01 Nisan 1997

Özel Sektörde İkinci İş: Sistemle Danışıklı Dövüş mü?


Bu yazı Hekim Forumu'nun Nisan-Mayıs 1997 tarihli sayısında yayınlanmıştır.


Dr. Ümit Şahin

Başlığı görür görmez kızan ve/veya alınan meslektaşlarım için bir iki hatırlatma yapmak isterim:Bu satırların yazarı sebebi olabileceği alınganlıkları tahmin edebilmektedir. Dolayısıyla düz bir cümle olarak kurabileceği, böylesi de içine sinecek başlık cümlesini soru kipiyle kurarak kaçak oynama yolunu seçmiştir. Üstelik yazar da özel sektörde çalışmaktadır. Dahası ikinci iş yapmaktadır. Demek ki bulunduğu konumu da oymaya yönelik bu nihilist tavır için hoşgörü beklemektedir.

Sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti olması gerektiği düşüncesi, yanısıra sağlık hizmetlerine eşit ulaşma hakkı varsayımı kapitalist olmayan bir tasarımdır. Demek ki toplumsalcı dertleri olmayan, kendilerini -hadi açıkça söyleyelim- düşünsel ya da ideolojik olarak “sol”da görmeyenlerin yukarıdaki başlığı üzerlerine alınmamaları gerektiği açıktır. “Sistem”in ise kamusalcı bir tasarıma sahip olmadığı açıktır. Bütünüyle özelleşmiş ve rekabetçi bir sağlık sistemi ideallerinin politika üretenlerce hayata geçirilmekte oluşu, zaten bugünkü sağlık sistemini (tüm dağınıklığı, tutarsızlığı, hatta temelindeki 224 harcı bir yana) dünyadaki bütün örneklerinden de sağa yerleştirmektedir.

Sonuçta sağlığı kamu hizmeti olarak görenlerin bugünkü sistemi değiştirmek için (işin tuhaf yanı bazı yanlarını da korumak için) mücadele vermeleri doğaldır. Peki bu kişiler kendilerini çeşitli nedenlerle özel sektörün tam ortasında bulduklarında ne olacaktır?Ya da soruyu şöyle soralım:Acaba bizler, yalnızca maddi sorunlarımız nedeniyle bile olsa özel sektör içinde gittikçe artan sayılarda yer alırken ideolojik olarak çok nötr bir yerde mi durmuş oluyoruz?Ya da parasını yediğimiz bu sektör aslında bizim sayemizde ayakta durmuyor mu?Yani bu cümlenin özneleri(hastalarla birlikte)bal gibi bizler değil miyiz?

Soruları biraz da başka yerden soralım:Tam gün dediğimiz şeyden neden hoşlanmıyor ve bir türlü doğru dürüst tartışamıyoruz?(Benim tam günden anladığım bir hekimin ya kamu sektöründe -devlet hastanesi, üniversite hastanesi, sağlık ocağı- ya da özel sektörde -muayenehane, özel hastane, özel poliklinik, işyeri- çalışma hakkı olmasıdır. Yani sektörler arası tam ayrılık.) Yanıt açık:Çünkü devlet çok az para veriyor. Doğru. Bu parayla temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz. O da doğru. O halde özel sektörde ikinci bir iş bizim insan gibi yaşamamızı sağlıyorsa buna kim itiraz edebilir?Hiç kimse.

Soruları yanıtlarken hangi gömlegimizi giydiğimizi farkettiniz mi? Kamu hekimi gömleğimizi elbette. Oysa özel sektör gömleği giyildiğinde ve gayet kapitalist bir bakışla bakıldığında bu durumun açıkça haksız rekabet olduğu görülüyor. Özel sektörde çalışan iki hekimden aynı zamanda kamuda çalışanı -piyasanın rekabetçi şartları bakımından- haksız yere avantaj sağlamış oluyor. Çünkü -her zaman değilse de- çoğu zaman “hospital-oriented” hasta bakıyor. (Böyle bir deyim İngilizce’de var mıacaba?)Böylece sadece özel hekimlik yapıyorsanız “piyasa şansınız”görece düşük demektir. Belki de özel sektör hekimlerinin bir kısmı kamuda “ikinci iş”yapıyordur?(Bir parantez daha:Tam gün anlayışına asıl karşı olan kim sizce?Yoksa devlet mi?)
Tekrar başlıktaki soruya dönelim ve düşündüğümüz kadarıyla yanıtımızı söyleyelim:Sağlığın kamu hizmeti olduğunu düşündüğünüz ve bunun için mücadele ettiğiniz halde, bir şekilde özelde de çalışıyor, üstelik bu durumu normal görüyorsanız bunun adı bal gibi danışıklı dövüştür. Çünkü sistem (daha doğrusu sistemin sahibi olan devlet)bu sayede kalitesiz kamu hizmetini zorla halka dayatabilmektedir, kurduğu bu düzenek sayesinde kamu hekimini gülünç ücretlerle çalıştırabilmektedir, devlet bu sayede sağlık çalışanlarını bu kadar rahat toplu sözleşmesiz, grev haksız bırakabilmektedir, bizler bunun için aklımıza gelip de sendikaya üye falan olmuyoruz, grev hakkı istemekle uğraşmıyoruz, bunun için bir günlük eylemlerde bile bir avuç kalıyoruz, bunun için tabip odaları hala çoğu hekim için asgari ücret belirleyen bir kurum ya da en olumlu anlamıyla bir fikir kulübü olmanın ötesinde anlam taşımıyor.

Birşeyleri değiştirmeyi gerçekten istiyorsak, önce bulunduğumuz konumları, ayağımızı bastığımız zemini ve kendimizi acımasızca eleştirmeyi öğrenmeliyiz. Sonra mı?Onu kurgulamak bana düşmez.

Hiç yorum yok: