07 Haziran 2006

Tehlikeli (ve Radyoaktif) Atık Yönetimi ve İnsan Sağlığı


Bu yazı 7-9 Haziran 2006'da Bursa'da yapılan Kent ve Sağlık Sempozyumu'nda tebliğ olarak sunulmuş ve kongre kitabında tam metin olarak yer almıştır.


Dr. Ümit Şahin

GİRİŞ
Çevre kirliliği ve insan sağlığının kesişme noktaları, kimyasal, fiziksel ve biyolojik kirleticilerin çevrede bulunma yoğunlukları ve bunların organizmada yarattığı toksik etki düzeyleriyle ilişkilidir. Bugün üzerinde yaşadığımız gezegenin karşı karşıya bulunduğu çevre kirliliğinin insanların hastalık yükündeki doğrudan payının hesaplanmasında çevresel kirleticilerden kaynaklandığı bilinen kalp ve akciğer hastalıkları, kronik hastalıklar, kanser, doğumsal anomaliler ve benzeri sağlık sorunları hesaba katılmaktadır. Ancak kirleticilerden kaynaklanan sağlık sorunlarının saptanmasında ciddi kısıtlar halen devam etmektedir. Bunların başında her gün yenileri üretilen, kullanıma sunulan veya atık olarak açığa çıkan kimyasal bileşiklerin toksikolojik niteliklerinin ortaya konmasındaki teknik ve zamansal sorunlar ve bu bileşiklerin çevredeki yoğunluklarının ölçülmesindeki ve izlenmesindeki teknik, maddi ve politik kısıtlar gelmektedir. Ayrıca elektromanyetik alanlar gibi giderek önemi artan fiziksel kirleticilerin organizma üzerindeki etkilerinin anlaşılmasındaki zorluklar devam etmektedir. Çevresel kirleticilere daha çok işyeri ortamında kısa sürede ve yüksek dozda maruz kalmayla ilgili veya akut zehirlenme durumundaki sağlık etkileri daha iyi bilinmekte, ancak genel populasyonun maruz kalma şekli olan uzun süre, düşük dozda etkilenimin sağlık üzerindeki etkilerinin saptanması epidemiyolojik, etik ve politik güçlükler taşımaktadır.
İnsanlar elektromanyetik alanlar ve gürültü gibi fiziksel kirleticilerle daha çok bireysel tüketim düzeyinde karşılaşır (cep telefonu vb.), ya da endüstriyel üretim veya dağıtım yerlerine (yüksek gerilim hatları, baz istasyonları gibi) yakınlık durumunda (ya da işyeri ortamlarında) bu tür kirlilikten etkilenirler. Kimyasal kirleticiler ise çok daha yaygın bir sorundur. İnsanlar kimyasal kirleticilerle hem bireysel tüketim düzeyinde karşılaşırlar (örneğin pestisitlerle kirlenmiş yiyeceklerin yenilmesi, zararlı gıda katkı maddelerinin kullanıldığı hazır besinler vb.), hem de daha yaygın olarak endüstriyel üretim proseslerinden (veya kazalar sonucunda) açığa çıkan ve kontrolsuz biçimde çevreye bırakılan kimyasal atıkların hava, su ve toprağı kirletmesi sonucunda farkına varmadan maruz kalırlar. Bu açıdan çevre sağlığı ile ilgilenen bütün disiplinler kimyasal kirleticilerin çevre ve insana bulaşma nedeni olan atıklarla yakından ilgilenmek zorundadır. Fiziksel kirleticiler arasında sayılan radyoaktif atıklar da bu anlamda kimyasal atıklarla aynı kategoride değerlendirilebilir.
Tehlikeli atık kontrolundan söz ederken birkaç nokta özellikle göz önünde tutulmalıdır:
1- Sözü edilen tehlikeli atığın kimyasal (veya radyoaktif) bileşimi nedir?
2- Atık hangi üretim sürecinin ürünü olarak, hangi aşamada ortaya çıkmıştır?
3- Atık çevredeki hangi ortamlara (hava, su, toprak, bitki ve hayvanlar) ne şekilde bulaşmıştır, bu ortamları hangi yoğunlukta kirletmiştir?
4- Atıktan çevreye bulaşan kimyasal (veya radyoaktif) kirletici ilgili ortamlarda nasıl bir dağılma ve yayılma paternine sahiptir? Kirletici toprakta bağlanma, biyolojik birikim, hava akımlarıyla veya suyla taşınma gibi yönlerden ne gibi nitelikler taşımaktadır?
5- Söz konusu kirleticinin çevredeki yoğunluğu nedir ve hangi yöntemlerle ölçülebilmektedir?
6- Kirletici maddenin ekosistem üzerindeki, yani flora, fauna, popülasyon dinamikleri, besin zinciri, hayvanların göç yolları ve konaklama yerleri vb. açısından ne gibi etkileri vardır?
7- Kirletici maddenin doğa üzerindeki insani faaliyetler, yani tarım, hayvancılık, su ürünleri, ormancılık vb. açılardan ne gibi etkileri vardır?
8- İnsanlar kirletici maddeyi hangi ortamdan hangi yollarla almaktadır? Açık havadan, iç ortamdan veya işyeri havasından soluma, su ve besinler yoluyla organizmaya alınma, cilde temas gibi yollardan hangisi veya hangileri ne ölçüde etkilenime neden olmaktadır?
9- Kirletici maddenin insan organizmasında geçirdiği aşamalar nelerdir? Kana ve diğer dokulara geçme yolu ve hızı, dokularda birikme ve metabolize edilme paterni, organizmada bir başka maddeye dönüşüp dönüşmediği ve vücuttan atılma yolları göz önünde bulundurulmalıdır.
10- Kirletici maddenin insan sağlığı üzerinde ne gibi bilinen etkileri vardır? Maddenin neden olduğu ne gibi kanserojen, teratojen, endokrin bozucu, irritan, metabolizmayı değiştirici vb. sağlık etkileri vardır? Kirleticinin yol açtığı morbidite ve mortalite ne düzeydedir?
11- Kirletici maddenin insan sağlığı ile ilgili neden sonuç ilişkisi tam olarak kanıtlanamamış, ancak gözlem, hayvan deneyleri ve benzer maddelerle karşılaştırma gibi çeşitli yollarla tahmin edilen ne gibi etkileri olabileceği beklenmektedir? Bu tür etkilerle ilgili olarak önlem ilkesi ne ölçüde işletilmelidir?
12- Kirleticilerin insan ve çevre üzerindeki toksik etkisiyle ilgili ne gibi ileri araştırmalar yapılmalıdır?
Tehlikeli kimyasal ve radyoaktif atıkların kontrolu, atığın ortaya çıkışından, insan ve çevre üzerinde toksik etkiler oluşturmasına kadar, yukarıda sayıldığı gibi çok çeşitli aşamalar göz önüne alınarak planlanmak zorundadır. Bu durum tehlikeli atık kontrolu olarak adlandırılan uygulamanın çevre bilimleri, sağlık ve tıp alanındaki hiçbir disiplinin tek başına altından kalkamayacağı ve üstlenmemesi gereken kapsamda bir alan olduğunu göstermektedir. Tehlikeli atıklarla ilgili düşülen en önemli yanlışlar şu başlıklar altında özetlenebilir:
1- Atığın içerdiği kirleticiler içinde sadece en iyi bilinenlere odaklanılması, diğer olası kirleticilerin gözardı edilmesi.
2- Kirleticilerin ortamda bulunduğu konsantrasyondan çok noktasal deşarj ya da emisyon düzeyine odaklanılması.
3- Ortamdaki kirletici yoğunluğunun ölçümünde örnekleme yönteminin yetersizliği ve sonuçta saptanan kirletici konsantrasyonunun ortamdaki kirletici düzeyini yansıtması konusundaki yetersizlikler.
4- Ölçüm yapılan laboratuarlardan kaynaklanan standardizasyon ve kalifikasyon sorunları.
5- Çevre ve insan sağlığı üzerinde en iyi bilinen neden sonuç ilişkilerine odaklanma ve diğer olası etkilerin gözardı edilmesi.
6- Kirleticilerin tek başına ele alınması ve birden fazla kirleticinin organizmada yaratabileceği sinerjik etkinin gözardı edilmesi.
7- Uzun süre düşük doz maruziyeten kaynaklanabilecek daha az bilinen etkilerin görülememesi.
8- Önlem ilkesinin yeterince uygulanmaması veya amaç dışı kullanımı.
Tehlikeli atıklar konusunda özellikle vurgulanması gereken diğer başlıklar şöyle sıralanabilir:
  • Üretim süreçleri ve başlıca tehlikeli atıklar
  • Çevresel kirleticilerin izlenmesi
  • Temiz üretim ilkesi ve tehlikeli atıkların kontrol yöntemlerinden (başlıca atık yakma) kaynaklanabilecek tehlikeli atıklar
  • Sınır ötesi tehlikeli atık ticareti
Bu yazının sonunda Türkiye’den konuyla ilgili bazı güncel örnekler anılmakta ve Türkiye’de çevresel kirleticilerin ve tehlikeli atıkların kontrolu kapsamında kamuoyunu bilgilendirme ve uyarma işlevini yerine getirme amacıyla Çevre İçin Hekimler Derneği’nin öncülüğünde hazırlanmış bulunan Kalıcı Organik Kirleticiler ve Sağlık Bildirgesi’nden ayrıca söz edilmektedir.
1- Üretim Süreçleri ve Başlıca Tehlikeli Atıklar:
Tehlikeli atık, çevre ve insan sağlığı üzerinde tehlikeli ya da potansiyel olarak zararlı özelliklere sahip atıklara verilen isimdir. Tehlikeli atıklar sıvı, katı, gaz veya çamur şeklinde olabilir. Üretim süreçlerinden kaynaklanan istenmeyen yan ürünler olabileceği gibi temizlik malzemeleri ve pestisitler gibi son kullanım ürünlerinden de kaynaklanablir.
OECD ülkelerinde 1987 rakamlarına göre azot oksit emisyonlarının %25’i, kükürt dioksit emisyonlarının %40-50’si, biyolojik, kimyasal ve radyoaktif atıkların %75’i ve suya deşarj edilen toksik bileşiklerin %90’ı endüstriyel üretim süreçlerinden kaynaklanmaktadır.
Tehlikeli atıkların ortaya çıktığı endüstriyel üretim süreçleri çok özet olarak aşağıdaki gibi sınıflanabilir:
1- Hammadde üretimi: Madencilik, kömür ve petrol çıkarılması, ormancılık, balıkçılık, tarım ve hayvancılık bu grupta ele alınabilir. Özellikle madencilikten kaynaklanan hava ve su kirliliği önemli düzeyde çevre kirliliğine yol açmaktadır. Tarımda kullanılan pestisitler, aşırı üretim ve aşırı avlanma da çevre üzerinde önemli yük oluşturmaktadır.
2- Endüstriyel üretim: Hammaddelerin işlendiği demir çelik endüstrisi, diğer metalurjik faaliyetler, petrokimya endüstrisi, selüloz sanayi, endüstriyel bitkilerin işlenmesi ve çeşitli gıda işleme süreçleri bu grupta ele alınabilir. Ağır metaller, partiküler kirlilik, kükürt ve azot oksitler, klorlu bileşikler, poliaromatik hidrokarbonlar, bitkisel lifler ve ötrifikasyona neden olan büyük mitarlarda organik atıklar bu tip endüstriyel üretimin neden olduğu kirlilikler arasında sayılabilir.
3- İkincil endüstri: Hammeddeler ve işlenmiş maddelerin tüketim maddelerini üretmek için kullanıldığı kağıt sanayi, tekstil, kimya sanayi, elektrik ve elektronik sanayi bu grupta ele alınabilir. Bu tip üretimde de yukarıda sayılan kirlilikler ortaya çıkmaktadır.
4- Hizmet üretimi: Birincil ve ikincil endüstriyel üretim kadar ağır kirlilik oluşturmasa da sağlık, seyahat, turizm, eğlence, iletişim vb. hizmet üretimi de son kullanıcı noktasında üretilen kirliliğin yoğunlaştığı bir aşamadır.
Tüm bu endüstriyel üretim ve son kullanıcı düzeyinde tehlikeli atık olarak açığa çıkan başlıca kimyasal kirleticiler toksik metaller (kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik, krom vb.), solventler, gazlar ve organik kirleticilerdir (PCB’ler, dioksinler, furanlar vb.).
2- Çevredeki Kimyasal Kirleticilerin İzlenmesi:
Çevredeki kimyasal kirliliğin etkin bir şekilde analizi 1950’li yılların başlarında gaz likid kromatografi (GLC) ve atomik absorbsiyon spektroskopi’nin (AAS) bulunmasıyla başlamıştır. Çevrede bulunan organik kirleticilerin ve petrol ürünlerinin tespitini sağlayan GLC ve metallerin tespitini sağlayan AAS teknikleri sonraki yıllarda çok daha gelişmiş yöntemlerin ortaya çıkmasına öncülük etmişlerdir.
Bugün çevredeki kimyasal kirleticilerin izlenmesi mümkündür, ancak sadece ölçüm ve izlemenin yeterli olmaması ve saptanan kirliliğin biyolojik ve insan sağlığı üzerine etkilerinin kolay ölçülebilir olmaması izlemenin sonuç vericiliğini azaltmaktadır. Her durumda bir kimyasal kirliliğin izlenmesinde aşağıdaki şemada özetlenen stratejinin kullanılması ve müdahale ve sorun belirlemenin birbirine bağlı süreçler olduğunun unutulmaması gerekir.
Soru/Problem
İzlemenin Amacının Saptanması
Örnekleme Yönteminin Belirlenmesi
Çevreden Örnek Alınması
Laboratuarda Analiz
Raporlama
Yönetimsel Eylem
Çevresel bir kirleticinin analizi için örnek alınırken kirleticinin çevrede nasıl davrandığının, alınması gereken örnek tipinin (su, toprak vb.) ve nasıl bir örnekleme yöntemi izleneceğinin önceden bilinmesi gereklidir. Yanlış örnek alınması durumunda analiz yöntemi doğru da olsa, alınan sonuç kirleticinin çevredeki düzeyi ve yeri konusunda yanlış fikir verecektir. Örnekleme yöntemi olarak rastgele, sistematik, ya da mantıksal örnek alma yolları ayrı ayrı ya da ortamın farklı yerleri için değiştirilerek ve kombine olarak kullanılabilir.
Çevresel bir kirleticinin izlenmesinde örnek alma sıklığı hava ve su gibi hızlı değişen ortamlarda sık (genelikle günlük, haftalık gibi), toprak gibi sabit ortamlarda genellikle daha seyrektir.
Çevresel kirleticilerin izlenmesinde kullanılan kimyasal analiz yöntemlerini çok kısa özetlersek, bu yöntemlerin üç ana kategoride toplandığını söyleyebiliriz: Islak kimyasal analiz, spektrofotometri ve kromatografi. Bu kategorilerde bir araya getirilen ana yöntemler ve kullanıldığı yerlere örnekler Tablo 1’de verilmiştir.
TABLO 1 – Çevresel kirletici analiz yöntemleri
Islak Kimyasal Analiz
Spektrofotometri
Kromatografi
  • Trimetrik Yöntem
  • Elektrod yönetemi
  • Spektrofotometri
  • Gravimetrik yöntem
  • Atomik absorbsiyon
  • Atomik emisyon
  • Gaz likid kromatografi
  • Gaz kütle kromatografi
  • İyon değişimi yöntemi
Örnek kirleticiler:
  • klorid
  • amonyak
  • nitrat
  • fosfat
  • sülfid
Örnek kirleticiler:
  • Cıva
  • Arsenik
  • Kurşun
  • Çoğu metaller
Örnek kirleticiler:
  • Klorlu pestisidler
  • PCB’ler
  • Hidrokarbonlar
  • Dioksinler
Kullanılan analiz yönteminden istenen sonucun alınması ve uygulanacak önlemlerin anlamlı olabilmesi, analiz yöntemi için kullanılacak kalite kontrol sistemleri ile de yakından ilgilidir. Bunlar arasında boş analiz, aletlerin kalibrasyonu, standard referans maddelerin analizi, laboratuar kontrol örneklerinin analizi, çifte analiz gibi çalışmaların yapılması ve kalifiye personel çalıştırılması, alet ve ekipmanın yeterli olması, uygulamaların süpervizyonu gibi noktalara dikkat edilmesi sayılabilir.
3- Temiz üretim ilkesi ve tehlikeli atıkların kontrol yöntemlerinden kaynaklanabilecek tehlikeli atıklar:
Tehlikeli atık yönetim programları;
  • Tehlikeli atığın tanımlanması
  • Tehlikeli atığın üretim ve taşınmasının kontrol altına alınması
  • Tehlikeli atığın işlenmesi, depolanması ya da bertarafından sorumlu kişi ve kuruluşların denetlenmesi aşamalarını içerir.
Tehlikeli atıkların kontrolunda başlıca ilke tehlikeli atık üretiminin minimizasyonudur. Atık minimizasyonu atık hacmini düşüreceği için bertaraf aşamasındaki riskleri azaltır, böylece halk sağlığı üzerindeki olası etkileri daha kabul edlebilir sınırlar içinde tutar, atık yönetiminin ve betarafının maliyetini düşürür ve hammadde tüketimini azaltır.
Tehlikeli atık minimizasyonu için kullanılan teknikler şöyle özetlenebilir:
  • Toksik olmayan malzemelerin kullanımına öncelik verrilmesi ve bu malzemelerin alımında, depolanmasında ve işlenmesinde temiz yöntemlerin kullanılması.
  • Atık üretmeyen ve geri dönüşüme olanak sağlayan ekipman kullanımı.
  • Üretim prosesinde yapılan değişikliklerle tehlikeli hammaddelerin tehlikeli olmayanlarla değiştirilmesi, sızıntı ve dökülmelerin önlenmesi, tehlikeli atıkların tehlikeli olmayanlardan ayrılması.
  • Geri dönüşüm ve yeniden kullanım.
  • En az düzeyde üretilen atıkların zararsız yöntemlerle bertarafı.
Tehlikeli atıkların yakılması, atıkların kontrolu için kullanılan, ancak çevreyi önemli ölçüde kirleten bir yöntemdir. Atıkların yakılması bu atıkların içindeki ağır metalleri ve zehirli bileşikleri ortadan kaldırmamakta, bunların aynen ya da form değiştirerek kül ve baca gazında toplanmasını sağlamaktadır. Üstelik baca gazı, PVC ve klorlu sanayi atıkları gibi klorlu organik bileşiklerin yakılması sonucu ortaya çıkan istenmeyen bir yan ürünü, yani atık yakmanın yarattığı kalıcı organik kirleticiler olan dioksin ve furanlaın çevreye yayılmasına neden olur. En kanserojen kalıcı organik kirleticiler olan Dioksin ve Furanlar, atık yakma sonucu baca gazıyla çevreye yayılarak ortamı kirletir, doğrudan veya besinler yoluyla canlılarda ve insan vücudunda birikir ve uzun mesafelere taşınabilir. 1994 yılında ABD Çevre Koruma Ajansı, atık yakma tesislerini, ABD’de dioksin salınımının %84'ünden sorumlu bulmuştur. Yakma tesisleri, toplam dioksin emisyonun, Japonya'da % 93, İsviçre'de %85, İngiltere'de %79, Danimarka'da %70'inden sorumludur.
Atık yakma tesislerinin baca gazlarında Dioksin ve Furanlar dışında PCB’ler gibi diğer kalıcı organik kirleticiler, poliaromatik hidrokarbonlar, çeşitli uçucu organik bileşikler ve ağır metaller de bulunmaktadır. Çeşitli ülkelerde atık yakma tesisleri çevresinde yaşayan çocukların ve yetişkinlerin doku ve kan örneklerinde Dioksin ve PCB’ler bulunmuştur.
Bugün tehlikeli atık yönetiminde giderek daha önemli hale gelen temiz üretim ilkesi, sıfır atık, eko-vergilendirme, adil ticaret gibi bağlantılı uygulamalarla birlikte artık bir üretim ve tüketim felsefesi haline gelmiş durumdadır.
4- Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Taşınması Sorunu:
Tehlikeli atık ticareti, atıkların doğal yayılımlarıyla sınır tanımayan özelliklerinin ötesinde çevre kirliliğinin küreselleşmesine neden olmaktadır. Kimyasal ve radyoaktif atıkların başka ülkelere taşınması, Batı ülkelerinde çevresel kaygıların yaygınlaşması, ancak bu atıkların üretilmemesi yolunun değil, atıklardan bir şekilde kurtulma yolunun seçilmesinin sonucudur. Her yıl yaklaşık 400 milyon ton tehlikeli atığın büyük ölçüde illegal yollarla sınırlar arasında dolaştığı ve hiçbir izlemeye tabi olmayan depolama alanlarına boşaltıldığı tahmin edilmektedir. Tehlikeli atık ticaretinde alıcı taraftaki ülkenin çevresel standartlarının düşüklüğü ve rüşvet ve benzeri yasadışı para alışverişleri rol oynar. Atıklar çoğunlukla alıcı ülkede yeraltı sularını, tarım alanlarını ve havayı kirletecek şekide rastgele depolanır.
1989 yılında imzalanan Basel konvensiyonu bu uluslararası atık ticaretini kontrol altına almayı öngörmektedir (bkz. Tablo 2). Ancak Basel Konvansiyonu da atık ticaretini tamamen yasaklamamakta, denetim altına almayı öngörür. Yine de özellikle konvansiyonun ilgili tüm ülkelerin yazılı rızasını ve atığı gönderen ülkenin gerekli koşulların sağlanmaması durumunda atığı geri almasını şart koşan maddeleri tehlikeli atık ticaretine karşı mücadelede önemli araçlar olarak kullanılabilmektedir.
TABLO 2 - Basel Konvansiyonunun Maddeleri
1- Atık üretimi ve taşınması öngörülen minimum düzeye düşürülmeli ve atıklar üretildiği yere mümkün olan en yakın yerde depolanmalıdır.
2- Her ülke tehlikeli atık ithalatını yasaklama hakkına sahiptir, imzacı ülkeler tehlikeli atıkları ilgili maddenin ithalini yasaklayan bir ülkeye, bu ülke imzacı olsun ya da olmasın, gönderilmesine izin vermeyecektir. Ayrıca imzacı ülkeler tehlikeli atıkların uygun ve çevresel olarak güvenli bir şekilde depolanmayacağına dair bir şüphenin bulunduğu ülkelere gönderilmesine izin vermeyeceklerdir.
3- İmzacı ülkeler tehlikeli atıkların imzacı olmayan ülkelere gönderilmesine ya da bu ülkelerden alınmasına bu taşınma en az Basel Konvansiyonu kadar sıkı bir anlaşma tarafından yönetilmediği sürece izin vermeyecektir.
4- Atık ihracı yapan ülke, tehlikeli atığın ülke dışına çıkışına atığı alacak ve atığın gönderilme yolu üzerindeki ülkelerin gönderinin içeriğinde ne olduğuna dair bilgiye dayalı yazılı rızalarını almadan izin vermeyecektir.
5- Tehlikeli atığın güvenli bir şekilde taşınması ve depolanması söz konusu olmadığı durumda atık ihraç eden ülke atığı geri almakla yükümlüdür.
6- Bu ilkelere uygun olmayan her türlü işlem yasadışı atık ticareti olarak kabul edilir ve imzacı ülkelerin geliştirmek zorunda olduğu yasal yaptırım ve cezalara konu olur.
TÜRKİYE’DEN GÜNCEL ÖRNEKLER
Türkiye tehlikeli atıkların kontrolu konusunda temiz bir sicile sahip olmayan, üstelik konunun kamuoyunun gündemine ancak kaza ve skandallarla gelebildiği bir ülkedir. Yakın geçmişte yaşanan birkaç olay arasında İskenderun körfezinde termik santral külü yüküyle batan Ulla gemisi, İkitelli’de bir hurdalıkta bulunan radyokatif atıklar, Tuzla’nın Aydınlı beldesinde ve bunu izleyerek çeşitli sanayi bölgelerinde gömülü bulunan atık varilleri, Karadeniz sahilerine vuran ve uygun olmayan şartlarda depolanan tehlikeli atık dolu İtalyan menşeli variller sayılabilir.
Bu gibi örneklerin yakından incelenmesi ve çıkarılan sonuçların tehlikeli atık yönetiminde yol gösterici olması gerekmektedir.
SONUÇ
Tehlikeli atık konusu ancak ilgili bakanlıklar, kamu kuruluşları, üniversiteler, meslek kuruluşları, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının ortak sorumluluk alarak kontrol ve izleme sorumluluğunu yüklenebilecekleri, bağımsız kuruluşların rolünün son derece önemli olduğu bir konudur.
Çevre İçin Hekimler Derneği’nin ilgili tarafları bir araya getirmeye çalışarak hazırladığı Kalıcı Organik Kirleticiler Bildirgesi, üniversite, meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte katkıda bulunarak kamuoyunu uyarma ve bilgilendirme işlevini yerine getirdiği örnek bir metin olarak incelenebilir.
Tehlikeli atık yönetiminin multidisipliner ve bilimsel bağımsızlık gerektiren niteliği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı, halk sağlığı disiplininin bu konudaki rolü vurgulanmalıdır.
KAYNAKLAR:
1- Dade W. Moeller. Environmental Health, Third ed., Harward Universiy Press, 2005
2- Annalee Yassi, Tord Kjellström, Theo de Kok, Tee L. Guidotti. Basic Environmnetal Health, Oxford University Press, 2001.
3- Des W. Connell. Basic Concepts of Environmental Chemistry, Second ed., Taylor and Francis Pub., 2005.
4- Clean Production Action web sitesi: http://cleanproduction.org
5- US Environmental Protection Agency web sitesi: http://www.epa.gov
6- Çevre İçin Hekimler Derneği web sitesi: http://www.cevrehekim.org

Hiç yorum yok: