21 Aralık 2009

Kopenhag Üzerine Röportaj

Bu röportaj Kopenhag iklim zirvesinin değerlendirilmesi için 21 Aralık 2009'da Sesonline.net'den Arife Köse tarafından yapılmıştır. 
 

11 gün süren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı Kopenhag’da yapıldı. 11 gün süren Konferansı 192 ülkeden 15 bin katılımcı izledi. Kürt sorunu, savaşlar, Ergenekon derken hayatımızdan dünyanın kaderini, geleceğini belirleyen bir 11 gün kayıp geçti. Ve bu 11 gün sonunda ortaya “işe yaramaz bir metin” çıktı. Kalkınmakta olan 130 ülkenin oluşturduğu G77 ülkelerinin dönem başkanlığını yürüten Sudan’ın delegesi Lumumba Stanislas Dia-Ping, metni ‘tarihin en berbat anlaşması’ diye niteleyerek reddetti. Afrikalı ülkeler de hazırlık aşamalarında yer almadığını belirterek anlaşmayı kabul etmedi.

Peki bundan sonra ne olacak? Dünya, iklimle 'Rus Ruleti' mi oynuyor? Eğer küresel sıcaklık artışı 1.5 santigrat dereceyi geçerse bizi neler bekliyor? Kopenhag bir fiyaskoysa, artık yapacak bir şey kalmadı mı? Bu soruları Kopenhag Konferansı’nı 11 gün boyunca yerinde izleyen Yeşiller Partisi MYK üyesi Ümit Şahin ile konuştuk.



* * *

"KOPENHAG BELGESİ, ASLINDA 'BİRŞEY YAPMADIK' DENMESİN DİYE ORTAYA ÇIKAN İŞE YARAMAZ BİR BELGE"

» ARİFE KÖSE: Öncelikle çok merak edilen bir noktadan başlayalım. Geçen hafta tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de KEG tarafından yapılan eylemde herkesin elinde taşıdığı ama sonra da dönüp birbirine ‘acaba bu tam olarak neydi?’ diye sorduğu bir döviz vardı. 350 ppm. Nedir 350 ppm?

» ÜMİT ŞAHİN: - 350 şu anda dünyanın en önemli sayılarından biri. Atmosferde olması gereken maksimum karbondioksit parçacığı miktarını gösteriyor. Atmosfer çeşitli gazların bir arada olduğu bir karışım. Ağırlığı %78 ile azot ve yüzde 21 ile oksijen oluşturuyor. Kalan %1’lik hacim ise diğer gazlardan oluşuyor. Bunlar genelde milyonda parçacık mertebesinde. İşte fazlalığı küresel ısınmaya sebep olan karbondioksit, metan gibi sera gazları en fazla milyonda birkaç yüz parçacık düzeyinde bulunuyor. Karbondioksit en önemli sera gazı, çünkü hem atmosferdeki ömrü çok uzun, hem de sera gazlarının toplamda dörtte üçünü oluşturuyor. Sanayileşme öncesi atmosferdeki düzeyi milyonda 280 parçacık (ppm) civarında sabit olan karbondioksit düzeyi son 150 yıldır aşırı fosil yakıt tüketimi nedeniyle bugün yaklaşık 390 ppm’e ulaşmış durumda ve hızla artmaya devam ediyor. Oysa insanın var olduğu milyonlarca yıl boyunca hiçbir zaman 300 ppm’i geçmemiş. İşte bu düzeyin en fazla kaç ppm olabileceği küresel ısınma tartışmalarında kritik bir nokta. Çünkü kabul edilebilir karbondioksit miktarı hedefini ne kadar yüksek tutarsanız, almanız gereken önlemlerin zorluğu o kadar azalıyor.

Geçen yıla dek 450 ppm kabul edilebilir düzey olarak görülüyordu. Çünkü yapılan hesaplara göre karbondioksit 450 ppm’e çıkarsa büyük olasılıkla şu anda 0,8 derece olan ısınma 2 dereceye çıkacaktı, bu da tolere edilebilir maksimum ısınma miktarı olarak kabul ediliyordu. Oysa geçen yıl aralarında James Hansen’in de bulunduğu dünyanın en önemli iklim bilimcileri bir çalışma yaptılar ve 2 dereceyi göze almanın kabul edilemeyeceğini, yaşanabilir bir gezegenin ortadan kalkabileceği kritik sınırın 1,5 derece olduğunu, bunu ve pek çok sistemin çökmeden korunmasını sağlamak için atmosferdeki karbondioksit miktarının 350 ppm’e düşürülmesi gerektiğini açıkladılar. Tabii bu da çok radikal emisyon indirim hedefleri belirlemeyi gerekli kılıyor. Bugün sadece bilim insanları ve bizim gibi aktivistler değil, yoksul ülkelerin çoğu da maksimum kabul edilebilir ısınmanın 1,5 derece, maksimum karbondioksit düzeyinin de 350 ppm olarak kabul edilmesini, buna göre radikal önemleler alınmasını istiyor. Ama asıl sorumlu olan Batı ülkeleri buna yanaşmıyor. İşte Kopenhag’da asıl kıyamet buradan koptu.

» Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı Kopenhag’da yapıldı. Konferansı 192 ülkeden 15 bin katılımcı izledi. Öncelikle bu konferansı bu kadar önemli kılan nedir?

- Bu tür konferansların temeli 1992 Rio zirvesi. Küresel bir iklim değişikliği anlaşmasının ilkeleri orada kondu, alınacak önlemler ise beş yıl sonra Kyoto’da belirlendi. Ama o zamandan bu yana çok şey değişti. 1992’de geleceğe dair bir tehdit olarak görülen küresel ısınmanın sonuçları artık şiddetli bir biçimde yaşanmaya başlandı. Sular altında kalması yaklaşan küçük ada ülkeleri, kuraklıktan kırılan yoksul Afrika ülkeleri ve diğer risk altındaki ülkeler için zaman daraldı. Kyoto’da varılamayan işe yarar bir anlaşmanın Kopenhag’da yapılması iki yıl önce Bali’de kararlaştırılmıştı, bu yüzden buradan bir sonuç çıkması çok önemliydi. Şu anda bir sonuç çıkmaması 2012 sonrasında ülkelerin herhangi bağlayıcı bir yükümlülük altında olmayacağını gösteriyor, belirsizlik ve hayal kırıklığı yaratıyor.

» Başladığı günden beri konferansta birçok tartışma yaşandı, hatta konferansın dağılma noktasına geldiği söylendi. Konferanstaki ana tartışma ekseni nedir?

- Görünen ve gerçekte var olan birkaç tartışma ekseni vardı. Görünen nedenlerin başında Batı’nın yoksul ülkelere küresel ısınmadan korunmak için ihtiyaçları olan parayı vermek istememesi geliyor. Ama mesele sadece zenginlerin yoksullara para verip vermemesi değil. Asıl mesele Batı’nın küresel ısınmadaki tarihsel sorumluluğunu ve bu sorumluluğun getirdiği yükümlülükleri üstlenmekte gönülsüz oluşu. Tuvalu’nun başını çektiği küçük ada ülkeleri, Afrika Birliği ve Latin Amerika ülkeleri Batı’nın sorumluluğunu kabul etmesini ve 350 ppm hedefini gözetecek radikal emisyon kısıtlamaları yapmasını istediler. Çünkü bu onlar için hem bir hayat memat meselesiydi, hem de bir küresel adalet sorunuydu. Oysa Batı ülkeleri yapmaları gereken şeyleri biliyorlar, ama bunun ekonomilerine (yani zenginliklerine ve ayrıcalıklarına) zarar vereceğini düşünüyorlar. Hem bu nedenle, hem de kendi ülkeleri küresel ısınmanın etkilerinden yoksul ülkeler kadar yakın zamanda etkilenmeyeceği için ayak sürüyorlar. Bunun için de gizli taslaklarla, şeffaf olmayan toplantılarla, demokratik mekanizmaları çiğneyip yoksul ülkelerin arkasından dolap çeviriyorlar. Zirvenin üçüncü günü basına sızan gizli Danimarka metni daha en baştan bu kirli çamaşırların ortaya dökülmesine neden olduğu için zirve zorlukla tamamlanabildi.

» Konferans’tan yasal bağlayıcılığı olmayan ve küresel ısınmada etkili olan sera gazı salınımının önemli oranda kısıtlanması gereğinin bilimsel açıdan da desteklendiği vurgulanarak, "bu çerçevede küresel sıcaklık artışının 2 dereceden daha az olmasını sağlamak amacıyla gaz salınımında kısıtlama yapılması gerektiği" ifade edilen fakat yasal bağlayıcılığı olmayan bir metin çıktı. Bu metin sizin için, dünyanın geleceği için ne ifade ediyor?

- Obama hem küresel ısınma en önemli şey deyip, hem de ABD adına hiçbir şey yapmaya yanaşmıyor. Tıpkı hem Afganistan’da savaşı tırmandırıp hem de Nobel barış ödülü alması gibi. Bu metin bir anlaşmaya varmadık denmesin diye üretilmiş işe yaramaz bir belge. Bir anlamı yok. Bu konferansın tek olumlu sonucu yoksul ülkelerin Kyoto’nun ortadan kaldırılmasını önlemesi oldu. Kyoto tek başına önemli olduğu için değil, ama 1992 konvansiyonunun ilkeleri (yani emisyon indirimi ilkesi ve tarihsel sorumluluk) bu sayede korunabildiği için.

» Dünyanın geleceği için küresel sıcaklık artışının 2 santigrat dereceyi geçmemesi gerekiyor ve bu gerçekten bir ölüm kalım meselesi, bunu herkes biliyor ve söylüyor ama yasal bağlayıcılığı olan hiçbir anlaşma yok ortada. Felaketin geldiğini bile bile neden önlem alınamıyor, bu kadar zor mu devletler için bu konuda bağlayıcı anlaşmalar yapmak?

- Başta da söylediğim gibi 2 derece bile fazla artık. 1,5 derecede diretmek gerekiyor. Yoksa ada devletleri ülkelerini kaybedecek Bangladeş’in yarısı sular altında kalacak, Afrika’nın pek çok bölgesi yaşanmaz hale gelecek. Önlem alınmamasının temel nedeni gücü (ve silahı) elinde bulunduran ülkelerin bilimsel gerçekler ve vicdanla değil, bu ülkelerin hükümetlerini ellerindeki bir kuklaya çeviren kapitalist şirketlerin çıkarlarına göre yönlendirilmesi. Gerçekten halkın sözünü söylediği demokratik yönetimler gelmedikçe şirketlerin borusu ötmeye devam edecek.

» Buradan izlediğimiz kadarıyla küçücük bir ada ülkesi olan Tuvalu’nun bir takım talepleri oldu ve konferans bu talepler nedeniyle dağılma noktasına geldi. Tuvalu Küçük Ada Ülkeleri Birliği’ne üye bir ülke. Ne istiyor küçük ada ülkeleri?

- Öncelikle 1,5 derece ve 350 ppm’in benimsenmesini istiyorlar. Çünkü Tuvalu ve Maldivler başta olmak üzere en yüksek yerleri 2-3 metre olan bu ülkeler sular altında kalmaya başladı bile. 2 derecelik bir ısınmada bu insanların yaşayacakları bir toprak kalmayacak, çünkü sulara gömülmüş olacak. Ama bunun da birden olacağını sanmayın. Aslında başlamış bile. Mesela bu ülkelerde eskiden yeraltından çıkan tatlı su kaynakları kullanılırmış, ama şimdi bu sular deniz suyuyla karışmaya başladığı için tuzdan arındırma tesislerine mahkum hale gelmişler. Kuraklıktan dolayı ürün yetiştiremez olmuşlar. Bu ülkeler 20 yıl sonra ortadan kalkabilir. Kimse de bu insanları ülkelerine kabul etmiyor. İşin en tuhafı, bayrağı olan, BM’de sandalyesi olan, hükümeti olan, ama toprağı olmayan hayalet devletler çıkacak ortaya. İşte bu yüzden bu kadar diretiyorlar. En ufak Avrupa ülkesi bu kaderi kabullenir miydi acaba??? Ada ülkeleri adına konuşan Cabo Verde delegesi şöyle demişti Kopenhag’da bir basın toplantısında. “Biz buradan işe yarar bir anlaşma elde etmeden gidersek çocuklarımızın yüzüne nasıl bakarız. Bu bizim için ölüm kalım meselesi”.

İKLİM ADALETİ

» Dünyanın dört bir yanından gelen aktivistlerin bir talebi var; İklim Adaleti? Nedir İklim Adaleti?

- İklim adaleti meselenin özü aslında. Küresel ısınmaya sanayileşmiş zengin ülkeler yol açtı, fosil yakıtlarla büyük bir zenginlik yarattılar, şimdi bunun bedelini küresel ısınmada bir kabahati olmayan yoksul ülkeler ödüyor. O halde tamir için ve doğan bu iklim borcu için gereken bedeli zengin ülkeler ödemeli: Hem zenginliklerinden, yaşam biçimlerinden ve ekonomik çıkarlarından fedakarlık yapıp fosil yakıt kullanımından vazgeçerek, hem de yoksul ülkelere yaşadıkları yıkımı tamir edecek ve ekonomilerini fosil yakıt kullanmadan geliştirecek mali kaynağı sağlayarak. Bu miktarın yılda 200 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor. İklim adaleti işte bu adaletsizliğin dışa vurulması demek.

» Bu konuda bağlayıcı tek anlaşma olan Kyoto Protokolü’nün hedefleri 2013 yılına kadar geçerli. Bu konferanstan 2013 sonrası için bağlayıcı bir karar çıkmazsa ne olacak? Bu konferans da boşa giderse artık bir şey yapılamaz mı?

- Elbette hiçbir şey mücadelenin sonu değil. Ama Kopenhag’dan çıkan fiyasko tamir edilmezse bu uluslararası çevre hukuku zemini kaybedilir. Ben de asıl gücün halkın mücadelesi olduğunu düşünenlerdenim. Ama zengin devletlerin yaptırımlarla cendereye sokulmasının da iyi bir mücadele zemini olduğunu düşünüyorum. Bu zemin kaybolursa yerine bir şey konmak zorunda. Ne olduğunu da biz bulacağız kuşkusuz.

» Dünyanın sürükleniyor gibi göründüğü bu felakette Türkiye’nin payı nedir? Kocaman kocaman devletler dururken Türkiye’nin aldığı önlemin bir önemi var mıdır ve bu önlemler Türkiye’nin gelişmesinin önünde bir engel oluşturmayacak mı?

- Türkiye’nin bu felakette tarihsel bir sorumluluğu yok. Ama güncel sorumluluğu büyük ve giderek de artıyor. Türkiye’nin durumu Çin’e, Brezilya’ya ve bunlar gibi G20 ülkelerine benziyor. Yani Türkiye kendini Bangladeş sanmaya devam edemez. Çünkü Bangladeş’in hem tarihsel hem de güncel sorumluluğu yok, üstelik zararın büyüğü de onun başına geliyor. Ama Türkiye hem kendini yoksul ülkelerin yerine koymaya kalkıyor ve bir önlem almak, emisyonlarını düşürmek, kömürden vazgeçmek istemiyor, hem de karbon emisyonunu hızla Avrupa seviyesine çıkarıyor. Bu çelişkiyle en fazla 5-6 sene daha idare eder Türkiye. Daha sonra tarihsel sorumluğu olan ülkeler arasında anılmaya bile başlayabilir. Eğer bu kafayla giderse….

"TÜRKİYE KONFERANS'TAN ADETA KAÇTI, ORTADA GÖRÜNMEDİ"

» Peki 12 bin nüfuslu küçücük bir ada devleti olan Tuvalu dünyanın efendilerine kafa tutarken Türkiye ne yaptı konferansta?

- Kaçtı. Ortada görünmemeye çalıştı. Müzakerelerin gidişatına bir katkıda bulunmadı. Yoksul ülkelerden yana tavır almadı.Sadece kendi küçük ekonomik çıkarlarını savunmaya, özel şartlarından dem vurmaya devam etti. Küçük ve önemsiz bir ülke gibi davranmayı tercih etti. Çapı bu kadarmış Türkiye’nin…

» İzlediğimiz kadarıyla Kopenhag sokakları aynı zamanda çok büyük bir sokak mobilizasyonuna da sahne oluyor. Klimaforum adıyla alternatif bir forum düzenleniyor? Bu forumu düzenleyenler kimler? Ayrıca, her gün eylemler gerçekleşiyor. Sizce bu mobilizasyonun konferans üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

- Klimaforum ve eylemler dünyanın her yerinden gelen aktivistler tarafından düzenleniyor. Aralarında Greenpeace, CAN, Genç Yeşiller, Global Climate Campaign, Rainforest Action Network gibi bilindik örgütlerin yanı sıra Climate Justice Action gibi yeni ağlar da var. Bunlar hem alternatif bir zirve yapıp alternatif deklarasyon yayınladılar, hem de yüz bin kişiyi sokağa döktüler. Resmi zirve merkezinde de her gün onlarca eylem yapıldı. Delegasyonlar sürekli baskı altındaydı. Bu mobilizasyon konferans üzerinde büyük bir etki yaptı. Eğer ada ülkeleri, G77, Afrika ülkeleri filan arkalarında bu sokak gücünün desteğini hissetmeselerdi bu kadar direnemeyebilirlerdi. Bu eylemlerin ne kadar etkili olduğunun bir kanıtı da Birleşmiş Milletler’in zirvenin son üç gününde gözlemci statüdeki sivil toplum delegelerini zirveden atması ve Danimarka polisinin dışarıdaki eylemcilere yönelik sert tepkisidir. İklim hareketinin Kopenhag sonrası bu kararlı, genç ve şiddetsiz aktivizmden doğacak.


RÖPORTAJ: Arife Köse, Sesonline.net

Hiç yorum yok: