16 Ağustos 2010

Başbakan'a Açık Mektup: Ben O Çevreci Tiplerden Biriyim

Bianet'te 16 Ağustos 2010'da yayınlanmıştır.

Sayın Başbakan,
Geçen hafta, Rize İkizdere'de Cevizlik Hidroelektrik Santralı'nı açarken yaptığınız konuşmada yine çevrecilere çattınız. Enerji yatırımlarıyla ilgili bütün kararlarınızın doğru olduğuna inanmanızı anlayabiliyorum. Ancak bunu ifade etmek isterken bu ülkenin iyiliğini en az sizin kadar isteyen insanları küçümsüyor ve üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Bu da politikalarınıza olan güveninizle ilgili soru işaretleri doğuruyor. Konuşmanızda"Bazı çevreci adı altında tipler, gruplar çıkıyor ve bu sıfatla da bu HES'lere karşı çıkıyor, her türlü enerji yatırımına karşı çıkıyor, yalan yanlış bilgilerle de kamuoyunu, vatandaşımı yanıltıyorlar." demişsiniz.
Ben o tiplerden biriyim.
Uzun yıllar çevre sağlığı alanında çalışmalar yapan bir halk sağlığı uzmanı olarak, bugün de Yeşiller Partisi'nin eş sözcülüğünü yaparak, yaklaşık yirmi yıldır çevre ve ekoloji hareketinin içinde yer alıyorum. Türkiye'de yıllarını doğayı korumaya ve çevre mücadelesine vermiş binlerce, on binlerce çevreci, ekolojist, doğa korumacı ve yeşil var. Bu arkadaşlarımın neden bize sormadan yazdın demeyeceklerini bilerek, hepsinin adına size cevap veriyorum: Hayır, ne yazık ki kamuoyunu yalan yanlış bilgilerle yanıltan biz değiliz, sizsiniz.


Çevreci tipler diye küçümsediğiniz insanlar bilimsel çalışmalara ve araştırmalara dayanarak, kimisi bu işin uzmanlığını, akademisyenliğini yaparak ve doğa sevgilerini bilgiyle besleyerek doğayı tahrip eden yanlış politikaları durdurmaya, geleceğimiz için daha doğru, daha sürdürülebilir yollar göstermeye çalışıyorlar. Konuşmanızda "Tabiatı herkesten önce de biz koruruz. Biz doğa aşığıyız, delisiyiz." demişsiniz. İki yıl önce de "ben çevrecinin daniskasıyım"demiştiniz. Ama yanılıyorsunuz. Siz doğa aşığı ve çevreci değil, doğayı yok etme pahasına daha fazla yatırım peşinde koşan bir hükümetin başısınız. Lütfen hayatını doğayı korumaya adamış insanların unvanına göz dikmeyin.

HES'ler konusunda verdiğiniz bilgiler yanıltıcı. "Derelerin kuruduğu iddia ediliyor. Bu da gerçek dışı. HES'ler suyu yutmuyor, suyu buharlaştırmıyor, suyu buradan alıp başka yere taşımıyor." diyorsunuz. Geçtiğimiz hafta Karadeniz'de yaşanan doğa yıkımını gözlerimizle görmek için Doğu Karadeniz'deydik. Karadeniz'in bütün vadileri, bütün dereleri HES projeleriyle dolu. Siz bununla iftihar ediyorsunuz, ama ben sizin memleketiniz olan Rize'de, baba evinizin hemen karşında üretime başlayan HES'in Güneysu deresini kuruttuğunu gözlerimle gördüm. Açılışını yaptığınız Cevizlik HES de biz oradayken deneme üretimindeydi. İkizdere deresinde akan su azalmıştı, oralı arkadaşlarımız akan suyun da o hafta sonu yapılacak Ovit yayla şenliğine gelen insanlar durumu görmesin diye dereye verildiğini söylediler. Sonraki günlerde de bakanlarınızın ziyareti nedeniyle kapaklar açıldı. Hatta suyun geceleri tamamen tünellere verildiğini, gündüzleri dereye daha fazla su bırakıldığını söylüyorlar.

Bu durum HES'lerin normal işleyişinin bir sonucu. Çünkü sizin suyu yutmuyor, başka bir yere de taşımıyor dediğiniz tünel tipi HES'ler tam da bu esasa, yani deredeki suyu yatağından alıp kapalı tünellerde kilometrelerce taşıma ve dere yatağını da, vadiyi de kurutma esasına dayanıyor. Örneğin Şavşat'taki Papart (Meydancık) deresinde üst üste 8 HES projesi var. Bu projeler yapılırsa vadideki su bir tünelden çıkıp, elektrik üretimini yapıp, hiç yatağında akamadan bir sonraki HES'e su taşıyacak tünele verilecek. Benzer bir durum bütün dereler için söz konusu. Artvin'in Barhal deresinde ve yan kollarında üst üste 28 HES projesi var. Projelerin en hızlı ilerlediği yerlerden biri olan İkizdere vadisinde toplam 26, Çayeli Senoz vadisinde 14, Fındıklı'da 21 HES projesinden söz ediliyor. Üst üste HES'lerin yapıldığı bütün bu dereler yan kollarıyla birlikte kimisi 50 kilometreyi aşan yatakları boyunca neredeyse tamamen kuruyacaklar. Akışları o HES'lerin tünellerine su veren kapakların ne zaman ne kadar açılıp kapanacağına karar verecek şirketlerin elinde olacak. Bir de suları satmıyoruz, kullanım hakkını veriyoruz diyorsunuz. Suların kontrolünü sadece edecekleri kârları düşünen şirketlerin insafına bıraktıktan sonra, ne fark eder Allah aşkına?

Küçümsediğiniz çevreciler sorulması gereken soruları soruyor: Elektrik üretmek uğruna kuruttuğunuz bu derelerden su içen hayvanlar ne olacak? Bu derelerin üzerinde tüten nemle, buharla büyüyen çay bitkisi ne olacak? Açılan tüneller nedeniyle yeraltı sularının yatağı değiştiği için içme sularını kaybeden köyler ne olacak? Bostanını suladığı derenin suyu tünele aktarılan köylü ne olacak? Doğayla iç içe yaşadıkları yemyeşil vadileri şantiyeye çevrilen Karadenizlinin kültürü, yaşam biçimi, gelenekleri ne olacak?

Ağaç kesilmiyor, kesilenlerin yerine yenilerini dikiyoruz diyorsunuz. Size bir tek örnek vereyim: Artvin'de, Türkiye'nin tek biyosfer rezerv alanı olan Macahel'in kadim ormanlarında yapılmak istenen 8 HES yüzünden en az 400 bin ağaç kesilecek. Siz yüzlerce yıllık ormanları yok edip, sonra otoyol refüjlerine ağaç dikmenin çevrecilik olduğunu mu sanıyorsunuz?

Sayın Başbakan, son zamanlarda yasa maddelerini değiştirerek, yeni yasalar ve yönetmelikler çıkararak doğa yıkımının önündeki bütün engelleri temizlemekle uğraşıyorsunuz. Doğanın korunması gereken alanlarını ölçüsüz bir şekilde kullanıma açıyorsunuz. Çevreciler gerçekleri ortaya çıkarınca da onları küçümsüyor, hedef alıyorsunuz. Üstelik bizim her şeye karşı olduğumuzu iddia ederek kamuoyunu daha da fazla yanıltıyorsunuz.

Hayır biz akla, mantığa, hukuka uygun, doğayı tahrip etmeyen yatırımlara karşı değiliz. Üçüncü köprü İstanbul ormanlarını yok ediyor, ulaşım sorununu çözmüyor, karşıyız. Siz bizim Marmaray'a veya metro yapımına karşı olduğumuzu duydunuz mu? Vadileri yok eden barajlara ve HES'lere karşıyız. Ama siz aynı konuşmanızda sanki rüzgar yatırımlarına da karşıymışız gibi konuşuyorsunuz. Siz bizim rüzgara, güneşe, jeotermale karşı olduğumuzu duydunuz mu? Tam tersine bu kaynaklara yeterli teşvik vermemenizi eleştiriyoruz. Geçen sene nihayet Kyoto'yu imzaladınız. Ama Türkiye'nin iklim değişikliğindeki payını azaltmak için hiçbir adım atmadığınız gibi, konuşmanızda hala yeni kömürlü termik santrallar açmaktan bahsediyorsunuz. Siz bizim enerjiyi daha verimli kullanacak teknolojilere karşı olduğumuzu duydunuz mu?

Sayın Başbakan, bugünün dünyasında gezegenin ve ülkenin geleceğini gözeten, yeni, verimli ve ekolojik politikalar uygulama şansınız var. Hala 1960 model ekonomi politikalarıyla büyümeye çalışmak zorunda değilsiniz. Lütfen bu yanlıştan bir an önce dönün. (ÜŞ/TK)

* Dr. Ümit Şahin, Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

Hiç yorum yok: