25 Mart 2009

Yerinden Yönetim ve Doğrudan Demokrasi: Bir Dahaki Bahara mı?

Bu yazı 25 Mart 2009 tarihinde Günlük gazetesinde yayınlanmıştır.

Kendi kendini yönetmek, her şeyden önce bir ölçek sorunudur. Bu bir kent olabilir, bir insan topluluğu, bir köy, bir dernek, ya da bir ülke… Coğrafi olarak ve nüfus anlamında ölçeğin büyümesi yönetimin hiyerarşik bir yapı kazanmasına, elinde yetki olanın, kendisine bu yetkiyi verenden uzaklaşmasına ve giderek profesyonel bir yönetici sınıfın oluşmasına neden olur.

Ölçek sorunu, bugün Türkiye’deki yerel yönetimler için giderek büyüyen bir sorun haline geliyor. Örneğin “Büyükşehir” adı verilen bir yönetim birimi icat edilmiş durumda. Yerel yönetim ölçeğini büyütmek ve yönetim birimlerini orta boy ülkelerin büyüklüğüne çıkarmak, belediye yöneticilerinin halktan kopmasına ve teknokrat bir sınıf oluşmasına neden oluyor. AKP’nin yerel yönetim mantığı durumu daha da kötüleştiriyor. Örneğin son olarak belde belediyelerinin bir kısmı yok edilip Büyükşehirlere bağlanarak küçük ölçekli yerel yönetim anlayışı iyice ortadan kaldırılmaya başlandı.

Bu gibi nedenlerle yerel yönetimler giderek yerelden kopuyor. Merkezileşme ve merkezden yönetimin güçlendirilmesi, belediye hizmetlerinin şirketleşmesi ve kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp kâr amacı güden hizmetlere çevrilmesiyle ortaya şöyle bir manzara çıkıyor: Yerel siyasi yönetim merkezileşiyor, halkın yöneticilerini tanımadığı, kararlara nüfuz edemeyeceği ölçekler yaratılıyor ve halktan koparılan bu hizmet alanlarının uzmanlar ve şirketler eliyle tek taraflı olarak sunulması sağlanıyor. Bu arada halk dört yılda bir oy vermek dışında sadece şikayet etme ve talep etme hakkına sahip kılınıyor. Halkın yerel yönetimlere katılması, hatta kimi yerlerde yerel yöneticilere erişmesi mümkün olduğunca zorlaştırılıyor.

Peki biz ne istemeliyiz?

Yerinden yönetim diye bir kavram var. Temelde seçilenlerin seçenlerle yakınlaşmasını hedefleyen, Türkiye’nin çekince koyduğu Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nda da en önemli kavramlardan biri olan yerinden yönetim ilkesi, hizmetlerin merkez hükümetlerden yerel hükümetlere kaydırılmasını öngörüyor.

Peki Türkiye kaçtığı bu yerinden yönetim ilkesini benimserse ne olur?

Her şeyden önce mevcut yönetim anlayışı ciddi bir sıkıntıya girer. Her şeyin Ankara’dan kontrol altında tutulduğu, asli yönetsel yetkilerin merkezi hükümet, bürokrasi, asker ve polis tarafından tek elde toplandığı bu sistem yerinden yönetim ilkesiyle uyuşamaz. Ölçekleri sürekli büyüten anlayış, yerinden olmayan, uzaktan yönetimi hedefler çünkü.

Bunun yanında, yönetim ölçeğinin küçülmesi, yönetim birimi üzerinden elde edilen rantın da küçülmesini ve böylece yolsuzlukların daha az “arzulanır” olmasını sağlar. Elde ettiği mevki sayesinde rant sağlamayı ve çevresine dağıtmayı amaçlayan kişilerin değil, gerçekten hizmet için yönetime gelmek isteyenlerin önü açılır.

O nedenle savunmamız gereken, öncelikle en küçük yerleşim birimi ölçeğinde yerel yönetim birimlerinin kurulması olmalı.

Yerel yönetimler mahalle ölçeğinde başlamalı ve ilçe ölçeğinde bitmeli. Büyük şehir ölçeği ortadan kaldırılmalı.

Valinin ve yerel yöneticilerin coğrafi esasa göre il düzeyinde halk tarafından seçildiği, ama belediye hizmetleri vermekle sorumlu olmayan, eğitim, güvenlik, yerel ekonomi, merkezi hükümetle koordinasyon gibi işlevlere sahip olan bir ara yönetim kademesi tartışılmaya başlanmalı. Bu tür bir ara yönetim kademesinin sorumluluk alanına giren hizmetler merkezden denetlenecek, ancak merkezden verilmeyecektir.

Belediyeler belde, hatta köy ve mahalle düzeyinde halkın doğrudan katılımıyla yönetilip, bu hizmetlerin ilçe kademesinde koordine edilmesi sağlanmalı. Merkezi hükümetin dış ilişkiler, ulusal güvenlik, makro ekonomi, sağlık, sosyal güvenlik ve çalışma yaşamı gibi ulusal düzeyde kamusal denetimi gerektiren ve küresel ekonomiyle bağlantılı alanlarda sınırlanması için neler yapılabileceği düşünülmeli.

Aksi takdirde yerel yönetimlerin yetkilerini arttırma adına ticarileşme ve özelleştirmenin önü açılacak, yerel yönetimler halktan daha da kopacak ve belediye hizmetleri yerel niteliğini kaybedecektir.

Mevcut siyaset anlayışının devamından kazançlı çıkan partiler, bu yerel seçimleri de merkezileştirmeyi başardılar. Yerinden yönetimi ve gerçek anlamda merkezsizleşmeyi tartışmaya bugünden başlarsak, bir dahaki seçim döneminde gerçekten doğrudan demokrasiden söz etmeyi başarabiliriz.

Hiç yorum yok: