30 Mart 2007

Önce Mücadele, Sonra Ağaç


Bu yazı Birgün gazetesinin 30 Mart 2007 tarihli sayısında yayınlanmıştır.


Ümit Şahin
Kolesterolü yüksek çıkan, şeker hastalığına yakalanan, bel ağrısı çekmeye başlayan pek çok insanda ilk anda görülen bir davranış kalıbı vardır: Doktor bir ilaç verse de, diyet yapmak, düzenli egzersize başlamak, yaşam biçimimi değiştirmek zorunda kalmasam. Kronik bronşit de olsam, her gün öksürsem de, damarlarım da tıkansa sigarayı bırakmam gerekmese. Doktor bir ilaç versin...
Tabi çoğu zaman gerçek çabuk anlaşılır, kabullenmek zor da olsa... Diyet yapmadan, sadece ilaç alarak şeker hastalığı ve kolesterol yüksekliğinden kaynaklanan sorunlar tedavi edilemez. Egzersiz yapmazsanız alacağınız ağrı kesiciler ancak geçici bir çözüm olur. Sigarayı anlatmaya bile gerek yok.
Böyle sağlıkla ilgili bir durumun aklıma gelmesi, son zamanlarda küresel ısınmayla ilgili bazı sorular ve haberlerle sıklıkla karşılaşmaya başlamamızdan. Giderek yaygınlaşan bir görüşe göre, ağaç dikerek küresel ısınma önlenebilir. Bu nedenle biz ne yapabiliriz diye soranların aklına önce ağaç dikmek geliyor. Elbette bitkiler fotosentez yapmak için havadaki karbondioksiti kullanırlar. Özellikle de yaprakların, çiçeklerin açtığı, fotosentezin hızlandığı bahar aylarında yapılan ölçümlerde atmosferdeki karbondioksit miktarı kış aylarına göre daha düşük çıkar. Tabii ki ağaçlar ve büyük ormanlar, okyanuslarla birlikte en önemli karbondioksit toplayıcıları, yaygın deyimle yutakları arasındadır. Ormanların korunması, küresel ısınmanın daha da hızlanmaması için büyük önem taşır.
Ama bu gerçekler, bir yanlış anlamayı beraberinde getirmemeli. Petrol ve kömürün yakılması sonucunda açığa çıkan bir atık olan karbondioksitin üretimi ve atmosfere bırakılması azaltılmadığı ve zaman içinde durdurulmadığı takdirde, dünyanın bütün ağaçları sadece gündüz değil, geceleri de fotosentez yapmaya başlasalar, bu kadar karbondioksiti atmosferden temizlemeleri mümkün olmayacaktır. IPCC, ağaçlandırmanın sera gazı azaltımındaki payını en fazla %10-20 olarak hesaplamıştır.
Üstelik dünyanın en büyük ormanlık alanları yerleşim yerlerine, sanayi alanlarına, kereste ticaretine, sığır çiftliklerine kurban edilirken, dünyanın akciğerleri olan yağmur ormanları bu hızla tüketilirse kırk yıllık ömrü kaldı denirken, sadece ağaç dikerek küresel ısınmayı durduramayız. Petrol, kömür ve doğalgaz bağımlılığı artarken, yollar daha fazla 4X4’le, daha hızlı otomobillerle dolarken evlerimizin önüne dikeceğimiz ağaçlar atmosferi temizlemeye mi yarayacaktır, yoksa vicdanlarımızı mı? Üstelik bu işin bir ticaret haline gelmeye başladığı da gözden kaçmamalı. (Bir iş için ürettiğiniz karbondioksiti nötralize edeceği hesaplanan sayıda ağacı sizin adınıza dikmek için para ödediğiniz “carbon offset” şirketlerinin web sitelerine bakabilirsiniz.)
Kötü haber: Sadece ormanların azalması nedeniyle değil, fazla karbondioksitin okyanus sularını asitleştirmesi yüzünden denizlerin karbondioksit temizleme kapasitesini azaltması nedeniyle de yutaklar giderek daha yetersiz kalıyor. Atmosferdeki ömrü 100 yılı bulabilen karbondioksit artan miktarlarda salınmaya devam ettikçe, ne yapsanız atmosferi temizlemek mümkün olmayacak. Yapılan hesaplar hemen bugün bütün emisyonlar durdurulsa bile, atmosferdeki karbondioksit miktarının düşmeye başlamasının yüz yıl alabileceğini gösteriyor.Tam da bu nedenle, salımlar hemen bugün durdurulmaya başlanmalı deniyor zaten.
Ağaçlandırmayı yıllardır başlıca çevre koruma yöntemi olarak benimseyen kimi çevre örgütleri, elinde çekiç olan herşeyi çivi olarak görür misali, ağaç dikmeyi küresel ısınmanın da “en önemli” çözümü olarak gösteriyorlar kimi zaman. Bu kendi politikalarıyla uyumlu, yeşil alanların korunmasına da hizmet eden, çevreci bir politika olabilir. Ama küresel ısınmayla mücadele böyle olmaz.
Bu yaklaşımın yaygınlaştırılması nedeniyle neredeyse her gün, gazetelerde bu tür haberler yer alıyor. Daha iki gün önce, Birgün’de “Bir Kirletiyoruz, Ağaçlar Temizliyor” başlığıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı verilerine dayanan bir haber vardı. Geçtiğimiz haftalarda da, TEMA’nın aynı amaca yönelik bir basın açıklaması “TEMA Diyor ki, Ağaç Dikin, Küresel Isınmaya El Koyun!” başlığıyla yayımlanmış ve bütün gazetelerde geniş yer bulmuştu. Evet, ağaçların karbon emmek dışında da sayılamayacak kadar çok yararı vardır, ama sera gazlarını azaltmadığınız sürece ağaç dikmekle uğraşmak küresel ısınma açısından zaman kaybıdır. Üstelik bakanlığın iddia ettiği ve bu tür haberlerde Türkiye için olumlu bir puan olarak kayıt düşüldüğü gibi Türkiye’nin %26’sının ormanlarla kaplı olduğu da bir büyük masaldır. Bu ormanlık alanların ne kadarında “ağaç” olduğu, ne kadarının çoktan yerleşim yerlerine dönüştüğü, ya da çalılıklardan ibaret kaldığı ayrı bir yazı olacak kadar karışık bir konudur.
Dünyanın en önemli bilim insanlarının on yılımız kaldı, termik santrallara morotoryum uygulanmalı, sera gazı salımını hemen radikal biçimde kesmezsek her şey için çok geç olacak dediği bir dönemde, ağaç dikin, küresel ısınmanın panzehiri budur demek, eğer konuyu asıl yönünden saptırma, petrol ve kömürcülere zaman kazandırma, hükümetin aymazlığına destek olma amacı taşımıyorsa, en iyi niyetli haliyle saflık, ya da konuyu iyi anlamamış olmakla açıklanabilir. Daha da kötüsü dünyanın geleceğini tehdit eden en önemli ekolojik sorun olan küresel ısınmayı, geleneksel ağaçlandırma çevreciliğinin kalıplarına kurban etmektir. Oysa yanlış politik tercihlerle ve işe yarayacağı şüpheli önerileri tartışmakla kaybedecek bir dakikamız bile yok.
Not etmek gerekir: Türkiye’de ağaçlandırma çevreciliğinin öncülerinden TEMA’nın daha sonra yayımladığı ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dönüşü savunduğu bir rapor bu çıkışı bir ölçüde dengeliyordu. Yine Meclis’te görüşülen nükleer yasaya karşı çıkması da, TEMA’nın nükleerci çizgisini kesin olarak terk ettiğine dair bir işarettir umarım. Şimdi sıra, herkesin küresel ısınmaya karşı alınması gereken en acil bireysel önlemin, sokaklara dökülmek ve hem kendi hükümetini, hem de dünyanın bütün hükümetlerini, küresel ısınmayı durdurmak için acilen etkili önlemler almaya zorlamak olduğunu kabul etmesinde.
28 Nisan günü, Kadıköy meydanında, “Başka Bir Enerji Mümkün” diyecek, hem kömüre ve petrole, hem de nükleer enerjiye karşı, rüzgarı ve güneşi savunacak onbinlerin arasında, Türkiye’nin çok üyeli, çok şubeli, çevre örgütleri de, yöneticileri ve aktivistleriyle, kendi pankartları ve sözleriyle yer almalı. Bu örgütlerin kendi üyelerini Kadıköy’e çağırıp, tamamen bir taban hareketi olan bu mitingde yer aldıklarını görmek, çevre hareketinde bir şeylerin değişmeye başladığının işareti olabilir.
Küresel ısınmanın modern yaşam biçimini, fosil yakıt bağımlılığını ve tüketim alışkanlıklarını sorgulamadan, kârdan başka hiçbir değer tanımayan kapitalist şirketlere ve hükümetlere karşı mücadele etmeden durdurulması mümkün değil.
Önce diyet ve egzersiz, sonra ilaç. Önce sera gazlarını azaltmak için mücadele, sonra ağaç.

Hiç yorum yok: