01 Ocak 1997

Hayvan Deneyleri: Yapmalı mı, Yapmamalı mı? Yoksa Hiç Değinmemeli mi?


Bu yazı Hekim Forumu dergisinin 1997 yılı Ocak ayı sayısında "Hayvan Deneyleri" dosyası içinde yayımlanmıştır. Dosyadaki diğer yazıları http://www.istabip.org.tr/hf/hf197.asp#DOSYA:%20HAYVAN%20DENEYLERİ adresinden okuyabilirsiniz.

Dr. Ümit Şahin
"Hayvan öldürmeden insan öldürmeğe sadece bir adım vardır; dolayısıyla hayvana işkence etmekle insana işkence etmek arası da bir adımdır."
Tolstoy

Ülkemizde fazla tartışılmayan hayvan deneyleri konusu, gerçekte tıp araştırmaları için önemli bir etik sorun oluşturuyor. Hayvanların deneylerde kullanılmalarına karşı çıkan kişi ve gruplar, Batı'da kozmetikle ilgili deneylerde hayvanların kullanılmasının yasaklanmasını sağladılar. Aynı hayvan koruma grupları ve eylemciler şimdi de tıpta hayvan deneylerinin yasaklanması için mücadele veriyorlar. Bu mücadeleler arasında doğrudan eylemlere girişen gruplar da yok değil. Üniversite laboratuvarlarının bombalanması, tehdit edilmesi, deney hayvanlarının serbest bırakıldığı laboratuvar baskınlarının düzenlenmesi gibi eylemler bunlar arasında. Bu eylemcilerin başarıya ulaşma olasılıkları şimdilik düşük görünüyor. Ne var ki konunun tıp dünyasında tartışılması gereği giderek daha fazla hissediliyor.

Bu dosyanın amacı da bu tartışmayı, yani hayvan deneylerinin tıp araştırmaları için kaçınılmaz olduğunu düşünenlerle, bu uygulamadan bütünüyle vazgeçilmesi gerektiğini düşünenler arasındaki tartışmayı anımsatmak ve gelebilecek katkılarla sürdürmek.

Hayvan deneylerinin boyutları

Tıpta hayvanlar başlıca iki amaç için kullanılıyor:Eğitim ve araştırmalar. Hepimiz fakültenin ilk yıllarındaki temel bilimler pratiklerinde izlediğimiz yada bizzat uyguladığımız kurbağa deneylerini hatırlarız. Tıbbi fizik, fizyoloji, biofizik, biyoloji gibi bilim dalları, öğrenci eğitiminde hayvan kullanmaya devam ediyorlar. Eğitimde daha çok kurbağa ve tavşan kullanılıyor. Araştırmalarda ise fare, köpek ve kedi de kullanılabiliyor. Yine ağırlıklı olarak temel bilimler, ama bir ölçüde de farmakoloji ve bazı klinik bilimler hayvan deneylerinin sıklıkla yapıldığı bölümler olmayı sürdürüyorlar. Özellikle bazı cerrahi bilimlerde tezlerin sıklıkla hayvan deneylerinden seçildiği gözleniyor.

Pekçoğumuz için hayvanlar üzerinde yapılan deney ve eğitim çalışmaları rahatsızlık verici olsa da yapılması zorunlu uygulamalardır. Birçoğumuz ise meslek yaşantımızda kullanmadığımızdan bu konuyu fazla düşünmeyiz. Oysa araştırmalarda hayvanların kullanılması tıp içindeki en özgün etik sorunlardan birini oluşturuyor. Herşeyden önce insanın da diğer hayvanlarla eşit bir canlı türü olduğunu düşünenler bir türün çıkarları için diğer türlerin "kullanılmasını" kabul edemiyorlar.

Konunun en çok tartışıldığı ülkelerden biri olan ABD'de yılda 50.000 kedi, 61.000 maymun, 180.000 köpek, 554.000 tavşan ve milyonlarca farenin deneylerde kullanıldığı belirtiliyor. Yapılan karşıt eylemler bu deneylerde hayvanlara yapılan "işkence" uygulamalarının sayısını büyük ölçüde azaltmış durumda. Artık hayvanlara acı çektirecek uygulamaların yapılması yasak. Ancak elbette denetlendiği oranda. Çünkü bu yasaklar uygulanmaya başlayana dek kozmetik ve yiyecek sanayiinde yapılan deneylerin korkunçluğunu anlatmak bile zor. Ancak işin ilginç yanı bugün kabul edilmeyen bu "vahşi" uygulamaların da aynı tıbbi deneylerde olduğu gibi "insanların zarar görmesini engelleme ve iyiliği için" yapılıyor olması. Yani köpeklerin ileri derecede radyasyona bulanmış yiyeceklerle beslenmeleri ve ölüm şekillerinin araştırılması ile tavşanların rimellerle kör edilmeleri (yani kör edecek miktarı bulma çalışmaları) benzeri amaç çizgisinde bulunuyor sayılmaz mı? Belki de asıl sorun insan yararı, bilim, ilerleme gibi sözcüklerde yatıyor.

Vazgeçmek mümkün mü?

Tıp alanında yapılan hayvan deneylerinden vazgeçemememizin en önemli nedenini bugüne kadar olan deneyimlerimiz oluşturuyor. Fizyolojiyle ilgili pek çok bilgiyi hayvan deneylerine borçluyuz. Üstelik bu bilgilerimizin daha çok artması için bir sınır varmış gibi görünmüyor. Fizyolojik mekanizmaların daha iyi anlaşılması da elbette bazı hastalıkların etyolojilerinin ortaya çıkmasında, ya da yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasında rol oynuyor. Ancak tüm bunlardan vazgeçilse bile bilimin en temel çıkış noktası, yani merak var. Hayvan deneylerine karşı çıkanların gerekçelerinin başında ise hayvanların da insanlar kadar değerli ve yaşam hakkına sahip oldukları düşüncesi geliyor. Gerçekten de "laboratuvar hayvanı" olarak sınıflandırdığımız pek çok canlı türü, doğada kendine ait bir ortam içinde, doğanın bir parçası olarak yaşamını ve türünü sürdürme hakkına sahip değil midir?(Bazı hayvanlar laboratuarda doğar ve ölürler, bundan haberdar olmadan.)İnsanın bazı hayvanların bu hakka sahip olmadığını öne sürme yetkisini, yani doğa üzerinde tahakküm kurma becerisini kullanma yetkisini nereden aldığını sormamalı mıyız? Kaldı ki tüm bunlar bir başka kışkırtıcı soruyu akla getiriyor:"Tıp, insanlar üzerinde yapılan deneylerden de çok şey öğrenmedi mi?" Bu sorunun yanıtını biliyoruz. Bazı soruları uç noktalara götürmek rahatsız edici de olsa, bir sonraki adımlar ancak böyle atılabiliyor.

Ülkemiz özelindeki en önemli sorun ise yapılan hayvan deneylerinin ne kadarının özgün olduğu, yani yapılmasının bilime gerçekten ne kadar katkı yaptığı. En azından yapılan hayvan deneylerinin de tüm diğer bilimsel araştırmalar kadar özgün olduğunu söyleyebiliriz ki, o zaman ciddi miktarda çok hayvan gereksiz yere öldürülüyor demektir. Göze çarpan ilginç noktalardan biri de hayvan deneylerinin diğer klinik çalışmalardan daha üst bir noktada, daha bilimselmiş gibi görünmesi. Bu imaj, bazen hiç bir önemli soruya dayanmayan, tümüyle gereksiz araştırmaların yapılmasına neden olabiliyor...

Bu dosyayı okurken aklınızda şöyle bir soru belirmiş olabilir:"İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalarda ne kadar etik kurallar düşünülüyor ki, hayvan deneylerinde düşünülsün?" Bu kaygıya karşılık belki bir soruyla yanıt verilebilir:"Kendimizi sorgulamak için bir yerden başlamamız gerekmiyor mu?"


HAYVAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ'nden (15 Ekim 1978)
Madde 1: Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olma hakkına sahiptir.

Madde 8: Hayvanlara fizik ya da psikolojik acı çektiren deneyler yapmak, hayvan haklarına aykırıdır; tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki hertürlü deneyler için durum böyledir. Bunun yerine başka bir şey koyma tekniklerinden yararlanılmalı ve bu teknikler geliştirilmelidir.

Madde 11: Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış, bir "biocide", yani yaşama karşı suçtur.

(Kaynak:Hayvan Hakları, Prof. Dr. İsmet Sungurbey, İstanbul, 1992)

Hiç yorum yok: