12 Aralık 2010

Titanik'te aile buluşması

Radikal İki'nin 12 Aralık 2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Cancun’da, kelimenin gerçek anlamıyla, dünya üzerinde kirli oyunlar oynanıyor. Geçen sene Kopenhag İklim Zirvesi hayal kırıklığıyla kapanırken kimse Meksika’da yapılacak bir sonraki zirveden umutla bahsetmiyordu. Ama bugün burada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile Cancun’dan bir anlaşma çıkmasını beklemediğini söylüyor. O zaman binlerce insanı buraya neden topladınız?



Ağır bir jargonla anlaşılmaz hale getirilmeye çalışılan iklim müzakerelerinde dönen dolapları bazen bu oyunu müthiş bir maharetle takip eden sivil toplum örgütleri ve aktivistler, bazen de WikiLeaks ortalığa döküyor. Bu nedenle resmi ismiyle, görünen amacıyla hiç vakit kaybetmeden adını koyabiliriz: BM zemininde yapılan iklim müzakereleri geçen seneden bu yana neredeyse tamamen zengin ülkelerin anlamlı bir sonuç alınabilecek masalardan kaçmaya ve iklim değişikliği politikalarından yeni iş alanları yaratmaya çalıştığı bir şeye dönüştü.

Türkiye’nin bekleme politikası
Gerçek anlamıyla iklim değişikliğini durdurma yolunda liderlik bazı gelişmekte olan ülkelere geçmiş durumda. Örneğin Brezilya, ülkelerin iklim değişikliği politikalarındaki performansını değerlendiren endekste birinci sıraya yükseldi. Her zaman doğruları söyleyen Bolivya delegasyonu, her ağzını açtığında Batı ülkeleri başlarını öbür tarafa çeviriyor. Küçük ada ülkeleri artık herkesin hallerine acıdığı küçük kardeşler olmaktan çıkmış, önergeleriyle belirleyici hale gelmiş durumda.

Bir zamanların iklim lideri Avrupa Birliği ise artık görüşmelere zarar veren ülkelere verilen günün fosili ödüllerini topluyor. WikiLeaks’in yayınladığı diplomatik yazışmalar iklim değişikliğinin en büyük müsebbibi ABD’nin işe yaramaz bir anlaşma çıkması için küçük ülkelere rüşvet dağıttığını, sözünü dinlemeyen Bolivya ve Ekvator gibi ülkeleri ise yardımları keserek cezalandırdığını ortaya koyuyor.

En zengin ülkelerden Japonya Kyoto Protokolü’nü bütünüyle baltalamaya çalışıyor. Daha müzakerelerin ikinci gününde Japonya delegasyonu başkanının çıkıp Kyoto’da ikinci taahhüt dönemi varsa biz yokuz demesi, tarafı oldukları bir uluslararası hukuk belgesini ortadan kaldırmaya yönelik bir cinayet teşebbüsüydü. İkinci taahhüt dönemi dedikleri şey tercihe bağlı değil ki! Kyoto Protokolü’nün kendisi 2012’den sonra ikinci taahhüt dönemini zorunlu kılıyor.

Dünyanın üçüncü büyük karbon kirleticisi ve en büyük petrol üreticisi Rusya ise hiçbir yapıcı adım atmadan, sadece oturup bekliyor. Burada kıpırdamadan bekleme politikası açısından Türkiye’yi de Rusya’ya benzetenler yok değil. İster Çin olsun, ister Rusya, isterse Türkiye, bütün büyük ülkeler ağızlarını açtıklarında sadece daha yeterince zengin olamadıklarını ve durumlarının özel olduğunu söylüyorlar, yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmaya yanaşmayacaklarının işaretini veriyorlar. Tek savundukları kirletme hakları.

Peki şimdi ne olacak?
Ben bu satırları Cancun’dan, zirvenin bitimine iki gün kala yazıyorum. İklim değişikliğinin yarattığı felaketleri burada artık kimse inkar etmiyor. Burada görüşmeler sürerken Venezuela’da, Kolombiya’da, Avustralya’da, Ekvator’da, Arnavutluk’ta, Bosna-Hersek’te her gün bir yenisi patlak veren ve onlarca insanın ölümüne, on binlercesinin de evsiz kalmasına neden olan sel felaketleri yaşanıyor. Herkes önümüzdeki 20 yıl içinde karbon salımları en azından yarı yarıya azaltılmazsa, hepimizin tanık olacağı kadar kısa bir süre içinde bütün dünyanın geçen yaz Rusya ve Pakistan nasılsa onlara benzeyeceğini gayet iyi biliyor.

Ama harekete geçmelerini engelleyen büyük “ulusal çıkarları” ve büyük şirket kârları var. Bu uğurda iklim değişikliğini durduracak bir şeyler yapmak yerine “yaratıcı” ekonomik enstrümanlar bulup iklim politikalarından para kazanmayı tercih ediyorlar.

İklim adaleti çağrısı
Örneğin Avrupa Birliği’nin zengin ülkeleri azaltmaları gereken emisyon miktarını 20 yıl önce Doğu bloku ülkelerinin zaten salmadığı karbon emisyonu kotalarını satın alarak kapatıyor, böylece hem Kyoto taahhütlerini yerine getirmiş gibi yapıp hem de atmosferi karbonla doldurmaya devam ediyorlar.

Örneğin ormansızlaşmadan kaynaklanan emisyonu azaltacağını iddia ettikleri REDD diye bir şey icat eden Batı ülkeleri, hızla ormansızlaşan Afrika ve Asya ülkelerindeki doğal ormanların daha da fazla kesilmesine, yerlerine biyoyakıt işinde veya kerestecilikte şirketlere büyük kârlar sağlayacak yapay ormanların dikilmesine, bu arada da yerli halkların ve orman köylülerinin yerinden yurdundan edilmesine zemin hazırlıyorlar.

Cancun zirvesi mümkün olduğu kadar dünyanın gündemine getirilmeden atlatılmaya çalışılıyor. Zaten Meksika hükümeti koskoca başkentleri dururken zirveyi Mexico City’ye 2 bin kilometre mesafedeki bu yapay tatil kentine alıp toplantıları aralarında onlarca kilometre mesafe olan farklı otellere dağıtarak, hem aktivistlerin ve basının buraya gelmesini engellemeye hem de protestoların önünü almaya baştan kararlı olduğunu gösterdi. Her şey sıkı bir şekilde kontrol altında. En ufak bir protesto yapanın giriş kartı elinden alınıyor. Her tarafta federal polis ve ordu birlikleri üzerimize makineli tüfeklerini doğrultarak “güvenliğimizi” sağlıyorlar.

Yine de dün burada binlerce insanın katıldığı bir gösteri yapıldı. Ağırlıklı olarak Latin Amerika’nın her yerinden gelmiş köylülerin, yerlilerin ve genç aktivistlerin katıldığı yürüyüşte iklim adaleti çağrısı yapıldı, REDD gibi, karbon ticareti gibi yanlış çözüm politikaları ve sorunu ağırlaştıran Batı ülkeleri protesto edildi.

İklim değişikliği hareketinin en önemli isimlerinden yazar ve aktivist Bill McKibben’ın dediği gibi; bu zirve Titanik’in güvertesinde aile buluşması yapmaya benziyor. Sokaklarda birkaç yüz ya da birkaç bin kişiyi değil, milyonları toplamadan bu ikiyüzlülüğü durdurmamız mümkün değil. Ya da herkes homurdanmayı bırakıp dürüstçe yaşanmaya başlayan büyük felaketteki kendi payını kabul edecek.

Hiç yorum yok: