16 Aralık 2005

Yeşiller Partisi: Nasıl Bir Parti, Nasıl Bir Gelecek?

Bu yazı, Türkiye Yeşilleri'nin 16 Aralık 2005'de yapılan
4. Yeşil Diyalog toplantısında yaptığım bir konuşmanın metnidir.





Türkiye’de yeşil hareketin hangi stratejilerle hareket etmesi ve kendisi için nasıl bir gelecek tasarlaması gerektiği sorusu, bugün, 2005’in sonunda önemle ve yeni şartlara göre düşünülerek cevap aranması gereken bir soru. Bu şartlar yeşillerin iç dinamiklerinden ve ülkenin ve dünyanın politik durumundan oluşuyor. Bu yüzden ne zaman, nasıl ve kimlerle bir Yeşiller Partisi sorusunu, niçin bir yeşil partiye gerek duyduğumuzla da birleştirerek cevaplamak zorundayız.


Niçin Yeşiller Partisi?
Ekolojik krizden, enerji sorunundan, toplumsal eşitsizliklerden, savaşlardan, küreselleşmeden ve yeşillerin benzeri politik argümanlarından sıyrılarak yanıt vermeye çalışalım, çünkü bunları gayet iyi biliyoruz. Bunlar dışında soruya verilebilecek iki temel yanıt var:
Birincisi toplumdaki siyasi seçeneksizlik. Toplumda siyasetten medet uman, yani hala siyasetten umudunu kesmemiş kesim azınlıkta da olsa, bu azınlık kendini ifade edebileceği, siyasi elitler ve paranın gücü tarafından işgal edilmemiş, dogmatizmden ve lider tapınmacılığından uzak pek fazla bir politika seçeneğiyle karşı karşıya değil. Siyasi mücadelenin bir parçası olarak bireylerin kendi meşreplerine uygun bulabilecekleri siyasetlerden biri de yeşil politika ve yeşiller en azından siyasetin bu en genel hastalıklarından büyük ölçüde uzaklar. Bu nedenle yeşil hareket gerçek anlamda “siyaset yapmak için” bir seçenek olabilir. Aynı nedenlerle “seçmek/oy vermek” için de bir seçenek olabilir. Üstelik bu durum ekolojik ve toplumsal kriz derinleştikçe daha da belirgin hale gelecektir.

İkincisi yeşil politikanın Türkiye’deki özgün tarihinin bugün oldukça yeni ve elverişli bir aşamaya gelmiş olması. Yeşil politika Türkiye’deki 20 yıla yaklaşan tarihinde bugün hem çevre hareketlerinin ulaştığı (ya da düştüğü) durum açısından, hem ekolojinin eriştiği toplumsal kabul sayesinde, hem de dış kaynaklı yeşiller imajının eskisine göre daha olumlu (ve daha az marjinal/daha popüler) bir şekle bürünmesinin etkisiyle yepyeni olanaklarla karşı karşıya. Üstelik Yeşiller Türkiye’deki tarihinde ilk defa yeni bir kuşağa sahip oluyor, oysa 20 yılda birden fazla ara kuşak çıkabilirdi, ne var ki şartlar buna elvermedi. Bugünse yeni bir yeşiller kuşağı geliyor ve bu da Türkiye’de yeşil politikaya bir gelecek biçmek için elimizdeki belki de en somut veri.

Yeşillerin siyasi bir hareket olarak varolması ve önümüzdeki birkaç yıl içinde “gerçek bir parti” oluşturması bu nedenlerle gerekli ve mümkün. O halde bunun için emek harcamaya, bu süreci kolaylaştırmaya, önünü açmaya, hızlandırmaya ve başlı başına bu süreci yaratmaya değer.

Ne Zaman Yeşiller Partisi?
Eğer amaç yeşil hareketin gerçek bir partiye kavuşmasıysa, bu durum ancak ülkenin siyasal koşulları ve bu koşullardaki değişimler gözönüne alınarak cevaplanabilir ve bu cevap da değişmeye açıktır.

Şu anki koşullarda, yani siyasi partiler yasası seçime girmek için ulusal örgütlenmeyi gerektirdiği, bu bugünkü gibi ulaşılması oldukça ciddi zaman, insan ve para gerektirecek kadar yüksek bir eşikle tanımladığı, üstelik de genel seçimlerde ülke barajı %10 olduğu sürece partinin önümüzdeki ilk genel seçimlerden önce kurulması (bu, partinin en geç bir yıl üç ay sonra kurulması demek oluyor) fazla bir anlam taşımaz. Bugünden nasıl olacağı belli olmayan bir sol koalisyonun en küçük unsuru olmak için de edilecek aceleye değer mi tartışılır. İlk yerel seçimlere ise tamı tamına üç yıl üç ay var. Yani ilk yerel seçimlere katılmayı hedefleyen bir yeşil partiyi kurmak ve gerekli örgütlenmeyi gerçekleştirmek için yaklaşık 2,5 yıl bir süre var demektir.

Mevcut yapı, 2,5 yıl sonra böyle bir örgütlenme düzeyini yakalamak istiyorsa, şu ana kadar geldiği noktaya ek olarak çok önemli şu üç şeyi başarmak zorunda kalacaktır:

Bir, kapsamlı bir program,

İki, kendini çok iyi tarif eden bir kurumsal yapı ve kimlik,

Üç, ben buradayım ve bu işin sahibiyim diyen güvenilir, ne dediğini bilen, kendi içinde belli bir uyumu yakalamış ve dışarıya karşı belli bir çekim gücü oluşturma yeteneğine sahip bir ekip (diğer bir deyişle kurucu kadro).

Bu şartlara 2,5 yıl içinde, hatta daha kısa sürede sahip olmak mümkündür, ama kolay değildir.
Zamanlamadan bahsederken Yeşillerin önündeki en önemli olanaklardan birini daha akılda tutmak gerekiyor. Türkiye’nin yapma ihtimali olan ilk Avrupa Parlamentosu seçimi (ki muhtemelen daha düşük bir ülke barajıyla yapılacakır) için en iyimser tahmin 2014 yılını gösteriyor. Bu tarih önümüzdeki ikinci genel seçimden iki yıl sonra (erken seçim ihtimallerini göz ardı edersek), önümüzdeki ikinci yerel seçimle aynı yıl demektir. Yeşiller Türkiye’de de tüm diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bu seçim için iddialı görüyorsa kendini, bu seçime ondan önce bir yerel, bir de genel seçim yaşamış olarak girse gayet iyi olacaktır. Bu nedenle partinin muhtemel kuruluş tarihini verirken 2008 yılının ikinci yarısından erken, 2010’un başlarından geç olmamalı (genel seçimlerde üstüste iki erken seçim ihtimalini göz önüne alarak) demek mümkündür.

Kimlerle Yeşiller Partisi?
Toplumda siyaset yapmak isteyen herkesle, barış, çevre, demokrasi, ekoloji, kadın ve eşitlik mücadelesi yapan insanlarla, söyleyecek sözü olanlarla, ama herkesten önce gençlerle.
Yeşiller Partisi ancak genç kuşağı bünyesine katarak, yeni Yeşiller kuşağını ön plana alarak ve kurucu kadrosunun ağırlığını 1980 sonrasında siyaset yapmaya başlamış, gelecekte de siyasette aktif olarak yer almaya aday kuşaklardan oluşturarak geleceği kurabilir. Bu, daha yaşlı yeşillere ve eski Yeşiller Partisi üyelerine değer vermemek anlamına gelmiyor. “Eski” yeşiller (ki bu bir yaş kategorisi olmaktan çok Yeşillerin tarihiyle ilgili bir kategori), bugünkü hareketin 80’li ve 90’lı yıllarla bağını kurmakta (ki bu aynı zamanda meşruiyet demektir), deneyimleri aktarmakta, ilişkileri sürdürmekte, teoriyi ve Yeşillerin yörüngesini oluşturmakta çok önemli bir role sahipler, bu role sahip çıkılması gerekir. Ama geleceğin Yeşiller Partisi’ni öncelikle yeni gelmekte olan yeşiller kuşağı oluştracaktır. Bu sadece mantık böyle gerektirdiği için böyle değil, yeşil politikanın gerektirdiği yeni dil, dünyanın değişen politik şartlarına uyum sağlama zorunluluğu ve dinamizm ihtiyacı nedeniyle de böyle.

Yeşiller Partisi hiçbir zaman bugün yaygın popülist parti geleneğinde kullanıldığı anlamıyla bir kitle partisi olmayacaktır ve olmamalıdır da. Kitle partilerinin üyelerini ve seçmenlerini birer askere dönüştüren, liderlik sultasına dayalı, politika üretilmeyen ve insanların sayılardan ibaret olduğu siyaset mekanizmalarını zaten reddediyoruz. Yeşillerin bireylere dayanan, tüm üyelerine birey olma özgürlüğünü herşeyden önce yapısıyla ve örgütlenme biçimiyle ve tabii politikalarıyla sağlayan bir parti olması gerekir. Popülizm değil, toplumu dönüştüren politikalar üretmesi gerekir. Gerçekleri söylemesi ve inadı sayesinde oy toplaması gerekir, kitleleri kandırdığı ve ikna etmeyi becerdiği için değil. Bu, “halktan” kopuk olmak anlamına gelmez kuşkusuz, zaten asıl halkçılık haktan kopuk olmanın zorladığı bir politika değil midir?

Nasıl Bir Yeşiller Partisi?
Bu sorunun yanıtı Yeşillerin imajı sorusuyla yakından bağlantılı. Yeşiller, bugünün hareketi ve geleceğin partisi olmak zorunda. Bu bakışla nasıl bir Yeşiller olması gerektiği (aslında nasıl olduğundan da yola çıkarak) çizilebilir.

1- Zemin:
Yeşiller sağlam bir politik zemine oturmalıdır. Türkiye’nin kronik politik krizlerine karşı özgürlükçü ve değişimci bir çizgiyi benimsemeli, radikal ve cesur olmalıdır.
Tarihle yüzleşmesini tamamlamalıdır – Türkiye’nin yakın tarihinde bulunan ve sistemin aşılmasına bir türlü izin vermediği karanlık eşikleri aşmalı, Ermeni sorununa ve Kürt sorununa dair resmi ideolojiye, militarist sisteme, darbeler tarihine, Kemalist dogmatizme, milliyetçiliğe ve din üzerinden politika yapma geleneklerine karşı net ve eleştirel tutum almalıdır.
Kürt sorunu konusunda milliyetçiliğe ve şiddete karşı, ama çözümün siyaset dışında aranmasına (herşeyi dış politika üzerinden açıklamaya, komplo teorilerine) da karşı bir tutum almalıdır. Kürt hareketiyle arasına şiddet ve liderlik anlayışlarına dayalı bir mesafe koymalı, ama hiçbir zaman Kürt siyasi hareketini dışlayıcı, küçümseyici veya indirgemeci bir tavır takınmamalıdır.
Kıbrıs konusunda federasyon yanlısı ve AB içinde çözümden yana, Yunan-Rum politikalarına da eleştirel yaklaşan şiddet ve milliyetçilik karşıtı bir tutum benimsemelidir.
Türkiye’nin AB’ye girişi konusunda kazandığı eleştirel destek tavını sürdürmelidir. AB politikası yapmasa da, AB konusundaki milliyetçi-şüpheci çizgiden uzak durmalı, AB’yi de kapitalizm, tüketim toplumu, savaş aygıtı olması vb. noktalardan olgusal olarak eleştirmeli, kategorik AB eleştirisi tuzağına düşmemelidir. Yeşiller kendisini AB’yi içerden değiştirecek bir siyasi güç olarak görmelidir, gerçekçi bir hedef olup olmamasından öte, siyasi tavır açısından.
Ortadoğu sorununda ABD-İsrail politika eksenine karşı net tavır almalıdır.
Aktif savaş karşıtı ve antimilitarist (zorunlu askerliğe de karşı) bir politik bir çizgiye sahip olmalıdır.
Laiklik konusunda bireysel özgürlükleri savunan politikalar geliştirmelidir, ama köktendinciliğin (ya da dine dayalı sokak politikasının) da jakobenlik kadar, hattta belki daha da fazla totaliterliğe kapı araladığını vurgulamalıdır.
Küreselleşme karşıtı harekette, harekete kendi rengini vererek varolmalıdır, alternatif küreselleşme yanlısı olmalıdır.
İnsan hakları ve düşünce özgürlüğünü vazgeçilmez bir zemin olarak kabul etmelidir.
Yeşiller, bu zeminde net olmalıdır.
Bu zemin politikalar toplantılarda ele alınmalı, bu konularda raporlar hazırlanmalı, programda ayrıntılı olarak yer verilmeli, gerektiğinde basın açıklamalarıyla açılmalıdır.
Ama bu konular (belki bir tek insan hakları hariç olmak üzere) asla Yeşiller’in asıl politika yapma alanlarını oluşturmamalıdır. Bu konular aslen politik koalisyonlarda, ittifaklarda, platformlarda, insiyatiflerde, sosyal forumlarda, işbirliği alanlarında ele alınmalıdır.
Zemin politikalar asla asıl gündem ve vitrinin hakim rengi haline gelmemelidir.

2- Gövde:
Yeşil politikaların gövdesini şu ana başlıklar oluşturmalıdır:
- Ekoloji ve çevre (Küresel ısınma, ekolojik kriz, kent sorunları ve katılım hakkı, kirliliklerle ve kirletici yatırımlarla/tehditlerle mücadele, çevre sağlığı, çevre hukuku, çevre hakkı, doğal yaşam, sulak alanlar, kıyılar, ormanlar ve ekoloji, hayvan hakları)
- Ekonomi politikaları (Alternatif kalkınma biçimleri, sürdürülebilirlik, turizm ve ticarete dair alternatif ve yeşil ekonomi politikaları, tüketim toplumuna karşı politikalar, özelleştirmeye karşı kamucu politikaların savunulması)
- Tarım (köylülerin temel sorunları, endüstriyel tarıma karşı politikalar, ekolojik tarım, gıda konusu)
- Enerji (ülkenin enerji politikaları, nükleer karşıtlığı, yenilenebilir enerji, büyük barajlara ve termik santrallara karşı mücadele, petrole alternatifler, enerji verimliliği)
- Ulaşım (Antiendüstriyel ulaşım politikaları, doğal hareketlilik biçimleri, toplu taşımacılık politikaları, petrole dayalı olmayan politikaların geliştirilmesi)
- Sosyal politikalar (Kamusal sağlık hakkı, sendikal haklar ve çalışma yaşamıyla ilgili politikalar, eğitim hakkı, sosyal hakların tırpanlanmasına karşı mücadele)

3- Dış Görünüm:
Bütün bunlara bağlı olarak ve yeşil düşünceyle (ve yeşillerin tarihiyle) de bağdaşık olarak Yeşillerin imajı şöyle çizilmelidir, dışarıdan bakıldığında şunlar denebilmelidir (ve zaten büyük ölçüde de böyledir):
- Yeşiller şenlikli bir tarzda politika yapar (yumuşak, şiddetsiz, güleryüzlü, radikal, mütevazi, gönüllülüğe dayalı eylem ve etkinliklerde bir numaradırlar)
- Yeşiller işini bilir, yaptığı işi düzgün yapar, boş konuşmaz (raporlar yayımlar, dergiler çıkarır, teorileri fena değildir, anlamlı toplantı ve kongreler düzenler, müthiş uluslararası desteğe sahiptir ve bunu ne zaman isterse kullanır, uzman katkısını önemser)
- Yeşiller seçkinci değildir, ama seçkin bir gruptur. Bütün yeşiller bireydir, Yeşiller şefler ve askerlerden oluşan bir grup değildir.
- Yeşiller siyasi yelpazede özgürlükçü sol cenah içinde kendine özgü bir yere sahiptir, diğer sol partilere pek benzemez. Yeşiller de solculara pek benzemez zaten (ah keşke!).
- Çevreyle, enerjiyle ve doğayla ilgili politik konular Yeşillere sorulur / Yeşillerden sorulur. Bu konularda önce bir Yeşillere sormak lazım, ne diyorlar, ne öneriyorlar? Yeşiller diyorsa herhalde doğrudur.
- Yeşiller siyasi bir hareket / örgüttür. Parti gibidir, ama diğer parti yapılarına pek benzemez. (Parti kurulduktan sonra da aynı)
- Yeşiller muhaliftir, her şeye karşıdır bunlar, ama haklıdırlar da. Sert muhalefet ederler, ama bunu homurdanma biçiminde yapmazlar, yaratıcıdırlar, alternatifleri, çözüm önerrileri vardır. Toplumda beklenen muhalefet anlayışının temsilcilerinden biridirler.
- Yeşiller genç bir siyasi oluşumdur. Üstelik gençler çok da aktif politika yaparlar, afişleme yapmak değildir tek işleri (ama onu da yaptı mı iyi yaparlar – ah keşke!). Her yerde hep aynı insanlar görülmez, işbölümü ve sorumluluk dağılımı iyi gelişmiştir.
- Yeşiller Avrupalı bir siyasi oluşumdur (Avrupacı değil!). Avrupa yeşillerinin bir parçasıdırlar, dünya yeşilleri nasılsa Yeşiller de biraz öyledir. Ama aynı zamanda bu topraklara aittirler, yerlidirler, buralıdırlar, kopyacı değildirler, bu ülkeyi tanırlar.
- Yeşiller profesyoneldir, işleri gönüllülükle hallederler, ama yine de her iş çok düzgün ve profesyonelce çıkar (para da var galiba bunlarda!)
- Yeşiller de tabii her siyasi hareketteki gibi kendi içlerinde birbirleriyle uğraşırlar, ama bu en önemli işleri değildir, dedikodusuz politika olmaz tabii, ama dedikodu yoluyla da politika yapmazlar, çünkü neyin ne zaman ve kim tarafından yapılacağı bellidir.
- Yeşiller dediklerini yapabilir mi belli olmaz, ama en doğruyu onlar söylüyor, oyum Yeşillere!

Yeşiller Partisini Kurmak için (ve kurana dek) Nelere Öncelik Vermeliyiz?
1- Ayrıntılı, ne dediğini bilen ve insanları harekete/partiye çeken kapsamlı bir program. Programın özetleri, broşür formatı vb. olmalıdır. Ancak programın aslı ana metin ve eklerden oluşan 100-150 sayfalık bir kitap halinde basılmalıdır.
2- İlkeler, geniş haliyle rahat anlaşılır bir şekilde yazılarak (biçimlendirilerek), ilkeler (hem politik, hem örgütsel) temelinde bir tanıtım kitapçığı oluşturulmalıdır.
3- Merkezsizlik ilkesi fazla tırpanlanmamak koşuluyla tüzük yeniden düzenlenmeli ve partiye gidişi sağlayacak değişikliklerle parti öncesi son hali verilmelidir. Bununla bağlantılı olarak ve yukardaki ilkelerle de paralel bir şekilde kurumsal yapı ve kimlik şekillendirilmelidir.
4- Yeni üye/gönüllü tanıtım programları oluşturulmalı ve bu toplantılar açık çağrıyla (gazete ilanı dahil) yapılmalıdır. Yeni katılanlara önelik oryantasyon programları geliştirilmelidir.
5- Sadece basın açıklamalarıyla değil, makalelerle, röportajlarla, yazı dizileriyle ve demeçlerle de basında yer alınmalıdır (mutlaka en çok satan medya olması gerekmez).
6- İnternet sitesi sürekli güncellenen bir portal olarak en kısa zamanda yeniden açılmalıdır.
7- İstanbul ve Kadıköy’ün yanısıra Ankara ve İzmir de birer mekana kavuşmalıdır.
8- Politikaların temeli yerel gruplar ve tematik çalışma gruplaı olmalıdır. Bütün tematik çalışma grupları bir rutin oturtmalı, çok aktif çalışmasalar da varlıklarını hissettirmelidir. Sağlık ve sosyal haklarla ve tarımla ilgili yeni çalışma grupları kurulmalıdır.
9- Sosyal forum ve diğer ortak platformlarda aktif olunmalıdır.
10- EGP içinde aktif çalışılmalı, sadece toplantılarda da değil, müdahil olunmalıdır.

Ümit Şahin

Hiç yorum yok: