01 Mart 2007

Küresel Isınma Çevre Sorunu Değil, Çözümü de Siyasidir


Bu yazı Atlas Dergisi'nin Mart 2007 tarihli 168. sayısında yayınlanmıştır.


Ümit Şahin
Küresel ısınmayı teknik veya teknolojik yöntemlerle durdurmak mümkün değil. Bu da iklim değişikliğini çevre sorunlarının çoğundan, hatta ekolojik krizin diğer pek çok belirtisinden keskin bir şekilde ayırıyor. Oysa insanlar küresel ısınmanın nedenlerini ve gerçek çözüm yollarını kabullenmeyi, içgüdüsel bir şekilde bile olsa, reddetme eğilimini bu yüzden gösteriyorlar.
Küresel ısınmayla en çok karıştırılan ozon tabakası meselesi buna güzel bir örnek. Ozon tabakasını incelten gazlar sanayinin pek çok alanında, bu arada evlerimizde de çok yaygın biçimde kullanıldıkları halde, 1970’li yıllardan itibaren sorunun ciddiyeti anlaşıldı ve gecikmeli de olsa bu gazların ozon tabakasına zarar vermeyen alternatiflerini kullanmayı zorunlu kılan bir uluslararası anlaşma uygulama şansı buldu. Bu gazlar, tıpkı yeryüzünde artık neredeyse her canlının kanında bulunan DDT benzeri zehirli kimyasallar gibi sentetik, yani insan yapısıydı. Bu tür maddelerin yerine bir başkasını koymak ve bu arada endüstriyel sistemi sürdürmek kısmen de olsa mümkündür (kısmen, çünkü CFC’lerin değilse bile zehirli kimyasalların çoğunun yerinin doldurulduğu bir endüstriyel sistem düşünülemez).
Oysa artık herkesin dehşet içinde farkına vardığı gibi, küresel ısınmaya neden olan karbondioksit endüstriyel sistemi mümkün kılan temel enerji kaynağının önlenemez bir ürünüdür. Üstelik karbondioksit sentetik olmayan, doğada bulunan, verdiğimiz solukta bile mevcut olan, hatta yaşamın temeli olan karbonun atmosferde bulunan formudur.
Endüstriyel sistem, karbondan oluşan canlıların milyonlarca yılda fosilleşen bedeninden başka bir şey olmayan kömür, petrol ve doğalgazın yakılmasıyla açığa çıkan büyük miktarda ucuz enerji sayesinde geliştiği için, bu yakma işleminin kaçınılmaz ürünü olan karbondioksit, sanayi çağının başından bu yana atmosferi bir karbondioksit çöplüğü haline getirircesine doldurmuş bulunuyor. 1750’den bu yana atmosfere fosil yakıtların kullanımından kaynaklanan fazladan 300 milyar tonu aşkın karbondioksit eklenmiş, üstelik bu miktarın yarısı son 30 yılda atmosfere salınmış durumda. Karbondioksit atmosferde eser düzeyde bulunuyor, ama bu düzeyin değişmemesi atmosferin sıcaklığını birebir etkileyecek kadar önemli.
Endüstriyel üretim ve aşırı tüketime bağlı modern yaşam biçiminin ve bunun sürdürülmesi ve yaygınlaştırılmasına (ki buna kalkınma deniyor) bağlı endüstriyel kapitalist sistemin atmosfere karbondioksit eklemeye, yani küresel ısınmayı attırmaya devam etmekten başka bir seçeneği yok. Artık fosil yakıt kullanmadan, yenilenebilir kaynaklardan da enerji elde edebiliyoruz, enerjiyi eskisinden daha verimli de kullanabiliyoruz, ama bütün endüstriyel sistemi ve bütün ulaşım ağlarını “fosilsizleştirmeyi” mevcut ekonomik sistemi sarsmadan yapmaya kalkmak gezegenin dayanamayacağı kadar uzun bir süre alabilir. Dolayısıyla fosilsizleştirme, endüstriyel kapitalizmin taşlarını ister istemez yerinden oynatmak zorundadır. Öyle olmasa ulus aşırı şirketler ve ABD gibi hükümetler bu kadar kararlılıkla direnmezlerdi.
Bütün bu “trajik olay örgüsü” iklim değişikliğinin dünyayı yaşanmaz bir hale getirmesinin zorunlu olduğunu ve geri dönüşün olmadığını göstermiyor. Ama mevcut sistem içinde teknik çözümler aramanın neden vakit kaybı olduğunu gösteriyor. Bugün anladığımız anlamda endüstriyel üretim marjinalleşmediği, hızlı teknolojik yeniliklere, uzak mesafelerde ulaşıma, aşırı et tüketimine, piyasa ekonomisinin sınırlarından başka engel tanımayan bir tüketim anlayışına dayalı yaşam biçimi ortadan kalkmadığı takdirde, küresel ısınma durmayacak. Durmadığı gibi, zorla kalkındırmaya çalıştığı yoksul ülkeleri dünyanın geri kalanından çok daha erken bir zamanda yaşanmaz hale getirecek. Afrika ve Asya’nın çektiği sömürgecilikten kaynaklanan acılara, gelişmiş ülkelerin modern yaşamının bedelini ödemek de eklenecek.
Endüstriyalizm karşıtlığının sıradışı ve romantik olduğu günler artık geride kaldı. Ekolojik dengenin bozulmasının tüm yaşam ağını engelleyip gezegeni yıkıma götüreceği öngörülerinin fütürologların fantazileri olarak görüldüğü günler de. Reklam sloganındaki gibi “gelecek geldi artık”. Artık endüstriyalizmin ötesine geçmekten, sade yaşamdan, doğanın çizdiği sınırlara hürmet (hatta itaat) etmekten başka seçeneğimiz yok. Çünkü bunun ahlaki bir seçim olduğu günlerden, yaşamın sürmesini sağlamak için tek seçenek olduğu günlere gelmiş bulunuyoruz.
İnsanın doğa üzerinde kurduğu egemenlikten vazgeçmeyi kabullenmesi kolay olmayabilir. Ama aksi durumda dünya bizi üzerinden atacak, biz de peşimizden diğer pek çok canlı türünü sürükleyerek yaşayamayacağımız kadar sıcak hale gelen bu dünyaya sadece yarattığımız yıkımı miras bırakıp sahneden çekileceğiz.
Ya da çocuklarımızın bizi lanetlemeden yaşayabileceği yeşil bir gelecek için politik mücadele vereceğiz.

Hiç yorum yok: