'nin gazetesi olan Tıp Dünyası'nın 15 Mayıs 2011 tarihli 180. sayısında yayımlanmıştır.
Sayın Şahin, Uzun yıllardır yeşil hareketin içinde yer alan bir aktivist olarak, Türkiye’nin en ivedi çevre sorunları arasında neleri sayarsınız?
Bence artık spesifik olarak Türkiye’nin çevre sorunlarından söz edilebilecek zamanlar geride kaldı. Şu anda aşırı kalkınmacı ekonomi politikalarının, sosyal adaletsizliğin ve demokratik sistemdeki yozlaşmanın doğayı yıkıma uğratmasından ve hem ülkenin hem de gezegenin ekolojik dengelerini yok etmesinden söz etmek daha doğru olur. Bu anlamda geçmişten beri devam eden yanlış enerji, ulaşım, tarım ve istihdam politikaları açgözlü bir ekonomik büyüme ve kalkınma anlayışıyla birleşince son birkaç yıldır doğaya ve ekosisteme yönelik eskisinden çok daha şiddetli bir saldırı başladı. Bu politikaların bütününü ve yarattığı yıkımı görmek yerine klasik anlayışla hava ve su kirliliğinden, ormansızlaşmadan ve erozyondan, sulak alanların yok olmasından veya çevre mevzuatındaki yetersizliklerden söz etmek yanıltıcı olur.
Sayın Şahin, Uzun yıllardır yeşil hareketin içinde yer alan bir aktivist olarak, Türkiye’nin en ivedi çevre sorunları arasında neleri sayarsınız?
Bence artık spesifik olarak Türkiye’nin çevre sorunlarından söz edilebilecek zamanlar geride kaldı. Şu anda aşırı kalkınmacı ekonomi politikalarının, sosyal adaletsizliğin ve demokratik sistemdeki yozlaşmanın doğayı yıkıma uğratmasından ve hem ülkenin hem de gezegenin ekolojik dengelerini yok etmesinden söz etmek daha doğru olur. Bu anlamda geçmişten beri devam eden yanlış enerji, ulaşım, tarım ve istihdam politikaları açgözlü bir ekonomik büyüme ve kalkınma anlayışıyla birleşince son birkaç yıldır doğaya ve ekosisteme yönelik eskisinden çok daha şiddetli bir saldırı başladı. Bu politikaların bütününü ve yarattığı yıkımı görmek yerine klasik anlayışla hava ve su kirliliğinden, ormansızlaşmadan ve erozyondan, sulak alanların yok olmasından veya çevre mevzuatındaki yetersizliklerden söz etmek yanıltıcı olur.
20 Nisan 2011
Açık Yeşil - 20 Nisan 2011
Elektrik mühendisi Arif Künar'la Çernobil'in 25. yılı nedeniyle Açık Radyo'da yayınlanan Açık Yeşil programına 20 Nisan 2011'de yaptığımız programın kaydını aşağıdan dinleyebilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


