16 Şubat 2006

Kyoto'nun Birinci Yılında İklim Değişikliği Dosyası


Işıl Sarıyüce ile birlikte...
Kyoto Protokolü'nün yürürlüğe girişinin 1. yıldönümü ve Yeşiller İklim Kampanyası'nın başlangıç günü olan 16 Şubat 2006'da Birgün gazetesinde yayınlanmıştır.
Ümit Şahin, Işıl Sarıyüce
1- KÜRESEL ISINMA +0,8 °C, KYOTO +1
Bugün, günümüzün en iyi bilinen uluslararası çevre antlaşması olan Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe girişinin birinci yılı. İklim değişikliğinin yarattığı en dramatik olaylardan biri olan ve ABD’nin New Orleans kentini yerle bir eden Katrina kasırgasını belleklere kazıyan 2005 yılı, Kyoto Protokolü’nün, imzalanmasından yedi yıl sonra nihayet yürürlüğe girdiği bir yıl olarak da tarihe geçti. Ancak Kyoto, zaman geçtikçe hedeflerine ulaşılma şansı azalan bir sözleşme haline geliyor. Bugün bir yandan yürürlük süresi 2012’de dolacak olan protokolden sonra neler yapılması gerektiği konuşulurken, bir yandan da Kyoto hedeflerine küresel düzeyde ulaşmayı olanaksız kılan ABD ve Avustralya engelleri, bu kritik tartışmaları bir ölçüde anlamsızlaştırıyor.

NASA’nın Goddard Enstitüsü’nden geçtiğimiz günlerde yapılan bir açıklama, 2005 yılının tarihte kaydedilen en sıcak yıl olarak rekor kırdığını belirtiyordu. Bundan önce kaydedilen en sıcak yıl rekorunu elinde bulunduran 1998 yılının, Pasifik’teki El Nino akıntısının etkisiyle sıcaklık rekoru kırdığı düşünülürken, 2005 yıl böyle bir etkiden de yoksundu. En sıcak yıllar sıralamasında 2005 ve onu takip eden 1998’i sırasıyla 2002, 2003 ve 2004’ün izlemesi de insan eliyle meydana gelen küresel ısınmanın ne kadar kritik bir aşamaya geldiğini daha iyi gösteriyor.

Sanayi devriminden bu yana atmosferin ortalama sıcaklığı ortalama 0,8 santigrad derece arttı. Bu artışın geri dönülmez nokta olarak görülen 2 dereceye ulaşmasını uzun vadeli bir tehlike olarak görenlerin sayısı da azalıyor. NASA’nın Goddard Enstitüsü Başkanı James Hensen, küresel ısınmada ve atmosferdeki karbondioksit miktarında eşik noktaya çok yaklaştığımızı, bu nokta aşıldığında, istenmeyen sonuçları olan geniş kapsamlı iklim değişikliğini önlemenin artık imkansız olacağını söylüyor. Kuzey Kutbu’ndaki buzulların 2070’de hiç kalıcı buz kütlesi kalmayacak bir hızda erimekte olduğu, daha yeni, ama kimsenin bu kadar hızlı olacağını beklemediği çarpıcı bir bilimsel bulgu örneğin.

Yapılması gerekenlerin başında küresel ısınmanın en önemli nedeni olan ve petrol ve kömür gibi fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan karbondioksit salımlarının çok ciddi miktarlarda düşürülmesi geliyor. 2006 yılını iklim değişikliği kampanyası yılı ilan eden Avrupa Yeşilleri, geçtiğimiz 3 Aralık Monreal zirvesi nedeniyle yaptıkları açıklamada, Avrupa Birliği’nin sera gazı azaltımlarında başı çekmesi gerektiğini belirtirken, zorunlu olan indirim yüzdelerini 2020 yılına kadar %30, 2050 yılna kadar %80 olarak veriyordu. Bu da enerji üretiminde kömür, petrol ve doğal gaz kullanımını dramatik biçimde sınırlamayı, motorlu araçlarla ulaşımı ve havayolu taşımacılığını ciddi biçime kısıtlamayı ve enerji kaynağı olarak rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yenileneblir enerji kaynaklarına geçmeyi, hem de buları alternatif olarak değil, asıl kaynaklar olarak kullanmayı zorunlu kılıyor.

Tabi küresel karbon emisyonunun %25’inden tek başına sorumlu olan ABD’nin inkar politikası sürdükçe, diğer ülkelerin alacağı önlemler yetersiz kalacak. Bilim insanlarına baskı uygulayarak küresel ısınmayı yokmuş gibi göstermeye çalışan Avustralya’yla birlikte ABD, en büyük suçlular olarak sürekli gündemde tutulmak ve zorlanmak durumunda. Ancak en az katkısı olan ülkenin bile küresel ısınmayı daha da arttıracak politikalara karşı duyarsız kalmasının olanaksızlığı yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılacak gibi görünüyor.


2- BİRİNCİ YILINDA KYOTO PROTOKOLÜ

Kyoto’ya giden süreç, iklim değişikliği ile ilgili 30 yıldır yapılan araştırmalar ve elde edilen bilimsel veriler karşısında, devletlerin sorunu daha fazla görmezden gelmelerinin mümkün olmadığını fark etmeleri ve uluslararası antlaşmalar yoluyla yaptırım mekanizmaları oluşturma yoluna gitmeleriyle başladı. Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından 1988 yılında Uluslararası İklim Değişimi Paneli toplandı ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Antlaşması (UNFCCC) 1992’de Rio’da toplanan Yeryüzü Zirvesi’nde tartışılarak imzaya açıldı. Küresel ısınmanın durdurulabilmesi için sera gazı etkisi gösteren gazların salınımının sınırlandırılmasının kaçınılmaz olduğunu ortaya koyan bu antlaşma, hükümetler tarafından yapılan çalışmalara temel oluşturdu. Buna göre, hükümetler başta karbondioksit olmak üzere sera gazı etkisi gösteren tüm gazların ülke içindeki salınımı konusunda veriler elde etmeli ve bunları uluslararası planda paylaşmalı ve işbirliğine gitmelidirler. Antlaşma 1994 yılına kadar 166 devlet tarafından imzalandı. Her yıl toplanan Taraflar Konferansı (COP) bu anlaşmada en üst karar alma organıdır.

Berlin’de 1995’te gerçekleşen ilk Taraflar Konferansı’nda Çerçeve Antlaşmasının yeterli olmadığına ve endüstrileşmiş ülkeler için daha etkin yaptırımların oluşturulması gerektiğine karar verildi. İki buçuk yıl süren müzakereler sonunda, 1997 yılında toplanan Üçüncü Taraflar Konferansı’nda 84 devlet tarafından imzalan Kyoto Protokolü kabul edildi. Protokolün Çerçeve Antlaşmasına getirdiği temel yenilik, Ek 1 ülkesi olarak anılan endüstrileşmiş OECD ülkelerine getirdiği yükümlülüklerdir. Yalnızca Protokolü onaylayan, yani imzaladıktan sonra iç hukuk sistemlerinde etkin hale getiren devletler yükümlülük altına girerler. 2008-2012 yılları arasında Ek 1 listesindeki ülkeler toplam sera gazı emisyonlarını 1990 düzeyinin % 5,2 altına indirmekle yükümlüdürler.

Protokolün uluslararası geçerlilik kazanması için ön koşul, 1990 seviyesine göre toplam karbon emisyonunun % 55’ini gerçekleştiren sayıda Ek 1 ülkesinin sözleşmeyi onaylaması, yani yükümlülük altına girmesiydi (Sanayileşmiş Ek 1 ülkeleri dünyadaki toplam karbon emisyonunun % 61,6’sından sorumludur). Yedi yıllık bir gecikmeyle bu sayıya ulaşılabildi ve 2004 yılı sonunda toplam emisyonun % 17,4’ünü gerçekleştiren Rusya Federasyonu’nun da onaylaması ile Protokol, 16 Şubat 2005’te yürürlüğe girebildi. Üstelik Kyoto Protokolü sadece bir başlangıçtır ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Heyetine göre küresel ısınmanın durdurulabilmesi için % 5 yetersiz bir hedeftir ve karbon emisyonlarının en az % 50 oranında azaltılması etkin bir sonuca ulaşabilir.

ABD ve Kyoto
1998 yılında Protokolü imzalayan Amerika Birleşik Devletleri, onaylama işlemini gerçekleştirmemiş yükümlülük altına girmemiştir. Yükümlülük altına girmesi halinde, dünya nüfusunun %4’ünü oluşturmasına karşın küresel emisyonun % 25’inden sorumlu olan ABD’nin, ilk yükümlülük döneminde (2008-2012) % 35 civarında sera gazı emisyonu indirimi gerçekleştirmesi gerekecektir.

Türkiye ve Kyoto

Çerçeve Antlaşmasını en baştan imzalayan, 24 Şubat 2004’te onaylayan ve 25 Mayıs 2004’te yürürlüğe sokan Türkiye, OECD üyesi olduğu için asıl yükümlülüğü yerine getirecek Ek 1 ve azgelişmiş ülkelere yardım sağlaması gereken Ek 2 ülkeleri arasında konumlandırılmıştır. 1992 Rio Zirvesi’nden beri prensipte karbon emisyonu azaltma fikrine sıcak baktığını iddia eden Türkiye, ekonomik kalkınmasını yavaşlatacağını ve her iki Ekte de yer almasını gerekçe göstererek Kyoto Sözleşmesi’ni imzalamamış, 1997’den itibaren her iki ekten de çıkarılmayı talep etmiştir. 2001 Marakeş Taraflar Konferansı’nda Türkiye Ek 2 ülkeleri arasından çıkarıldı. Türkiye halen Kyoto Sözleşmesi’ni imzalamayan ülkeler arasında, üstelik Çerçeve Antlaşması’nı onaylamış olmasından doğan sera gazı envanterini çıkarma yükümlülüğünü de hala yerine getirmemiş bulunuyor.

3- İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GERÇEKLERİ

1- Atmosferdeki karbon dioksit oranı son 60 yıldır artıyor ve bugün endüstrileşme öncesinden %35 daha fazla.

2- Hiçbir önlem alınmadığı takdirde atmosferdeki karbondioksit düzeyi 2050 yılında endüstri öncesi dönemin iki katına çıkacak. Karbondioksit düzeylerinin ikiye katlanması dünyayı 1.4 ile 5.8°C arasında ısıtacak ve bu insanlık tarihinde görülmüş en büyük ısı değişikliği olacak.

3- Sıcaklık ölçüm kayıtlarına göre tüm dünyada son 150 yıldaki 20 en sıcak yılın 20’si de 1980’den sonra ve bunların beşi son yedi yılda gerçekleşti.

4- Birleşmiş Milletler’e göre bu yüzyıl içinde deniz seviyesindeki yükselme 88 cm.’yi bulabilir.

5- 2050 yılına gelindiğinde ortalama sıcaklık 2°C’ı geçerse, 3 milyar insan susuzluk, 250 milyon insan da sıtma riskiyle karşı karşıya kalacak.

6- Önümüzdeki on yıllar içinde, türleri tehlike altında olan memelilerin yüzde 25’i, kuşların yüzde 12’si küresel ısınma nedeniyle yok olabilir.

7- İklim değişikliği bitki ve hayvanların kutuplara ve yüksek yerlere doğru göç etmesine yol açıyor, göç ve çiftleşme zamanlarını değiştiriyor. Son 50 senedir, kurbağaların çiftleşmesi, çiçeklerin açması ve kuşların göçü her 10 yılda ortalama 2.3 gün erken başlıyor

8- Gelişmiş ülkelerde sera gazlarının yaklaşık yüzde 67’si fosil yakıt kökenli enerji santrallerinden, yüzde 18’i ulaşımdan kaynaklanıyor.

9- İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, 2010 yılına gelindiğinde her yıl 265 milyar dolarlık küresel ısınma kaynaklı maddi zararın oluşacağını söyledi.

10- Dünya üzerindeki buzulların toplam hacmi 1960’dan beri 4200 km3 azaldı.

4- İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE ÇÖZÜM YOLLARI
1- 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarında, 1990 rakamlarına göre %60’a varan bir azalma zorunlu.

2- Enerjinin verimli kullanılması yasal değişikliklerle desteklenmeli. Bu durum Avrupa’nın enerjiyi en verimsiz kullanan ülkeleri arasında başı çeken türkie için özellikle önem taşıyor

3- Elektrik üretimde rüzgar, güneş gibi temiz (yenilenebilir) enerji kaynaklarının payı hızla arttırılmalı.

4- Hükümetler karbon vergileri ve temiz enerji ile teknolojileri teşvik ederek geçiş dönemlerine öncülük etmeli.

5- Enerji tasarrufu her yerde kural haline gelmeli, binalarda ve araçlarda enerji verimliliği için standartlar konmalı.

6- Ulaşımdan kaynaklanan karbon dioksiti azaltmak için motorlu taşıtlara dayanmayan ulaşım biçimleri ve toplu taşımacılık geliştirilmeli.

7- Atmosferdeki fazla karbon dioksiti temizleyen orman alanları korunmalı ve genişletilmeli.

8- Yaşam biçimlerimizi sorgulamak ve değiştirmek, daha çok bisiklet yolu, daha az otomobil ve uçak kullanmak, daha az enerji tüketmek zorundayız.

9- Ulaşımdan kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltmak için yerelde yetiştirilmiş ve uzun yollar katetmemiş gıdaları tercih etmek, tatiller için uzun yolculukları tercih etmemek gerekiyor.

10- Bireysel olarak yapılabilecekler arasında elektrikli aletleri stand-by pozisyonunda tutmamak bile önemli. Ayrıca merkezi ısıtma yerine evleri gerektiği kadar ısıtmayı tercih etmek de büyük önem taşıyor.

5- YEŞİLLER İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KAMPANYASI BAŞLATIYOR

Avrupa Yeşil Partisi 2006 yılını iklim eğişikliği kampanyası yılı ilan etti. Kampanya Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe girmesinin birinci yılı olan bugün tüm Avrupa ülkelerinde aynı anda başlıyor.

Geçen yıldan bu yana Avrupa Yeşil Partisi gözlemci üyesi olan Türkiye Yeşilleri de avrupa çapındaki bu kampanyay katılıyor ve hükümetten Kyoto Protokolü’nü derhal imzalaması ve yürürlüğe sokmasını talep ederek kendi kampanasını bugün başlatıyor. Yeşiller hükümet tarafından yeniden gündeme getirilen nükleer santralların da küresel ısınmanın çözümü olmadığını vurguluyorlar.

Hiç yorum yok: