15 Ağustos 2011

Özgür Gündem söyleşisi: "Eşit söze sahip bir meclis daha doğru"

Bu söyleşi Özgür Gündem Gazetesi'nde 15 Ağustos 2011'de yayımlanmıştır (Ömer Çelik - İstanbul, DİHA).

Geçmişte yürütülen birlik çalışmalarının hatalı ve dar olduğu yönünde eleştirilerini dile getiren Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, “Bugünkü blok içerinde yer alan bütün siyasi partilerin sözlerini eşit biçimde söyleyebilecekleri ve mevcut blok oluşumunun pratik bir niteliğe kavuşacağı bir tür meclisin çok daha doğru bir fikir olduğunu düşünüyorum” dedi. Şahin, “Türkiye’deki mevcut hükümetin birinci özelliği, kim ne derse desin doğa düşmanı bir hükümet olmasıdır” diyerek, ekolojik alanının temel konu olarak ele alınması gerektiği konusunda önceliğini ifade etti.
Türkiye’de demokratik muhalefetin bir araya gelmesinde en önemli önerilerden biri olan “Çatı Partisi”nin içeriği ve kapsamı hâlâ tartışılıyorken, olası bir oluşumun içinde yer alacak olan toplumsal kesimler de “Nasıl bir birlik” tartışmalarını yoğunlaştırıyor. Temeli 1970’lerde atılan 1990’lı yıllarda ittifak şeklinde kendini gösteren ve 2000 sonrasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Çatı Partisi” şeklinde formülasyonu ile vücut bulan tüm toplumsal kesimlerin kendini içinde görebileceği bir organizasyona ihtiyacın gerekliliği konusunda herkes hemfikirken, oluşumun adı ve içeriği konusunda ise farklı gruplar önerilerini dile getirerek, oluşuma katkı sunuyor. Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan ekoloji konusunda politikalar üreten Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin, “Çatı Partisi’nin nasıl olması gerektiği?” konusunda geçmişe yönelik önemli eleştiriler yöneltirken parti yerine meclis örgütlenmesini daha gerçekçi bulduğunu belirtiyor.

Blok içerisinde yer almadınız, ama desteğinizi açıkladınız. Blok içerisinde yer almamakla birlikte desteklemenizin nedeni neydi?

- Aslında Blok’un içerisinde olup olmadığımız bir muamma hali aldı. Blok ilk açıklandığında Yeşiller Partisi’nin adı yoktu, ama daha sonra görüşmeler yaptık, parti kararı aldık, bir açıklama yayınladık ve biz de Blok’a girdik. Ancak sanırım kuruluş sürecine aktif bir şekilde katılamadığımız için daha çok destekçi gibi göründük. Bloğun içerisinde yer alıp almadığımızın bile belli olmaması, aslında bu bloğun niteliğine dair bir gösterge de sayılabilir. Çünkü Blok, bizim dışarıdan izleyebildiğimiz kadarıyla çok da Blok gibi hareket etmedi. Örneğin kararların nasıl alındığını ve kimlerin aldığını tam olarak bilmiyoruz. Ama seçim süreci başladıktan sonra biz gücümüz olan yerlerde tam ve içeriden destek verdik. Örneğin Kadıköy’de Sebahat Tuncel’in çalışmalarında arkadaşlarımız doğrudan yer aldı. Muğla’da Şehbal Şenyurt’un kampanyasında, Sırrı Süreyya Önder’in seçim çalışmalarında aynı şekilde yer aldık. Ancak ismimiz bazı blok listelerinde vardı, bazılarında yoktu. Dolayısıyla ilk anda işin içine giremememizden kaynaklanan bir karışıklık olsa ve fiiliyatta destekçi gibi görünsek de, Yeşiller Partisi, Parti Meclisi kararıyla Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nda yer almıştır.

Peki yer aldığınız bu siyasal birlikteliğin yarattığı etkiyi ve başarıyı nasıl yorumluyorsunuz?

- Kürt siyasal hareketinin içinden olmayan daha fazla ismin blok adayı olması önemliydi. 36 milletvekilinin çıkması da yine başarı elbette. Ama bence daha da büyük başarı, yemin krizi sırasında da görüldüğü gibi, Türkiye’deki parlamenter siyasi sistemin, BDP ile temsil edilen sivil Kürt siyasi çizgisini kabul etmiş ve artık sistemin içerisinde yer almasını istiyor hale gelmiş olmasıdır. Hareketin 1994 yılında yaka paça Meclis’ten atılan temsilcilerinin, bugün içeride olmaları için diplomasi yürütülüyor. Ben bu gelişmeyi çok önemli buluyorum ve devletteki bu değişimin doğrudan doğruya hareketin kazanımlarından kaynaklandığını düşünüyorum. Son yaşanan krizde de blok davranışının ne kadar doğru bir hareket olduğunu gördük diyebilirim.

Şimdiye kadar genel kanı Kürt hareketinin tek başına hareket ettiği yönündeydi. Bu açıdan Blok’un bunu önemli bir noktaya taşıdığını düşünüyor musunuz?

- Başta da söylediğim gibi gerçek anlamda blok gibi davranan bir blok yoktu. Olsaydı herhalde bizim de haberimiz olurdu. Bizi bloğun parçası değil, destekçisi olarak kabul ediyorlarsa bile, en azından zaman zaman bir istişare içerisinde bulunmamız gerekiyordu. Bazı yerlerdeki aktif seçim çalışmaları dışında bu olmadı. Bloğun devamı olacak bir Çatı Partisi konusunda da henüz birinci elden bilgi sahibi değiliz. Dolayısıyla gerçek anlamda bir blok davranışı bizim durduğumuz noktadan görünmüyor. Burada tabi toplumsal tabanı en güçlü hareket Kürt siyasi hareketidir. Bloğun oluşumunun nedeni de o. Dolayısıyla bloğun Kürt siyasi hareketinin öncelikleri ve karar çizgileriyle ilerlediği çok açık. Ama bu doğru mudur, yanlış mıdır diye değerlendirmek de çok doğru değil. Çünkü bu da eşyanın tabiatıdır. Yani böyle olması bana gayet doğal görünüyor. Ama durum böyle ise, hâlâ gerçekten bir bloğa ya da çatı partisine ihtiyaç var mıdır, asıl bunu tartışmamız gerekir. Çünkü ortada bir büyük hareket varsa ve istedikleri kadar bir bloğun parçası olsunlar, neticede pek çok noktada sadece ona destek veren diğer daha küçük bileşenler varsa, o zaman bir koalisyondan, ya da eşitler arası bir yapıdan bahsedilemez. Benim anladığım kadarıyla BDP dışından olup da bu süreçte sözü geçenler, sadece bloktan milletvekili seçilen arkadaşlar. En azından dışarıdan görünen bu.

Blok için, küçük güçlerin ana güç etrafında bir araya gelmesi tanımlamasında bulunarak bunu yanlış bulduğunuzu söylediniz. Peki, şimdi bir üst aşama olarak eşitlik temeline dayanan Çatı Partisi kurma konusunda bir strateji var. Bunu nasıl görüyorsunuz?

- Bir kere şunu söylemek gerek. Türkiye’nin en önemli ihtiyacı bu savaşın bitmesidir. Durumu bu kadar net tanımladığınız zaman zaten siyaseten yaptığınız konuşmalar değişir. Biz Yeşiller Partisi olarak bu harekete neden destek veriyoruz, neden BDP’li milletvekillerinin seçilmesi için elimizden geldiği kadar çalışıyoruz? Çünkü Türkiye’de demokrasi sorunu, ekoloji sorunu, sosyal politikalar vb., bunların hiçbiri Kürt sorunu barışçı bir şekilde çözülmeden, Kürt halkının talepleri karşılanmadan çözülemez. Bu tespiti yaptıktan sonra, sanki Kürt sorunu da önümüzdeki sorunlardan herhangi bir tanesiymiş gibi davranmak mümkün değil. Ya da bazı sistem partilerinin yaptığı gibi bunu başka bir takım sorunların uzantısıymış gibi tanımlayarak ötelemek ve iyice çözülemez hale getirmek mümkün değil. O yüzden toplumsal muhalefet olarak bizim öncelikle gerçek anlamda savaş karşıtı bir dille, barış için mücadele etmemiz gerekiyor. Bu noktada da yaptığımız tespit şu oldu: Şu anda en önemli şey Kürt siyasi hareketinin olabilecek en güçlü şekilde Meclis’e girmesidir. Eğer baraj olmasaydı çok daha güçlü girecekti. Bizim desteğimizin nedeni buydu. Çünkü bu hareket Meclis’te olduğu sürece özerklik talebinden anadil hakkına kadar her şeyin Türkiye’nin ana akım ortamlarında, Meclis’te, medyada ve toplumsal yaşamın diğer alanlarında meşru bir talep olarak tartışılması mümkündür. Eğer hareket Meclis dışında, sokak ayağı ağırlıklı olacak şekilde devam ederse, çok daha rahat marjinalize edilir, şiddetle bastırılmak istenir, manipüle edilir. Biz üstelik Yeşiller Partisi olarak, sosyalist solun bir kısmından farklı olarak, zaten parlamenter demokrasiyi de doğrudan demokrasi ile yan yana gitmesi gereken bir şey olarak görüyor ve savunuyoruz. Bir ara durak olarak görmüyoruz. Dolayısıyla biz parlamenter demokrasinin içinde Kürt siyasi hareketinin çok gerekli olduğunu düşünüyoruz. O nedenle birinci önceliğimiz budur.

Meclis şeklinde bir örgütlenme modeli öne sürülüyor.

- Böyle öneriler de olduğunu biliyorum. Bu bence de daha doğru bir yaklaşım. Bugünkü blok içerinde yer alan bütün siyasi partilerin sözlerini eşit şekilde söyleyebilecekleri ve mevcut blok oluşumunun pratik bir niteliğe kavuşacağı bir tür meclisin çok daha doğru bir fikir olduğunu düşünüyorum.

Başka bir örgütlenme modeli ortaya koymak mümkün mü? Türkiye’de toplumsal muhalefet nasıl güçlendirilebilir?

- Türkiye’de soldan gelen bir anlayış olarak yıllardır siyasi birleşme fikri ortaya atılır. Oysa asıl olması gereken şey toplumsal muhalefeti, gerçek siyasi hareketleri güçlendirmek, demokrasideki bu ayıpları, kusurları ortadan kaldırmaktır. Yeni bir anayasa süreci ile her hareketin kendi sözü ve kendi iddiasıyla ortaya çıkması ve seçimlerde de şeffaf bir şekilde, kendi istekleri ve iradeleri ile işbirliği yapmaları en doğal olandır. Blok bir meclis şeklinde devam ederse, daha çok barış temalı olmak zorunda. Bu meclis Kürt sorununun çözümünde şiddete karşı çıkarak, savaşı durdurmak için atılması gereken toplumsal adımları geliştirmeli. Ağırlıklı olarak batıda yaşayanların da meselenin daha fazla farkına varmalarını, inkâr etmekten ve görmezden gelmekten uzaklaşıp, meseleyi net, tabulardan arındırılmış bir şekilde görmelerini sağlamalı. Örneğin biz Yeşiller Partisi olarak bölgesel özerklik üzerine çalışmalar yapıyoruz. Bizim yapmaya çalıştığımız, demokratik özerklik talebinin dışında ve bununla paralel olabilecek şekilde, bunun sadece Kürtlerin talebi olmadığını, Türkiye’de yaşayan herkesin bölgesel özerk yönetimlere ihtiyacı olduğunu göstermek. Yani Türkiye’nin demokratikleşmesi için çok benzer şekilde demokratik özerkliği Türkiye’nin tamamı için savunuyoruz. Bu tartışmaları yapabileceğimiz, daha sonraki seçimlere yönelik olarak birbirimizi daha iyi tanıyabileceğimiz, kulislerde yapılan pazarlıklarla dönmeyen, açık, şeffaf, çoğulcu ve eşitlikçi bir meclis çok faydalı olur. Ama bunun ikinci sorunuzla bağlantısı yok. Çünkü Türkiye’de toplumsal muhalefet nasıl güçlenir sorusu bambaşka bir şeydir. Çünkü o zaman partilerin ya da siyasi hareketlerin kendi ideolojileriyle, kendi öncelikleriyle varlık nedenleri inkâr edilmiş olur, böyle olunca da ortaya daha önplanda ve daha güçlü olanın hâkim kılındığı bir durum çıkar. Önplanda olanın diğer hareketlerin üstünü örttüğü ve araçlaştırdığı hegemonik bir durum... Bunun sosyalist sol için bile çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum.

Bir inandırıcılık sorunu olduğunu mu düşünüyorsunuz?

- Hem inandırıcılık sorunu, hem de neden buna gerek olduğuna emin değiliz açıkçası. Mesela şöyle bir nokta da var bizim açımızdan: Ertuğrul Kürkçü, verdiği bir röportajda Çatı Partisi’ni Kürt hareketi ile sosyalist solun buluşması olarak tanımladı. Bizim için bu bir soru işareti... Biz sosyalist sol değiliz, biz Yeşiller’iz. Dolayısıyla da bizim gibi hareketler nerede görülüyor sorusunu kendilerine sormaları gerekiyor. İkincisi Çatı Partisi ya da meclisi konusunda görüşmeler yapılıyorsa da henüz bizim bundan haberimiz yok. Davet edilmedik, görüşümüz alınmadı, bu anlamda da Yeşiller olarak nerede görüldüğümüzü merak ediyoruz. Bloğa her şeyden önce Türkiye’deki yanlış siyasi sistem nedeniyle destek olduk. Öncelikle var olan anayasayı ve bu siyasi sistemi değiştirmek için mücadele etmemiz lazım. Değiştirdikten sonra taşlar daha kolay yerine oturacaktır.

Blok’un seçim beyannamesini, Çatı Partisi-Meclisi’nin ön programlarından biri olarak nasıl buldunuz?

- Genel olarak doğru bir çizgideydi. Ama mesela çevre bölümü doğru şeyler söylenmekle birlikte bir yama gibi görünüyordu. Şimdi bu zaten şu tehlikeyi getiriyor. Biz parti olarak blok ya da Çatı Partisi tartışmalarında, ya da oluşturulmak istenen yeni siyasi hareketin içinde sanki bir tür çevre kolu gibi görülebiliyoruz. Biz bunu kabul edemeyiz. Çünkü Yeşiller Partisi’nin öncelikli rengi ekoloji olmakla birlikte, Yeşiller yeşil politikanın partisidir. Bizim programımızda ekoloji kadar, özerklik de, anayasa da, demokrasi de, ekonomi de, sosyal politikalar da var. Sonuçta böyle bir işbirliği anlayışı tutmaz. Hiçbir siyasi hareket de bunu kabul etmez. Blok’un programında çevreye verilen yer, uzunluğu ve diliyle aslında biraz bu konuları daha çok önemseyenleri tatmin etmek için yazılmış gibi görünüyordu. Bu ağır bir eleştiri olabilir, ama ne yazık ki orada kullanılan dil, verilen öncelik ve ayrılan yer, konunun blok içinde tartışıldığını düşündürmüyor. Bu konunun önemi şu: Türkiye’deki mevcut hükümetin birinci özelliği nedir diye sorarsanız, kim ne derse desin doğa düşmanı bir hükümet olmasıdır derim. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı diye doğayı yok etmek için çalışacak üç tane bakanlık kurdular. Bütün yatırım projelerine bakarsanız, bunların temel özelliği doğa düşmanı olmasıdır. Şimdi böyle bir hükümete karşı siz çevreyi hala son sırada, magazin gibi, arka sayfa haberi gibi değerlendirmeye devam ederseniz hiçbir yere varamayız. Önce bunu çözmek lazım. Ama tabi Blok’un genel yaklaşımının, özellikle de Türkiye’deki demokrasi meselesine ve en önemli sorun olarak Kürt meselesine yaklaşımının tutarlı ve doğru olduğunu düşünüyorum.

Çatı partisi temel olarak ‘Ortak vatan, Demokratik ulus’ şiarıyla ortaya çıkıyor. Bu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bizim için önemli olan Türkiye’nin özgürlükçü, demokratik bir anayasa ile ve gerçek anlamda demokrasi ile yoluna devam etmesidir. Toplumsal muhalefetin kendi özgür diliyle yola çıkması, kendi dili ile hareketin içerisinde yer alması ve şiddet karşıtlığıdır. Şiddetsiz bir muhalefetin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü şiddeti körükleyen ve kaçınılmaz hale getiren her zaman devlettir. Biz savaş isteyen devlet aygıtının karşısına, şiddetsiz bir muhalefet ve politika ile çıkmak zorundayız.

Hiç yorum yok: