28 Ekim 2011

Piyasa Hakimiyetinden Şenlikli Topluma: Beklenti Değil, Umut


Bu yazı Yeni İnsan Yayınevi tarafından Ivan Illich Kitaplığı dizisinin 2. kitabı olarak 2011 yılında yayımlanan "İşsizlik Hakkı"nın Sunuş bölümü olarak yazılmıştır.

Ivan Illich büyük eserler yazmamış, kendi deyimiyle “risaleler”, küçük kitaplar kaleme almıştır. Bu küçük kitaplardaki izlekler bitmez, her zaman bir sonuca da bağlanmaz. Ama onun açtığı tartışmalar modern toplumun mahrem yerlerinin üzerindeki örtüyü aralayan ve bir daha kapatılamayan müdahaleler olarak kalır. Açığa vurulan mahremiyet utandırır, öfkelendirir, görmezden gelinir, gizlenmeye ve kapatılmaya çalışılır, ama yok edilemez. Çünkü bütün bunlar modern toplumun en derinlerine kök salmıştır. İşte “İşsizlik Hakkı”, hâkim mesleklerin modern toplumdaki yerine ve saygınlığına yönelik benzer bir müdahale sayılabilir.
Illich'in yapıtlarını yayınladığı ilk dönem olan 70'li yıllarda yazdığı kitapların aslında hep aynı izleği, ama farklı noktalardan yakalayıp takip ettiği söylenebilir. Okulsuz Toplum yayınlandığında öğretmenler, Sağlığın Gaspı yayınlandığında doktorlar kendilerini saldırıya uğramış hissetmişlerdi. İşsizlik Hakkı, modern toplumun en sağlam direklerini oluşturan bütün profesyonel mesleklerin sorgulandığı ve toplumsal rollerinin reddedildiği bir eserdir. Doktorlar ve öğretmenler, modern toplumun en yüksek yetkilerle donatılmış ve otoriteleri sorgulanamaz kılınmış meslek sahipleridir. Ama sadece bu mesleklere eklemek üzere hemen aklımıza gelebilecek eski profesyonel meslek sahipleri, yani örneğin avukatlar ve mühendisler değildir hakim konumda olanlar. Illich'in asıl işaret ettiği, hayata bir bütün olarak müdahale hakkına sahip kılınmış, bu hakları devlet tarafından garanti altına alınmış ve modern toplumda yaşayan insanların birer tüketici, seçmen, ya da hasta olarak davranışlarını biçimlendiren tüm meslek gruplarıdır. Bunların kimler olduğu hemen aklımıza gelebilir:  planlamacılar, yöneticiler, kamuoyu ve piyasa araştırmacıları, insan kaynakları uzmanları, vb... Sadece devletin değil, bireylerin (ama elbette 'kendilerinin' değil asıl başkalarının) 'hak' ve çıkarlarını savunmak üzere çalışan diğer meslek sahiplerini de birlikte düşünebilirsiniz: sendikacıları, tüketici hakları savunucularını, medya mensuplarını ve tüm diğer uzmanlaşmış elitleri...

İşsizlik Hakkı, bu mesleklerin öncelikli görevinin modern toplum yaşamının seçeneksiz, vazgeçilmez, arzu edilir ve hatta 'doğal' olduğunu bizlere göstermek olduğunu, bunu da mesleklerini icra ederken yaptıkları her sıradan hareketle yeniden kanıtladıklarını söylüyor. Bu meslekler toprakta bir şey yetiştirmezler, tezgah başında bir makine monte etmezler, daha doğrusu bütün bunları yapsalar bile hakim meslek olmalarının nedeni bu değildir. Bir doktor hastasını ameliyat ettiği için değil, hastasının ameliyata ihtiyaç duyacak profesyonel bir hasta haline gelmesini sağladığı için bir hakim meslek sahibidir. Sadece bilgisinden gelen otoritesini kullanarak değil, aslı olarak tüketim toplumunun üzerinde kurgulandığı bütün değerleri yeniden üreterek sistemin en önemli taşıyıcılarından biri haline gelir.

Bugün hem modern toplumun aynası olan, hem de kamu vicdanını ve duyarlıkları her gün yeniden üreten televizyonlarda bu hakim meslek sahibi uzmanlar sürekli konuşuyorlar ve bakış açılarını yarı ototiter, yarı tehditkar bir uslupla topluma aktarıyorlarsa, bu durum bir tesadüf olarak görülebilir mi? Ya da bu durumu sadece meslek sahiplerinin ticari çıkar veya kariyer elde etme çabası olarak açıklayabilir miyiz? Uzmanların nasıl olup da böyle net ve tehditkar bir otoriteyle toplumsal değerleri belirleyebildiğini Illich İşsizlik Hakkı'nda anlatıyor. Illich'in aktardığı gibi eğer eskiden bir mahkemede tanık olarak dinlenen bir uzman zanaatkar mahkeme heyetini bilgilendirmek için sahip olduğu bilgileri bütün detaylarıyla anlatırken, bugünün meslek sahibi uzmanları hiçbir geçerli kanıtı ve bilgiyi açıkça ortaya koymaya gerek duymadan, sadece uzmanlık otoritelerini kullanarak “kanaat” belirtmekle yetiniyorlar ve modern toplumun (ve devletin) kendilerine verdiği yetkiyle doğrudan ve kalıcı olarak 'bilirkişi' olabiliyorlarsa, bu hakim mesleklerin modern toplumu ele geçirmekteki başarısı nedeniyle değil midir?

Ama İşsizlik Hakkı sadece meslekler ve bu mesleklerin hakimiyeti üzerine bir kitap değil. Modern toplumu hakim meslek sahiplerinin kişisel çıkarlarının oyuncağı olmuş bir kukla sahnesi olarak gören komplocu bir bakış açısı Illich'in tarihsel bir anlayışla ördüğü çözümlemeye tamamen aykırıdır. Illich'e göre endüstriyel üretim kullanım değerinin toplumsallığını ortadan kaldırıp değersizleştirerek, toplumsal ilişkileri bütünüyle metalaştırmış ve piyasaya terk etmiştir. Illich'in bütün yapıtlarına bir tür “modern toplumun laneti” olarak sinmiş olan bu metalaştırma ve piyasa hakimiyeti, insanı insan olma durumunun en temel ve en basit gerçeklerinden koparır ve insan olma durumunun tarihsel ön şartlarıyla aramızdaki mesafeyi sonsuza dek açar. Modern insan artık el emeğinden, zahmetten ve toprakla temas etmekten uzaklaşmış, doğanın sadece güzellikleriyle ve estetik hazzıyla değil, zorlukları ve tehlikeleriyle olan doğrudan bağını da yitirmiş durumdadır. Modern toplumun yarattığı bu steril ortamı ve  ideal kafesi normalleştiren ve topluma tek seçenek olarak kabul ettiren de hakim mesleklerdir. Kalkınma da insanla doğa arasında yeniden kurgulanan bu yapay ilişkinin ve modern toplum içinde yaşama mecburiyetinin küreselleşmesi değil de nedir?

Ivan Illich, daha önce Şenlikli Toplum'da çok daha sistematik bir şekilde ele aldığı bu modern toplum çözümlemesini, Şenlikli Toplum'a bir dipnot olarak yazdığını söylediği İşsizlik Hakkı'nda sonuca bağlıyor. Kitap birbirine zarifçe bağlanan altı bölümden oluşuyor. Kullanım değerlerinin ortadan kalkıp piyasanın hakim hale gelişini anlattığı ilk bölümde endüstriyel ürünlerin yoksulluğu nasıl modernleştirdiği ve modern ihtiyaçların nasıl yaratıldığı ele alınıyor. İkinci bölümde bu piyasa hakimiyetinin mesleklerin hakim kılınmasıyla nasıl kalıcı hale getirildiği ve piyasanın ve mesleklerin insanların özerk ve bağımsız faaliyetleri üzerindeki köreltici etkisi birbirine bağlanıyor. Kitabın son dört bölümü ise endüsytriyel toplumun yarattığı bu sıkışmaya karşı şenlikli araçların kullanım olanaklarını araştırıyor.

Ivan Illich'in her kitabını okuduğumuzda olduğu gibi bunda da aklımıza iki soru geliyor. Birincisi bütün bu modern toplum analizinin  hala geçerli olup olmadığı. Illich de kendisine sonradan bu soru sorulduğunda aradan çok zaman geçtiğini ve modern toplumun çok değiştiğini söyleyecektir. Ama hangi yöne doğru?

Kitabı okuyup bitirdiğinizde, 1977'de yazılmış bu satırların bugün içinde yaşadığımız toplumun bugükünden hiç farklı olmayan, hatta belki biraz daha gevşek bir formunu anlattığını farkedeceksiniz. Örneğin kitabın bir yerinde Illich'in fikir sahibi olmayı önceki gün televizyonda konuşan yorumcunun söylediklerini tekrarlamak olarak tanımladığını görünce, insan 35 yıl öncesinin değil, bir gün öncesinin anlatıldığını düşünmüyor mu? 

Çünkü Illich'in anlattığı toplum bugün çok daha küreselleşmiş, seçeneksizleşmiş ve geri dönülmez hale gelmiş bulunuyor. Kitapta bahsedilen alternatif yaşam örnekleri ise o günlere göre biraz daha yaygınlaşsa da, hala son derece marjinal bir durumda.

Bu da bizi ikinci soruya götürüyor. Bütün bu çözümlemeler doğru olsa da, yapılacak bir şey var mı?
Yapılacak hiç bir şey olmadığını, aslında bu saatten sonra bu düzeni değiştirmek için bir şey yapmaya pek gerek de olmadığını düşünenleri, modern toplumu yönlendiren hakim mesleklerin çözüm bulma kapasitelerini sorgulamaya çağırıyorum. İklim değişikliğini mühendislere, kanserli hastaların çığ gibi artmasına neden olan kimyasal kirliliği hekimlere, kentlerin çevresinde yığılan yoksulluğu planlamacılara, hepimizi isyan ettiren büyük haksızlıkları hukukçulara, siyasetçiler ve şirketler tarafından manipüle edilen iletişim kanallarını medya uzmanlarına, iş güvencesini kaybeden ve kötü şartlarda çalıştırılan işçilerin sorunlarını sendikacılara ve hatta insan kaynakları uzmanlarına havale etmeyi deneyin zihninizde.

Hangisi daha gerçekçi ve daha kolay görünüyor? Sistemi değiştirmek mi, yoksa bu uzmanlardan çözüm beklemek mi? Ivan Illich toplum mühendisliği yapmıyor, zaten bunu en büyük kibir ve günah olarak görürdü; dolayısıyla bize yarından itibaren uygulamaya başlayacağımız bir yol haritası da sunmuyor. Ama en azından şenlikli bir toplumun mümkün olduğuna dair bir umut veriyor.

Umudu da endüstriyelleştirip beklentiye dönüştürenlere inat...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

yukarıda ifede ettiğiniz sorunların modern toplumun lider mesleklerine havale edilmesi aslında insanı insan yapan değerlerin göz ardı edip, insana özgü değerleri yok sayan bir toplum yapısı ile sonuçlanmaktadır ki bu da sistemin ve küreselleşmenin bir dostluğunun göstergesidir.

Yazınız çok güzeldi teşekkürler.