Agnus Dei - Tanrının Kuzusu (94,9 Açık Radyo'da Pazar geceleri 9:00'da)

22 Nisan 2009

YEŞİL DÜŞÜNCE VE EKOLOJİ SEMİNERLERİ 2009 BAŞLIYOR

ÜÇ EKOLOJİ
YEŞİL DÜŞÜNCE VE EKOLOJİ SEMİNERLERİ 2009
Ümit Şahin

Yeşil düşünceye giriş yapmak,
Katılımcılara ekolojik sorunların ve bunların nedenleri ve çözüm önerileri ile ilgili tartışmaların temellerinin anlaşılmasını sağlayacak temel donanımı kazandırmak,
Dünyanın toplumsal, çevresel ve zihinsel açıdan karşı karşıya kaldığı sorunlara yeşil bakış açısıyla yaklaşma yollarını tartışan düşünür ve yazarların dünyasına genel bir bakış ve bu alanda yapılacak ileri okumalar için ipuçları sağlamak;
Ve yeşil düşünce ve politika alanının farklı ideolojik ve politik alanlarla karşılaşma noktalarını bulmak ve tartışmak amacıyla,
2004 yılından beri her yıl yeşil düşünce ve ekoloji seminerleri yapıyoruz.
2004 ve 2005’de Üç Ekoloji organizasyonu olarak İstanbul’da, 2006’da Kadıköy Yeşilleri organizasyonu ile Kadıköy’de, 2007’de Tekirdağ Yeşilleri organizasyonu ile Tekirdağ’da, yine 2007 Bahar Yarıyılı’nda İstanbul Özgür Üniversite’de ve 2008’de Yeşil Ev Etkinlikleri çerçevesinde İstanbul Yeşil Ev’de olmak üzere altı kez düzenlediğimiz seminerleri 6. yılında yine Üç Ekoloji-Yeşil Ev organizasyonu ile yedinci kez tekrarlıyoruz.
Seminer dizisi 12 Mayıs 2009 Salı günü başlayacak ve 5 Haziran 2009 Cuma günü sona erecektir. Seminerler haftada iki gün (Salı-Cuma), yapılarak 4 haftada 8 seminer tamamlanacaktır.
TARİH: 12 Mayıs – 5 Haziran 2008 (Salı-Cuma)
SAAT: 19:00 – 21:00
YER: Beyoğlu Yeşil Ev: İstiklal cad. Balo sok. No:21 Kat:1 Beyoğlu - İstanbul
Katılım ücreti: 40 TL
Kontenjan 25 kişi ile sınırlı olup önceden kayıt yaptırmak gerekmektedir. Katılacakların mümkün olduğu kadar bütün seminerlere devamı tercih edilmektedir.

SEMİNER PROGRAMI

1. Seminer – 12 Mayıs 2009 Salı – 19:00-21:00
- Tanışma ve seminer programının tanıtılması.
- Yeşil düşünceye giriş, temel kavramlar.
- Doğa düşüncesi, yeşil düşüncenin gelişimi, belli başlı yazarlar, akımlar.
- Gaia’ya giriş
2. Seminer- 15 Mayıs 2009 Cuma – 19:00-21:00
- Gaia’nın kısa tarihi
- Ekolojik kriz ve küresel ısınma
3. Seminer – 19 Mayıs 2009 Salı – 19:00-21:00
- Çevreciliğin doğuşu, ekoloji hareketlerinde birinci ve ikinci dalga
- Resmi çevrecilik, sürdürülebilir kalkınma
4. Seminer – 22 Mayıs 2009 Cuma – 19:00-21:00
- Ivan Illich’in düşüncesine giriş: Endüstriyalist kurumlar, karşı üretkenlik, ihtiyacın yaratılması, yoksulluğun modernizasyonu ve radikal tekel.
5. Seminer – 26 Mayıs 2008 Salı – 19:00-21:00
- Moderniteye yönelik ekolojik eleştiriler
- Kapitalizm ve tüketim toplumu
- Endüstriyalizm, antiendüstriyalizm
6. Seminer – 29 Mayıs 2008 Cuma – 19:00-21:00
- Teknoloji eleştirileri
- İnsan merkezcilik, doğa merkezcilik, toprak etiği
- Sürdürülebilirlik, yoksulluk, yeşil ekonomi
7. Seminer – 2 Haziran 2008 Salı – 19:00-21:00
- Başlıca ekolojist teoriler: derin ekoloji, sosyal ekoloji, ekofeminizm, ekososyalizm, Marksist ekoloji vb.
- Yeşillerin değişim stratejileri: yeşil partiler, yeşil toplum projeleri, yeşil yaşam biçimleri.
8. Seminer – 5 Haziran 2008 Cuma – 19:00-21:00
- Yeşil hareketlerin dünyada ve Türkiye’de tarihi
- Yeşillerin temel ilkeleri ve politik tezleri
- Genel değerlendirme

Ümit Şahin - Üç Ekoloji dergisi yayın yönetmeni. Yeşiller Partisi Kurucu üyesi. Üç Ekoloji’den önce Pastoral (1993-1995), Akkuyu Postası (1996), Yeşil Gazete (2002) gibi yayınların çıkarılmasında sorumluluk aldı. 1993’de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Düşün Kulübü’nde, 1994 ve 1995 yıllarında BİLAR’da ekolojik düşünce seminerleri verdi. Yeşil düşünce ve ekoloji seminerlerini ilk kez 2004’te gerçekleştirdi. Nükleer karşıtı ve yeşil hareketlerde 1993’den itibaren aktif olarak yer almaktadır. Yeşiller üyeliğinin yanı sıra Çevre İçin Hekimler Derneği kurucusu ve Küresel Eylem Grubu aktivistidir.
http://umitsahin.blogspot.com

YÖNTEM: Her seminer günü 45’er dakikalık iki seminer saati ve 15 dakika ara yer almaktadır. Seminerler karşılıklı etkileşime, tartışmaya ve soru-cevaba açık bir şekilde verilmektedir.

OKUMA SETİ: Katılımcılara CD ile pdf olarak bir temel kaynak-okuma seti (Türkçe) dağıtılacak, ayrıca isteyen katılımcıların kopya alabileceği ikincil kaynaklar (Türkçe ve İngilizce) bulundurulacaktır.
Ayrıca her seminerde konuyla ilgili kitap vb. listeleri verilecektir.

Tartışma ortamı sağlamak amacıyla katılımcı sayısı 25 ile sınırlandırılmıştır.

KAYIT: 4 Mayıs 2008 Pazartesi gününe kadar kayıt olmanızı rica ediyoruz.

KAYIT VE AYRINTILI BİLGİ İÇİN:

Esra Özkan-Selda Arzuman: 533-3620213
yesillerbilgi@yahoo.com.tr
umitsa2005@gmail.com

14 Nisan 2009

Üç Ekoloji'nin yeni sayısı çıktı...


Üç Ekoloji - Doğa Düşünce Siyaset 7

Yeşil Politika ve Özgürlükçü Düşünce Seçkisi
İLKSÖZ

DOSYA – Nükleer Enerji: Rönesans Masalının Arka Planı
Umut İnsanda... Yeni Nükleer Kabullere Bir Bakış - Ayşem Mert
Rebecca Harms ile Söyleşi - Üç Ekoloji
Nükleer Rönesansa İtiraz - Ömer Madra
Helen Caldicott ile Söyleşi - Gregory Dicum
Siborg Bilimin Enerji Bağımlılığı Üzerine - Gediz Akdeniz

POLİTİKADAN DÜŞÜNCEYE
Bilge Contepe ile Söyleşi - Dilek Özkan – Ümit Şahin
Tarihsel İnsanlık Durumu - Ümit Şahin
Önce Köylü mü? Joost Jongerden Konukseverliğin Mırıltısı - Dilaver Demirağ

YEŞİL DÜŞÜNCE KLASİKLERİ
“Conspiratio” Kültürü - Ivan Illich

TARTIŞMA
Hepsi Kazanacak Bu Bebeklerin! - Mehmet Ali Üzelgün

KİTAP
Yaklaşan Küresel İklim Krizi - Engin Berk

SAYFA SAYISI:160
FİYAT: 10 TL

19 Mart 2009

Bu son Dünya Su Forumu olabilir

Ümit Şahin*

Bu yazı 19 Mart 2009 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanmıştır.

İklim, su, zehirli atık ticareti, ozon tabakası ya da genel olarak çevre íle ilgili uluslararası zirveler 1972’deki Stockholm İnsan Çevresi Konferansı’ndan beri yapılıyor. Aralarında Kyoto, Montreal, Rio gibi iyi bilinen örneklerin de olduğu çevre zirvelerinin kabul görme nedenlerinden biri, söylediklerine ve yaptıklarına yönelik itirazlar olsa da, uluslararası meşruiyetlerinin çok fazla sorun oluşturmamasıdır. Çünkü bu zirveler Birleşmiş Milletler çatısı altında, UNEP, UNFCCC gibi BM örgütleri tarafından yapılır. Zirvelerin ana gövdesini hükümetler arası görüşmeler oluşturur, üniversiteler, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve STK’lar da zirvelere ya da zirvelerin sivil toplum ayağına yan etkinliklerle, konuşmacılarla ve standlarla katılırlar, zirveler sırasında mutlaka protestolar ve alternatif toplantılar düzenlenir.
Şu anda İstanbul’da sürmekte olan Dünya Su Forumu, işte bu tür uluslararası çevre zirvelerinin bir taklidinden ibaret. Hatta 1972’den beri devam eden uluslararası çevre zirveleri geleneğinin ‘özelleştirilmesi’ çabası bile sayılabilir. Çünkü bu toplantı Birleşmiş Milletler tarafından değil, Dünya Su Konseyi adında bir kuruluş tarafından düzenleniyor. Bu konseyin kurucuları ve yöneticileri büyük çok uluslu su şirketleri, asıl iş alanları baraj yapımı olan inşaat şirketleri ve bu şirketlerin oluşturduğu BINGO (Business Oriented NGO) tipinde, yani üyesi olan şirketlerin ortak çıkarlarını savunmayı amaçlayan örgütler. Örneğin bu BINGO’ların en bilinen örneklerinden biri Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu. Konsey içinde FAO gibi bazı BM örgütleri de var, ancak bunların organizasyonda ve kararlarda etkin olmadığı, İstanbul’daki forumla UNESCO arasında esen soğuk rüzgarlar nedeniyle bir kez daha ortaya çıktı.

Bir taklit
İstanbul’da yapılan 5. Dünya Su Forumu, daha hazırlık aşamasında büyük tartışmalara neden olmuştu. Dünya Su Konseyi içinde zaten gerçek anlamda bir çevre veya insan hakları örgütü bulunmuyor. Ancak toplantının düzenlenmesine katılmak isteyen kimi çevreci sivil toplum örgütleri de dışlanmış, parasını verip katılanlar bile istedikleri konu ve konuşmacıların yer almasını sağlayamamıştı. Dünya Su Forumu denen organizasyon, tamamen su ve baraj şirketlerinin iş anlaşmaları kovaladığı, hükümet ve belediyelerin de şirketlerle ilişkilerini geliştirdiği bir organizasyondan ibaret. Peki o halde neden, örneğin bir baraj fuarı değil de, gösterişli bir “su forumu” düzenliyorlar?
Bu sorunun cevabı, amaçlanan şeyin meşruiyetinin olmamasında. Su da, tıpkı hava, rüzgar ve güneş ışığı gibi herkese ait bir ortak mal. Suyun kullanım hakkı, nerede bulunuyorsa oradaki insanlara ve diğer canlılara ait. Dünya Su Forumu’nun asıl amacı ise akarsuları, gölleri ve su kaynaklarını çeşitli yollardan özel şirketlerin yatırım alanı haline getirmek. Bunu da sürekli suyun kıt olduğunu vurgulayarak ve biz daha iyi yönetiriz diyerek kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Forumun amacının bu olduğu, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Forum boyunca her fırsatta iş dünyasına baraj ve diğer yatırımları yapmaları için çağrı yapmasından da belli oluyor. Eroğlu belki de dünyanın çevreyi korumaktan değil, çevreyi tahrip edecek yatırımlar için iş bağlantıları kurmaktan sorumlu tek çevre bakanı. Herhalde çevre açısından bu kadar sorunlu yatırımların, aracısı Çevre Bakanı olunca daha kabul edilebilir olacağı düşünülüyor.
Dünya Su Konseyi’nin fuar yerine forum yapması da aynı mantığın bir ürünü. Su sorununun çeşitli boyutlarını, erişim, sürdürülebilirlik gibi gerekli anahtar sözcükleri yerli yersiz kullanarak gündeme getirince, doğanın insanlara sunduğu en önemli armağan, şişelenip satılacak, daha fazla elektrik üretmek uğruna baraj göllerinde tutulup yatağından koparılacak, insanların yaşayıp tarım yaptığı toprakları yutacak ve kaynakları şirketlere satılacak ticari bir mal haline getiriliyor.

Faraklılıkları suda boğmak!
Dünya Su Forumu, İstanbul macerasına işte böyle bir meşruiyet kriziyle başlamıştı. Ancak Forum’un açılışında olanlar, olmayan kredilerin de bütünüyle tüketilmesine neden oldu. Açılışta sadece “riskli barajlara hayır” yazılı rengarenk bir pankart açtıkları (ve muhtemelen bayağı bir alkış da aldıkları) için, Uluslararası Nehirler Ağı’ndan iki kişi önce gözaltına aldı, sonra sınır dışı edildi. Ardından polis forumun yapıldığı yerin önünde protesto gösterisi yapan gruba coplar ve gaz bombalarıyla müdahale etti ve 17 kişiyi gözaltına aldı. Bütün bunlar Dünya Su Konseyi’nin ve ev sahibi AKP hükümetinin “Farklılıkların Suda Yakınlaşması” değil “Farklılıkların Suda Boğulması” anlayışına sahip olduğunu gösteriyordu.
Bu arada Dünya Su Forumu’nun yayınlamak istediği İstanbul Su Mutabakatı da tehlikede. Bazı Latin Amerika ve Avrupa ülkeleri suyun bir insan hakkı olduğu ve kamusal olarak yönetilmesi gerektiği gerekçesiyle İstanbul Su Mutabakatı’nı reddetmeye hazırlanıyorlar. UNESCO Uluslararası Hidrolojik Programı da, kültürel çeşitlilik konusunu gündeme almak istemeyen Dünya Su Forumu’nun tematik oturumlarının organizasyonundan ismini çekti.
Üç yıl önce Meksika’da yapılan 4. Dünya Su Forumu ilk kez yapılan alternatif forum ve on binlerin katıldığı protestolar nedeniyle zorlanmıştı. Bu yıl İstanbul’da yapılan beşinci forum, daha da büyük tartışmalar arasında zar zor yapılabiliyor. Şu anda foruma protestolar, UNESCO ile yaşanan sorun ve alternatif forumlar damga vurmuş durumda. Farklı düşünen yabancı katılımcıların sınır dışı edilmesi, polis şiddeti gibi hem Forum’un antidemokratik yapısını ifşa eden, hem de ne yazık ki toplantının Türkiye’de yapıldığını herkese hatırlatan olaylar da bunlara eşlik ediyor. Eğer içerik ve katılım olarak zaten kimseyi tatmin etmeyen Dünya Su Forumu, İstanbul Su Mutabakatı üzerinde de yeterli mutabakatı sağlamayı başaramazsa, İstanbul’da yapılan bu beşinci toplantının son Dünya Su Forumu olması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü Dünya Su Forumu olmayan meşruiyetini son yaşananlar nedeniyle iyice kaybetmiş durumda.
BM Asamblesi Su Danışmanı Maude Barlow’un tek amacı su şirketlerinin çıkarlarını savunmak diye tanımladığı bir organizasyonu uluslararası bir çevre zirvesi gibi sunmaya devam etmek bundan sonra hiç kolay olmayabilir. Galiba asıl çözüm, Dünya Su Forumu’nun belki de tek faydası olarak giderek büyüyen uluslararası su hareketinin kendi bağımsız gündemini devam ettirmesi, kamusal ve ekolojik su kullanımı için sesini daha fazla duyurması. Belki bu sayede çevre bakanımız da baraj müteahhitlerinden çok doğanın ve barajlara karşı mücadele eden halkın sesini duymaya başlayabilir.

* Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü